Babasının omzunda Kur’an okuyan kralın hikayesi

Babam hastanede... Yaşadığımız dünyanın karmaşası, bazen hayatımızın çok önemli anlarını, varoluşumuzun anlam dünyasını kaybetmemize vesile oluyor. Oysa hayat çok kısa, dünyayı değiştirmeye çalışırken çok yakınımızdakileri ihmal etmeye değmeyecek kadar da önemsiz.

Bu gece babamla hastanede baş başa kaldığımda, bütün bir hayat maceramı adeta film şeridi gibi yeniden seyrediyorum. Onun ilaçlardan bitkin halini, nefes alıp verişini izlerken dünyayı ve hayatı yeniden keşfediyorum. Yılların sayfalarını tek tek çevirip satır aralarındaki hüzünleri, sevinçleri yeniden temize çekiyorum.

Ama ilaç kokulu odalardan bakınca çocukluğumun kekik kokulu kırlarına gitmek o kadar zor ki...

Ama gitmeliyim, bu gece şehirleri, hastaneleri, kloroform kokularını terk etmeliyim.

Eğer bunu başaramazsam çam ve iğde kokuları arasında Kur’an okuyan, ilahiler söyleyen o çocuğu asla bulamayacağım.

Eğer bunu başaramazsam Ege’nin dağlarında koyunlara Lorca’nın “Kurtuba uzakta tek başına” dizelerini okuyan o çılgın gençliğime bir daha asla yetişemeyeceğim,

***

/Kurtuba
Uzakta tek başına
Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba’ya
Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında
Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba’ya
Kurtuba
Uzakta tek başına/

***

Bu gece çok uzaklardayım, beni aramayın. Babasının omzunda Kur’an okuyan o küçük kralı aramaya gidiyorum. İlkokulu henüz yeni bitirmiştim, hafızlığa başladım. Hafızlık bizim toplumumuzda çok önemli bir mevkidir. Hafızlığa başladığımda ben de evin küçük kralı olmuştum. Bunu lafın gelişi söylemiyorum, sahiden kral gibiydim; annem, babam ve kardeşlerim benim hizmetimdeydi. Ama bu gönüllü bir hizmetkarlıktı, bana hizmeti adeta bir ibadet gibi görüyorlardı.

Hiç unutmam bir kış günü sabah namazından önce camide mukabele okumaya gidecektim. Sabah kalktığımızda beyaz bir rüyaya uyandık. Boyumu aşan bir kar denizinin içinden çıkıp yürüyerek camiye gitmenin imkan ve ihtimali yoktu.

Babam hazırlandı, lastik çizmelerini giydi, ben de Kur’an’ı elime alıp babamın sırtındaki tahtıma kuruldum ve kar denizinin içine daldık. Babamın omzunda keyfim yerindeydi ve küçük kral elini kara bile değdirmeden menzile ulaştı. Cami çok soğuk olduğu için hemen yanında içinde soba yanan geniş bir odada mukabele okuyorduk. Mekana ulaştığımızda üzerimde en küçük kar tanesi bile yoktu, beni gören herkes “hafız sen uçarak mı geldin” diyerek şaşkınlıklarını ifade ettiler.

Evet babasının omzunda Kur’an okuyan küçük kral uçarak gelmişti. Bu öyle bir taht ki, dünyada hiçbir krala nasip olmayacak kadar muhteşem... Keşke babamın saçlarına yine hep karlar yağsa ve ben kekik kokulu odalarda o küçük hafızı beklesem...

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum