Düşmanını kaybeden iktidar

Siyasetin uzun soluklu rotasının duraklarından birisi de rakibin kurumlarını ve aktörlerini hukuk ya da iktidar aygıtlarıyla tasfiye etmenin mutlak bir zafer getireceği inancıdır.

Bu inanç ve getirisi bazen çalışsa da genelde tasfiyelerin bazen imha etmediği gibi diyalektik bir “yeniden doğum” da üretir. Muktedir varlığını üzerine kurduğu tarihsel rakibi ortadan kaldırmaya çalışırken, aslında farkında olmadan o rakibin sırtındaki ağır yükleri indirir, tarihsel bagajından arındırır ve nur topu gibi bir meşruiyet zeminine taşır.

Bugün Türk siyasetinde yaşanan kırılma, tam olarak bu teorik paradoksun somut bir tecellisi adeta. CHP’nin 2023 Kurultayı’na ilişkin yargı kararları, Özgür Özel’in genel başkanlığı kaybetmesi, ardından TBMM’de ana muhalefet iddiasıyla yeni bir parti kurma hamlesi göründüğü gibi salt bir iç parti mücadelesi veya kadro kavgası olarak gözükmüyor.

Görülecek ki bu gelişme, iktidarın çeyrek asırdır itinayla inşa ettiği siyasal dilin ve anti-tez hegemonyasının zeminini sarsan devasa bir tektonik kayma olacak.

Siyaset teorisinde oldukça sık karşılaştığımız “Dost-Düşman ikiliği” kavramı imdada yetişiyor. İktidarların kendi varlığını idame ettirmek ve kitlesini elde tutmak için sürekli bir ötekiye ihtiyaç duyduğunu anlatan paradoksun timsali, yani iktidarın ötekisi yüz yıllık köklü geçmişiyle “CHP” oldu.

Parti, köklü geçmişiyle iktidar için son derece kullanışlı bir kaldıraçtı. Zira CHP ismi sadece bir siyasi partiyi değil, cumhuriyet tarihinin tüm krizlerini, toplumsal hafızadaki fay hatlarını ve muhafazakâr seçmenin tarihsel travmalarını temsil eden bir semboldü.

İktidar kendi başarısızlıklarıyla hesaplaşmak yerine, siyaseti sürekli geçmişin hayaletleri üzerinden diri tutmayı tercih etti ve ne zaman sıkıntıya düşse aynı kartı oynadı. “Tek parti dönemi”, “başörtüsü yasakları”, “tüp kuyrukları”, “camilerin ahır olması” gibi benzeri tarihsel referanslar gücünün işlevsel aparatları hâline getirildi. Oldukça da işe yaradı.

Ancak seneler içinde gözden kaçırılan temel husus şuydu: İktidar tüm bu aygıtlar çalışırken kendi varoluşunu, kitleyi konsolide etme mekanizmasını da “CHP” adıyla simgeleşen düşman timsaline göbekten bağımlı hale getirmişti. Bu anlamda ezeli rakibini kurumsal olarak sıkıştırarak tasfiye süreçlerine ittiğinde, aslında kendi sihirli değneğini de bir anlamda kırmış oldu.

Şunu çok açık ve net söyleyebiliriz ki Özgür Özel ve beraberindeki milletvekillerinin ayrılarak yeni bir parti, teşkilat ve isimle ana muhalefet alanını tahkim etmesi, iktidarın elindeki en güçlü silahı elinden almıştır.

Siyasette semboller değiştiğinde, o sembollere yüklenen tarihsel anlamlar da aynı kuvvetle yeni yapıya taşınamaz. Artık her bir muhafazakarın kalbine ayrı ayrı atılan 6 okun saplanacağı bir dart yok. Artık karşıda “yüz yıllık CHP” yok, dünün travmalarından, geçmişin idari hatalarından veya tarihsel yüklerinden muaf, yepyeni bir siyasal aktör var.

Rakip pasifize edilirken aynı anda bir bakmışsınız “tarihsel detoks” sürecine sokulmuş. Yaş-kuru ne varsa her suçun müsebbibi ilan edilen markası kadük haline geldiğinde eldeki cephaneler de aynı yazgıyı paylaşmaz mı? Artık yeni partinin kurucularına veya politikalarına “1940’ların tek parti iktidarını” ya da “1990’ların krizlerini” hatırlatarak saldırmak, toplumsal karşılığı olmayan boşa atılmış bir ok olmaktan öteye geçemez. İktidar

Gelelim madalyonun diğer yüzüne;

Yeni kurulacak parti açısından da bu detoksu en iyi şekilde ifade edebilme zorunluluğu var. Muhalefetin yıllardır iktidar olmasını engelleyen, geniş toplumsal kesimlerle kurduğu temasta direnç oluşturan kronik “eski dokudan” ve hantal reflekslerden, sekülerlikten, monşerlikten kurtulup muhafazakarın da inancı olma zorunluluğu var. CHP’den ayrılmak demek, sadece iktidarın yaftalamalarından kaçmak değil, muhalefetin tavanına çarpan, onu dar bir alana hapseden o kurumsal bagajı da geride bırakmaktır.

Sistemik baskı ve tasfiye sonrası eski yapının içinden bagajsız yeni liderlikler çıkması siyasi tarihte çok yaşanan bir vakıa. Nitekim 90’ların İtalya’sında yerleşik partiler yolsuzlukla tasfiye edildiğinde eski aktörler bitti sanılmıştı ancak sürecin sonunda Berlusconi’ninki gibi -geleneksel siyaset dışı- yepyeni bir dalga doğmuştu.

Benzer şekilde Fransa’da geleneksel sağ ve sol birbirinin başını yiyince Macron iki kanadın da yükünü taşımayan “En Marche” hareketiyle sahneye çıkarak eski jargonu boşa düşürdü. Arjantin’de de Peronist ezberler tıkandığında toplumun adalet arayışı beklenmedik kanallardan tecelli etti. Türkiye’nin yakın geçmişinde Millî Görüş baskılarla tasfiye edilmek istenirken hareketin içinden eskiyi reddeden AK Parti doğmuş, mevcut siyasetin dilini her anlamda etkisiz kılan yeni bir güç olarak yükselmişti. Zira ne yaparsanız yapın sosyolojik mantığın akacağı oluğu hiçbir şekilde tıkayamazsınız.

Bundan sonrası yeni kurulacak hareket açısından bir kredi değil aksine ağır bir imtihanı barındırıyor. Tarihin yükünü geride bırakmak, onu aşmak anlamına gelmez. Eski partiyle arasına salt mesafe koyması yetmez; zihniyetini, kadro kültürünü ve toplumla kurduğu ilişkiyi de yeniden tarif etmek zorunda. Muhafazakâr seçmenin zihninde yıllar boyunca biriken mesafeyi, önyargıyı kapatabildiği ölçüde yeni bir siyasal merkez hâline gelebilir aksi halde eline geçen tarihî fırsatı kendi elleriyle tüketmiş olur.

Siyaset, bazen rakibin yaptığı hatayı boşa çıkarabilecek kadar acımasızdır. Eski nizamın gardiyanları ve dünün konforlu kutuplaşmasından beslenen iktidar stratejistleri düşünsün artık sonrasını.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.