Butlan’daki hesap sandıktan dönebilir
Türk siyaseti son dönemde tarihî günlerden geçiyor… Önce ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu üniversite diploması iptal edilip hapse atıldı. Ardından çok sayıda CHP’li belediye başkanı da aynı kaderi yaşadı. Son olarak ise yine bir mahkeme kararıyla ana muhalefet partisinin genel başkanı ve yönetim organları değiştirildi. CHP’nin genç ve enerjik genel başkanı Özgür Özel görevinden uzaklaştırıldı.
İktidar açısından dikensiz gül bahçesi gibi bir tablo ortaya çıkmış oldu. Ancak siyaset tarihinde benzeri bulunmayan söz konusu tuhaf tablonun sürdürülmesi kolay görünmüyor.
Bir defa CHP tabanı bu oldubittiyi benimsemedi, mevcut yönetimin arkasında durdu. Hiçbir zaman bu partiye oy vermeyen insanlar da yapılanları tasvip etmedi. Diğer taraftan, Özel ve arkadaşları pes etmedi. Önce partilerinin içinde mücadeleye devam ettiler, önlerindeki bütün yollar kapanınca da yeni bir parti çatısı altında bir araya geldiler.
Daha önce de bir partinin içinden başka partilerin doğduğunu gördük ama bir partideki ana gövdenin ayrılıp yeni bir yapı oluşturmasının tek bir örneği var: 2001’de Milli Görüş hareketinden ayrılan kadronun teşkil ettiği AK Parti. O dönemde de eski partinin yönetici kadrosunun, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, üyelerinin ve en önemlisi seçmen tabanının çoğunluğu yeni partiye katılmıştı.
Şuan itibarıyla CHP’nin milletvekilinden 91’i Yeni Parti’ye geçmiş durumda. Bu sayının artmasını bekleyenler de var. Eski partinin yerel teşkilatları da yeni parti bünyesinde faaliyetlerine devam edecekler gibi görünüyor. Tabanın desteği de ortada. Bir tek belediye başkanlarının bugünkü konjonktürden kaynaklanan malum “özel durumları” sebebiyle acele etmeyecekleri anlaşılıyor. Ancak katılımların toplamı itibarıyla sergilenen gövde gösterisi ciddiye alınması gereken bir boyut taşıyor…
Diğer taraftan, Yeni Parti’nin kurulup halkın önüne çıkılması aşamasında gösterilen performans da gayet başarılıydı. Özgür Özel bu süreçte yaptığı açıklamalarda ölçülü ve denge gözeten mesajlar vermeye itina etti.
Sembolik jestler de iyi düşünülmüştü. Mesela kuruluş tarihinin Lozan’ın yıldönümüne denk getirilmesi gibi. Aynı şekilde Kurtuluş Savaşı başlangıcında meclis açılırken Atatürk’ün yaptığı gibi Hacı Bayram Camiinde kılınan “cuma namazı” sonrası yola çıkılması da anlamlıydı.
Bu tür jestler aynı zamanda yeni partinin eskisinden farklılaşma yönünü de gösteriyor mu? Herhâlde gösteriyor. Tek parti döneminden itibaren geniş sağ seçmen nezdinde pek olumlu olmayan CHP imajının onarılması için yakın dönemlerde çokça gayret sarf edildi ama belirli isimlerin ve belirli resimlerin yüklendikleri anlamların değişmesi kolay değil. Merkez sağ kökenli adaylarla kazanılan belediye seçimlerine karşılık, partinin adının taşıdığı olumsuz hatıra tortuları geniş toplum kesimlerinin kazanılması önünde engel olarak durmaya devam ediyor.
Bu yüzden Özgür ve Özel ve arkadaşları yeni bir isimle yeni bir başlangıç yapmanın avantajlarını değerlendirme imkanına da sahip olacaklar. Ne var ki Yeni Parti’yi gerçekten “yeni bir parti” olarak 86 milyona kabul ettirebilecekler mi, onu önümüzdeki süreçte göreceğiz.
Bunu yapabilirlerse, yani eski partilerinin taşınması zor bagajlarından kurtulabilirlerse önlerinde bir imkan kapısı açılmış olacak. Bu imkan kapısından geçip Yeni Parti’yi 21. yüzyıl Türkiye’sinin ihtiyacı olan kapsayıcı ve kucaklayıcı yeni bir siyasi vizyon oluşturmaya vesile kılabilirlerse siyasetin dengeleri o zaman değişecektir.
Bu durumda ana muhalefeti etkisizleştirmeye yönelik Butlan siyasetinin de amacının tam aksi yönde bir sonuca yol açması gibi bir talih cilvesi söz konusu olabilecek.
Unutmayalım ki siyasi tarihin sayfaları böylesi talih cilvelerinin hikayeleriyle doludur...
