Orta güçler ittifakının vaadi

MARCO BUTİ & MORENO BERTOLDİ

(Bu yazı iki yazarın ortak makalesidir )

Jeopolitik gerilimin tırmandığı bir ortamda, dünya giderek iki güç arasında sıkışıyor: kaynak çıkarımına dayalı bir süper güç olan Amerika Birleşik Devletleri ve küresel etkisini diğer ülkeleri kendi ihracatına bağımlı kılmaya dayandıran bir “bağımlılık süper gücü” olan Çin. Anlamlı bir direnişin olmadığı bir ortamda, her iki ülke de kendi rotalarında ilerlemeye devam edecek ve orta güçler ya onların taleplerine boyun eğmek ya da misillemeyle karşı karşıya kalmak zorunda kalacak.

Ancak Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Ocak ayında Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısındaki çığır açıcı konuşmasında savunduğu gibi, özellikle orta güçler bir araya gelirse bu sonuç kaçınılmaz değil. Carney, “büyük güçlerin rekabet ettiği bir dünyada, aradaki ülkelerin bir seçeneği var: birbirleriyle rekabet ederek destek kazanmaya çalışmak ya da bir araya gelerek etkili bir üçüncü yol oluşturmak” dedi.

Soru, bu üçüncü yolun nasıl inşa edileceği. Bunun için orta güçler arasında işbirliği yapılabilecek somut alanların belirlenmesi, sonuç üretebilecek ittifakların kurulması ve özellikle Avrupa Birliği içinde olmak üzere kolektif eylemi daha etkili kılacak kurumsal ve politika değişiklikleri üzerinde uzlaşılması gerekiyor.
Beş temel öncelik öne çıkıyor ve Carney konuşmasında bunlardan bazılarına değindi. İlk olarak, orta güçler AB ile Hindistan arasında kısa süre önce varılan anlaşmaya benzer yeni bir serbest ticaret anlaşmaları ağı geliştirmeli. Mevcut anlaşmaların genişletilmesi, büyük ticaret blokları arasında - özellikle AB ile Trans-Pasifik Ortaklığı Kapsamlı ve İlerici Anlaşması - işbirliğinin derinleştirilmesi ve AB ile Kanada arasında olduğu gibi kapsamlı stratejik ortaklıkların kurulmasıyla siyasi ve ekonomik bağlar güçlendirilebilir.

İkincisi, tedarik zincirinin çeşitlendirilmesi en önemli öncelik haline gelmelidir. ABD üretimi yeniden ülke içine çekmek ve yatırım akışlarını müttefiklerinden uzaklaştırmak için korumacılığa yönelirken, orta güçlerin – dijital altyapı ve yapay zekâ gibi hâlihazırda ABD ve Çin’in hâkim olduğu sektörler de dahil – daha özerk tedarik zincirleri kurma konusunda ortak çıkarı var. Zamanla, bu tedarik zincirleri giderek iç talebe dayanmalı ve Çin’in girdilerine ve ABD pazarlarına olan bağımlılığı azaltmalıdır.

Üçüncüsü, çok taraflı düzenin yeniden inşası, Dünya Ticaret Örgütü’nün reformuyla başlamalıdır. WTO’nun Kamerun’daki yaklaşan bakanlar konferansı öncesinde, AB üye devletleri – diğer orta güçlerle koordinasyon içinde – ABD sonrası bir gündemi şekillendirmeyi amaçlayan uluslararası bir konferans toplamalı ve serbest ve adil ticareti güvence altına alacak ortak bir öneri sunmalı.

Dördüncüsü, orta güçlerin oluşturduğu herhangi bir koalisyonun meşruiyeti, dünyanın en savunmasız ekonomilerini destekleme kabiliyetine bağlıdır. AB, Başkan Donald Trump döneminde ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) dağıtılmasıyla oluşan 60 milyar dolarlık finansman açığını kapatmaya yönelik uluslararası çabalara öncülük etmeli. AB kurumları ile üye devletleri bir araya getiren insani ve kalkınma yardımı girişimi “Team Europe”, yaklaşık 90 milyar avroluk bütçesinin bir bölümünü yeniden tahsis ederek başlayabilir ve Kanada, Japonya ve Avustralya gibi ülkeleri de aynısını yapmaya teşvik edebilir.

Son olarak, küresel iklim gündemi yeniden canlandırılmalıdır. Trump yönetimi iklim değişikliğini açıkça inkar edip temiz enerjiye karşı kampanya yürütürken, orta güçler yeşil dönüşüme öncülük etme sorumluluğuna sahiptir.

Orta güçler ittifakı ABD ve Çin’le doğrudan çatışmaktan ziyade onları sınırlamayı hedefleyeceği için esnek kalabilir ve pragmatik bir “değişken geometri” yaklaşımı benimseyebilir. Carney’nin ifadesiyle böyle bir düzenleme, “ortak değerler ve çıkarlar temelinde, farklı meseleler için farklı koalisyonlara” dayanır. Bu doğrultuda, jeopolitik baskılarla ilgilenen orta güçler grubu, tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye ve güçlendirmeye odaklanan grupla aynı olmak zorunda değildir.

Ancak bu esneklik, özellikle bir üye süper güç tarafından haksız bir şekilde hedef alındığında, tutarlılık ve dayanışmadan ödün verilerek sağlanamaz. Trump yönetimi, eski Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro’nun 2023 darbe girişimi nedeniyle yargılanmasına yanıt olarak Brezilya’ya %50 gümrük vergisi uyguladığında, çoğu ABD müttefiki sessiz kaldı ve bu da bariz ekonomik baskıya karşı savunma olarak birliğin gerekliliğini vurguladı.

Birleşik bir orta güç ittifakı, üyeleri belirli alanlarda büyük etkiye sahip olacağından, önemli bir kaldıraç gücüne sahip olacaktır. Örneğin AB, ekonomik bir güç merkezidir; Hindistan ve Japonya sırasıyla dünyanın dördüncü ve beşinci büyük ekonomileridir; Kanada bir enerji süper gücüdür; Brezilya ve Avustralya muazzam doğal kaynaklara sahiptir; Birleşik Krallık ise önemli bir finans merkezi olmaya devam etmektedir. Bu ülkeler tek başlarına, toplu ağırlıklarının çok altında bir etkiye sahiptir; ancak bir araya geldiklerinde ABD ve Çin’in etkisine rakip olabilirler.

Ancak gelecekteki bir orta güçler ittifakında etkili olmak ve Carney’nin vurguladığı liberal uluslararası düzende yaşanan “kopuşu” gidermek için orta güçlerin kendi “iş modelini” yeniden düşünmesi gerekir.
Daha önce savunduğumuz gibi AB hâlâ “tamamlanmamış” bir süper güçtür. Tarihi, yapısı ve kurumsal mimarisi, tam anlamıyla bir süper güç olmasını engellemektedir. Ancak yine de güçlü yanlarını kullanabilir.

Güncel fiyatlarla AB’nin GSYİH’si ve askerî harcamaları Çin’i aşarken, kalkınma yardımıyla ölçülen yumuşak gücü hem Çin’inkini hem de ABD’ninkini geride bırakıyor. Daha “az tamamlanmamış” bir süper güç olmak ve orta güçler ittifakında liderlik rolü üstlenmek için AB’nin oybirliği şartını terk etmek, tam işleyen bir ortak pazarın önündeki kalan engelleri kaldırmak ve ortak bir güvenli varlık çıkarmak gibi kapsamlı kurumsal reformlar yapması gerekiyor. Her şeyden önce, gerçek bir savunma birliği kurmalıdır.
Carney’nin Davos’ta belirttiği gibi, eski uluslararası düzen “geri gelmeyecek”. Ancak orta güçler toparlanabilirse, bugünün kırılmaları liberal değerlerin ve kurumların gelişebileceği yeni bir düzen için koşullar yaratabilir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.