Buna tavuklar güler

Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Thomas J. Sargent, modern makroekonominin kurucu isimlerinden biri kabul ediliyor. Uzun yıllar Princeton ve New York Üniversitelerinde ekonomi hocalığı yapmış. 2013 yılında Princeton Üniversitesinde verdiği, “Fiyat Kontrolleri ve Enflasyon” başlıklı halka açık konferansında sarf ettiği ve bugün meşhur olmuş bir sözü var: “İktisatçılar çok şey bilmez ama kıtlık ve fazlalığın sebebini gerçekten biliyoruz.” Nedir bildikleri? Şudur: Kıtlığın da fazlalığın da sebebi narhtır. Narh, bir malın veya hizmetin fiyatını, siyasî otoritenin emirle belirlemesidir. Bunu iyi niyetle yaparlar. Halk pahalı mal almasın diye emrederler: “Fiyat düşürüleceeek… Düşür!” Veya zavallı üretici sıkıntı çekmesin diye emrederler: “Fiyat yükseltileceeek… Yükselt!”

FİYAT DEMEK NE DEMEK?

Hâlbuki fiyat, iktisat biliminin asıl konusudur. İktisattaki hemen her olayın hem sebebidir hem sonucudur. Daha teknik bir deyişle fiyat, iki unsurun denge noktasıdır: Üretici bir malı veya hizmeti hangi fiyat karşılığında üretip s ize satmaya razı olur? Piyasada bir üretici ve bir tüketici yok. Bu sorular istatistik sorulardır, cevapları da istatistik cevaplardır. İnsanlar daha pahalıya almaya razı olursa piyasaya daha fazla üretici girer. Bu daha fazla üretici sayesinde de daha fazla mal ve hizmet üretilir. Bu fiyat yükseldikçe ürünün artmasına, fiyat azaldıkça da ürünün piyasadan çekilmesine bir ad veriyorlar: Arz eğrisi. Bir de işin talep tarafı var. Ürün pahalılaştıkça ona olan talep düşüyor. Ucuzladıkça insanlar daha fazla alabiliyor, daha fazla almak istiyor. Bu da talep eğrisi.

İşte fiyat bu: Arz eğrisi ile talep eğrisinin kesiştiği, ikisinin dengelendiği bir nokta var. O nokta, ürünün fiyatıdır.

Ürünün fiyatı, maliyet artı kâr değildir. Ürünün fiyatı, iktidarın öngördüğü fiyat da değildir. O iki eğrinin, arz eğrisiyle talep eğrisinin kesiştiği yerdir. Piyasanın, yani “görünmez el”in tayin ettiği kadar liradır. Ne eksik ne fazla.

Şimdi siz, pahalılığı ortadan kaldırmak ve enflasyona engel olmak için fiyatı düşürdünüz. O denge noktasından uzaklaştınız. Ne olur? Talep artar. Çünkü mal ucuzlamıştır. Daha çok insan onu alabilecek hâldedir. Az alan da daha fazlasını alabilir. Buna karşılık üreticilerin bir kısmı piyasadan çekilir. Onlar önceki fiyatla üretebiliyordu. Artık bu yeni düşük fiyatla üretmek istemeyebilirler; veya ellerindeki imkânları, kendilerini daha çok tatmin edecek başka bir malın üretimine çevirebilirler. İşte kıtlık böyle doğar. Bir taraftan talep artarken diğer taraftan arz düşmektedir. Kıtlık…

KIRMIZI ET BEYAZ ET

Bunu önce sütte, sonra ette denedik. Halkımız rahat rahat süt alabilsin, bebeğine, çocuğuna süt içirebilsin diye… Ne güzel bir gerekçe değil mi? Süte daha düşük fiyat verdik. İnsanlar süt üretimine devam etmek istemedi. İnekler kesimhaneye gitti. İnekler kesilince danalar da azaldı. Aman halkımız etsiz kalmasın diye ucuz et ithal ettik… Besi hayvancılığı tamamıyla bitti. Şimdi Et ve Süt Kurumu, Et İthalat Kurumu ve o sevgili halkımız pek az kırmızı et yiyebiliyor.

Kırmızı et bitince, arzı azalınca, fiyatı yükselince tüketici beyaz ete döndü. Kırmızı eti yok ederek yaptığımız hatayı telafi edelim. Nasıl mı? Beyaz et fiyatlarını düşürerek. Nasıl olacak? Beyaz et üreticilerine sabaha karşı baskın yapacağız. Kafalarından tutarak polis otolarının arkasına tıkacağız. Sonra tutuklayacağız. Kim bilir, belki bir Yumurta ve Tavuk Kurumu kurarız. O da yumurta ve tavuk ithal eder.

HER YER TAVUK OLACAK

Bu kadar iktisat nutku attık. Şimdi ne olacak dersiniz? Tavuk fiyatları ucuzlayacak, her taraf tavuk olacak. Halk da rahat rahat tavuk mu tüketecek?

Aklıma başka bir Nobelli iktisatçının, Milton Friedman’ın sözü geliyor: “Bizim hükümete Büyük Sahra’nın yönetimini verseler, beş yıla kalmaz kum kıtlığı başlar.

Aklınıza bir soru takılmış olabilir. Sen arz, talep falan diyorsun ama Bodrum’da lahmacun beş bin liraya satılıyor (Yoksa üç bin miydi?). İstanbul Hava Limanı’nda (İGA’da) bir tost, bir ayran kaç Euro sen biliyor musun? Hani neyin eğrisi? Haklısınız. Ama ben de haklıyım. Düşünün, üç bine lahmacun satan lahmacuncunun hemen yanına, “Fırsat bu fırsat!” diye aynı lahmacunu iki bine satan bir lahmacuncu niye gelmez, niye gelemez? Veya İGA’da bilmem 50 Euro’ya tost satan işletmenin yanı başında aynı tostu 25 Euro’ya satan bir dükkân niye açılmaz?

Eh, benden bu kadar. Niye gelmez ile niye açılmaz sorularının cevabını da varın siz bulun.

13 Nisan 2025 tarihli, “Fiyatları kim arttırıyor?” yazımda Sargent’in kıtlık ve fazlalık özdeyişini 2011 Nobel nutkunda sarf ettiğini yazmıştım. Yanılmışım. O cümle, 2013 Princeton konferansında söylenmiş.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.