Nolan’ın Tepegöz kıssasından hissemize düşene bakın

Yönetmen Cristopher Nolan yine yaptı yapacağını. Antik Yunan ozanı Homeros'un Odysseia Destanı'nı filme uyarlayarak ortalığı karıştırdı.

Nolan'ın Odyssey'i ölü sezona öyle bir canlılık getirdi ki...

Sinema salonlarını, Hollywood'u ve Homeros destanlarının kitap satışlarını ihya etmekle kalmadı. Artık bir durgun sezonuna rastlanmayan renksiz ve sıkıcı siyasi tartışmalarımızı da şenlendirdi.

Odysseia, Kral Odysseus'un Truva Savaşı'ndan eve dönüş yolculuğunda başından geçen maceraları ele alıyor.

Deniyor ki, Homeros izlese filmi beğenmezdi. Bir kere Odyssey'deki Helen de Tepegöz de onun destan karakterlerine benzemiyor...

Nolan, antik destanı günümüze uyarlarken kendince yorumlamış.

İyi mi, kötü mü yapmış; ne demeye yapmış? Filmi henüz izleyemediğim için oraya girmiyorum.

Mitolojik kahramanları ve zaferlerini modern dünyaya uyarlamanın böyle cilveleri var. Üstünde biraz oynanması gerekiyor.

Destanının son filmini görse bırakın Nolan'a kızmayı, Homeros eserini tanımayabilir bile.

Ama en tanınmaz uyarlaması, İrlandalı yazar James Joyce'a ait hâlâ. Ulysses romanıyla, aynı destanı 1914 Dublin'inde sıradan bir güne adapte etmişti. Hınzırca bir denemeydi.

Ulysses, Odysseus'un Latincesi. Onun 10 yıllık destansı eve dönüş yolculuğu, romanda bir sabah çıkılan eve bir akşam dönene dek yaşananların anti-destanına çevriliyor.

Kahraman kralın eve dönüşü bir zaferken itilip kakılan, aldatılan Dublinli roman kahramanının eve dönüşü ise pek gurur verici bir son değil.

Ölümsüz destan kahramanları, romanda sıradan faniler ve onların alelâde hayatlarıyla yer değiştiriyor.

Odysseia, bir epik şiir olarak okunsun diye değil dinlensin diye anlatılmıştı. Önce sözlü gelenekten yazıya geçirilirken tahrifata uğradı, sonra filmlere çekilirken başkalaştı. Yolculuğu sürüyor.

Siz de Homeros ve Tepegöz'ü kendinizce yorumlamakta serbestsiniz.

Zaten antik Yunanlılar, Homeros'u kör ozan olarak düşündüler. Homeros adında biri muhtemelen tarihte hiç yaşamadı. Birçok ozandan derlenen anonim söylenceleri, temsili bir yazara mâl ettiler.

İlyada ve Odysseia gibi, modern romanla şiirin atası olacak iki eşsiz destanı niye kör bir ozana söylettiler? Tabii ki görmeden, yaşamadan anlattığını unutturmamak için.

Dilden dile, kulaktan kulağa aktarılan ama yaşandığına kimsenin tanık olmadığı hikâyeler bunlar.

Büyük İskender, uyurken yastığının altına bir İlyada'yı bir de kılıcını koyar mıydı gerçekten? Kim bilebilir...

Peki yoruma engel mi, hayır. İlyada'dan ilham alıp kılıçla dünyayı dize getirmenin destanını yazmak istedi, demenin nesi yanlış?

FANATİZM CANAVARININ BİZDEKİ SEMBOLÜ

Destandaki tek gözlü dev Tepegöz'ün Ulysses romanındaki karşılığı, Vatandaş'tır. Dar görüşlülüğün, körü körüne fanatizmin simgesi bir Vatandaş. İroniye bakın.

Ben de kendimce yorumlamayı seviyorum.

Tepegöz'ü, 2022'de yaşanan bir siyasi sansasyona uyarlamıştım.

Vanlı esnaf yakınıyordu:

"Yaşadığımız krizin sahibi sizsiniz. Bizi perişan ettiniz, bize yazık ettiniz, esnaf ne haldedir."

AK Parti Van İl Başkanı Türkmenoğlu cevap veriyor:

"Sen kendi görüşünü belirt."

Dükkanına gelip halini sormuşlar, esnaf da olduğu gibi söylemişti.

"Sen kendi görüşünü belirt" derken o AK Parti'li, esnafa tam olarak ne demeye çalışıyordu?

"Dış güçlerin ağzıyla konuşma" mı diyor?

"Gâvurun kılıcını sallama" mı?

"Türkiye'ye düşmanlık ve hainlik yapma" mı?

Görüntülerde bu uyarıları gerektirecek veya haklı gösterecek bir neden yoktu.

Yanlış ekonomi politikalarıyla enflasyona ezdirilen zordaki bir vatandaş dert yanmıştı.

Sanki dış güçler kulağına söylemese esnaf kendi dertlerini bilemeyecek, kendi geçim sıkıntılarından haberdar olamayacaktı.

İktidardan memnun olmayan herkese tepeden bir tek gözle bakmanın örneğiydi.

Homeros gibi, Dede Korkut hikâyesinde de tek gözlü, canavardır.

Tepegöz; bebekken ilk emmede emzirenin sütünü, ikincide kanını, üçüncüde canını kurutan yabani bir ucûbe.

Gücü ve dayanıklılığı kurbanlarınca kutsanmasındandır.

Böyle siyah-beyaz masal diyarlarında farklı renklere hayat hakkı tanınmaz.

Karşındakiler hep kara, sen hâzâ ak...

Dünyayı tek gözle algılamanın ıstırabını, Tepegöz çıkıp gelse de bizimkilere anlatsaydı.

Hani son nefesinde dövünüyordu ya şöyle:

"Öyle ki ben çekerim göz bununu/hiçbir yiğide vermesin Tanrı göz bununu/gözüm, gözüm, ay gözüm, tek gözüm..."

Kıssadan şu hisseyi çıkarmıştım: İki gözle bakmak dururken tek gözünü gerçeğe kapatan, ancak kendini kandırır.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.