Komplo teorilerinden medet uman siyaset

Ortada basit bir iktidar kavgasından başka hiçbir şey yok aslında ama görünenlerin altında görünmeyen bir sürecin işlediğine inanmamız isteniyor. Anlaşıldığı kadarıyla buna inananlar da hiç az değil. Neler konuşuluyor neler… Türkiye’de bir derin devlet varmış, kimin iktidar olacağına kimin muhalefette kalacağına o karar veriyormuş.

Öyle anlaşılıyor ki “Belediye silkelemeleri, diploma iptalleri, mutlak butlan kararları olağan yargı süreçleridir” iddiası fazla inandırıcı gelmediğinden bu sefer de “Siz anlamazsınız, bu işin arkasında derin devletin siyaseti dizayn çabası var” iddiası ortaya atıldı.

İyi de gayet görünür bir yönetim yapısı var karşımızda” demeyin, işler sizin bildiğiniz ve hatta gözlerinizle gördüğünüz gibi değil. Bugün itibarıyla yargıya, askere, polise, maliyeye, hatta basına ve sermayeye hükmetme gücüne sahip bir siyasi iktidarın aslında gerçek iktidar olmadığını varsaymak aklınıza, mantığınıza uymuyor diye, bu vatanın sevdalıları derin gerçekleri deşifre etmekten geri duracak değiller!

Şu da var: Buradaki derin devlet, 12 Eylül ve 28 Şubat süreçlerindeki gibi değil, “artık” iyi huylu bir yapı. Milletin ve devletin bekasının tehlike altına girdiğini gördüğü süreçlerde ortaya çıkıp gerekli dokunuşu yaparak dengeleri yerine oturtan bir yapı…

Yani bir tür iyi tanrı… Ahura Mazda’nın modern versiyonu. Ancak tabii ortada birtakım olumsuzluklar da var, bunların da sorumlusunu bulmak gerekiyor. Bunların sorumlusu ise elbette Ehrimen. Siyasi komplo teorileri literatüründeki karşılığı “dış güçler”... Kimlikleri genellikle belirsiz bırakılıyor olsa da biraz daha mürekkep yalamışların dilinden Londra, İngiliz kraliyeti gibi sözler usulca dökülebiliyor. “19. yüzyılın paylaşım kavgası sona ermedi” gibi bilgelik dolu değerlendirmeler de işitilebiliyor aynı ağızlardan.

Peki, bu mitolojik siyaset evreni anlatısı son tahlilde bize ne söylemiş oluyor? Siyasetin imkânsızlığını, demokratik mücadelenin gereksizliğini… İçeride derin devlet, dışarıda dış güçler kaderimizi yazıyor, bize düşen de adımıza yazılan rolü oynamaktan ibaret.

Bu hikayeyi uydurup anlatanların amacı belli. “Hatt-ı siyaset”lerine gerekçe göstermek. Dolayısıyla onlara söylenecek bir şey yok. Ancak bunlara gözü kapalı inanmaya hazır kitlelerin derdi ne?

Aslında şu veya bu toplum kesimine özgü bir durum değil bu. İnsan psikolojisinin zaaf noktalarından biri. Biz insanlar kabullerimize ve beklentilerimize uygun gelişmeyen hadiseleri görünenden farklı sebeplere bağlama ihtiyacı duyarız. Freud’un modern psikolojiye armağanı olan “savunma mekanizmaları”ndan söz ediyorum.

İnsanlar karşılaştıkları olumsuzlukları veya işledikleri hataları “temize çıkarmak için” ve böylece kendilerini rahatlatmak için bilinçli olarak değil, bilinçaltlarının sevkiyle zihinlerinde birtakım bahaneler üretirler.

Komplo teorilerinin çıkış yeri de burasıdır. Zira her şey yolunda giderken, insanlar bizi alkışlarken, emeğimizin karşılığını alırken… bu başarılarımızın arkasında gizli bir yapının olduğu varsayımı aklımıza gelmez. Buna mukabil, birtakım olumsuzluklarla karşılaştığımız zaman bu işin arkasında acaba hangi düşmanımız var diye düşünmeye başlarız hemen.

Ne var ki başınıza gelen her olumsuzluğu dış kaynaklı bir oyun olarak görmeye eğilim gösterirseniz karşılaştığınız hadisenin gerçek mahiyetini anlayamamak gibi bir kaybınız olabilir. Çünkü komplo teorileri bize karşımızdaki hadisenin mahiyetini anlatamaz, aksine başımızı kuma gömüp gerçekleri gözden kaçırmamıza yol açar. Gelgelelim yaratılışımızın bir parçası olan psikolojik zaaflarımızdan büsbütün kurtulmamızın imkanı yok. En azından herkesin bu yanını törpülemek mümkün değil. Bazı gerçeklerden kaçma ihtiyacı doğrultusunda en eski atalarımızın keşfettiği yolları genetik bir bilgi olarak taşıyoruz hepimiz.

Mezkur yapımız dolayısıyla inandığımız veya inanmaya teşne olduğumuz komplo teorilerinin siyasetçinin diline düşmesinin sebebi de farklı değil: Başarısızlığın, hatanın, zararın, kabahatin sorumluluğunu üstlenmekten kaçınma yolu…

Ama komplo teorilerinin de akla yatkın olanı var, deli saçması diye hiç düşünmeden bir kenara atılması gerekeni var… O kadar da değil diyebilmeliyiz bazen.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.