15 Temmuz’da TBMM’deki sığınak tartışması

15 Temmuz 2016 gecesi TBMM’ne giden milletvekilleri, gerçekten büyük bir cesâret gösterdiler. Atılan bombaları umursamadan direndiler. Fakat Genel Kurul Salonu’nun yakınına düşen 2. bomba “Sığınağa inelim, inmeyelim” tartışmaları başlattı ve “inelim” diyenler kazandı. Ben orada değildim. Kendileri, böyle anlattılar.

Geçtiğimiz yıllarda o geceyi anlatan vekillerin açıklamalarını hatırlıyorum. AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir, Meclis’e ilk gidenlerden. Sığınak tartışmalarında hangi taraftaydı bilemem ama mikrofona konuşurken sığınaktan bahsetmedi. “Ortalık toz duman oldu.” dan sonrası yok. MHP Milletvekili Erkan Akçay, Ahaber’e konuşurken sığınak tartışmasından bahsetmiş bulundu. Arkasından sığınağın çok da iyi bir yer olmadığını ekledi. Muhâbir, imdâdına yetişti. “Belki genel kurul salonundan daha güvensizdi.” dedi.

Tabi tabi! Vekiller, “Biz burada sağ kalırız. En iyisi sığınağa inip ölelim.” demişler.

Bu sene de Keşir, TGRT Haber’e konuşurken yine sığınaktan bahsetmedi. “Yerimizden kıpırdamadık” minvalinde sözler etti. Demek ki sığınağa inmek, kıpırdamak değil. Ne de olsa orası da Meclis. Geceyi anlattığı yazısında ise “bodrum” kelimesini kullandı.

“Daha sonra avizelerin düşme ihtimâline karşın bizi bir kat altta bulunan bodruma indirdiler.”

Avize düşme ihtimâli olmayan tarafa geçseydiniz o zaman. Hem, “İndirdiler” ne demek? Kim, niye indirdi sizi? Kendi irâdenizle ortak kararla inmediniz mi?

Amaç ne anlayamıyorum. Korkup sığınağa inmek, son derece insânî bir refleks. Biz, o gece Çankaya Köşkü’nün 5 numaralı kapısının önündeydik. Ayaklarım, korkudan zangır zangır titriyordu. Çatışma olduğunda kaçacak delik aradık. Bu, ayıp bir şey değil. Ne yapayım, o gece Kazan’da olmadığı hâlde oradaymış gibi kahramanlık hikâyeleri anlatan belediye başkanı gibi, “Karşılarına çıkıp ‘sıkın ulan’ dedim.” yalanına mı sığınayım?

Mezkûr belediye başkanı, 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu’na gelene kadar birçok yerde Kazan’ı nasıl kurtardığını anlatmıştı. Komisyonda, bir MHP milletvekilinin sâyesinde Kazan’da olmadığını, yarım ağız itiraf etti. O kadar yarım ağız ki haber kanalları fark etmeyip yine kahraman olarak bahsettiler. Bunu kamuoyuna duyurmak, bana nasib oldu çok şükür. Sonuç mu? Yağlı ballı bir görevi kaptı.

İki olay arasında mühim bir farka dikkatinizi çekmek istiyorum. Belediye başkanı örneğinde, olmayan şeyleri uydurarak sahte kahraman olma var. Meclis örneğinde ise yalan yok. Sâdece kahramanlığa hâlel getiren kısım, kesilip atılıyor. Vekillerimiz; asker, polis ve halk meydanlarda direnirken değil sığınağa inmek, meydanlara çıkmalıydılar.

Bekir Bozdağ 15 Temmuz 2020’de şöyle demişti:

“Şu sesleri duydum. ‘Başkanım burada duygusal olmamak lâzım. Meclis'in üzerine düşse bir sürü insan ölebilirdi'. O an aklımdan şu geçti. “Eyvah, Meclis şu anda telâşla kapanır, sığınağa gidersek, halk görürse korku, paniğe neden olabilir, o zaman vatandaş meydana çıkmaz.’ diye düşündüm, 'Bize düşen burada kalmak' dedim. Sonra sığınağa inmeye karar verdik."

Yâni vekiller kendi irâdeleriyle sığınağa inmişler. Bozdağ’ın da dediği gibi iyi ki halk, vekillerin sığınağa indiğini bilmedi. Ya herkes paniğe kapılıp meydanlardan çekilseydi?

Lamı cimi yok! Millet dışarıda tankların önüne dikilirken sığınağa inmek, aferin denecek bir şey değil. Fakat suç da değil. Vekillerimiz, lütfen alınmasınlar. O gece Meclis’e gitmeleri, çok ama çok kıymetliydi. Sığınağa inmeseler, tıpkı TBMM binâsı gibi gâzi olacaklardı.

,,,,,,,,


Redd-i Mîrâsı CHP değil, Osmanlı yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Zirvesi’nde yabancı devlet başkanlarının mehter takımı ve yeniçerilerle karşılanmasını eleştirenlere, “Artık redd-i mîrâs yapan bir Türkiye yok.” dedi. Konuşma metnini yazanlar, Yeniçeri Ocağı’nın 1826’da Sultan 2. Mahmud tarafından kaldırıldığını ve buna Vak’a-i Hayriyye dendiğini bilmiyor olamazlar. Sâdece kaldırılmadı; ocağın hâfızası da silindi. Kışlaları yerle bir edildikten sonra bunlarla ilgili kahvehane, mehterhâne, tulumbacılar ocağı da ortadan kaldırıldı. Maalesef darbe hâfızasını silmek mümkün olmadı. 1914’de Harbiye Nâzırı Enver Paşa’nın isteğiyle Mehter takımı, tekrar kuruldu. Enverciler kızmasın, darbeci bir askerdi ne de olsa.

Yeniçeri Ocağı’nı, Osmanlı kurdu; Osmanlı yok etti. Bir yandan, darbesiz bir Türkiye isteyip diğer yandan, darbeyle özdeşleşen bir kurumla övünmek, anlaşılır bir şey değil.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.