Estetik zaman ya da vakit çiçekleri

Zamanın ne çetin bir mesele olduğu öteden beri kabul edilir. İster felsefe konu edinsin onu isterse sanat sonuç değişmez. O ne tarafından tutsanız kayan hangi yönden baksanız şekil değiştiren adeta bir sonsuzluk dalgasıdır. Fakat ne vakittir hayatın duraklarını ölçme ihtiyacı doğmuştur işte o an saat denilen mucizevi mekanizma hayatın merkezine oturmuş sonra da kalp olup atmıştır. Zaten saat denildiği zaman bir mekanizma değil olgunun tam da kendisi anlaşılır. Her toplumun kendisine göre bir zaman algısı ve onu yaşam pratiğine çeviren tercihleri vardır. Ne var ki kutsiyet tülü, bile isteye üstünden hiç alınmak istenmemiştir bizde. Severken korunan, içten içe korkulan fakat sonunda aşık olup bağlanılan bir nesnedir saat. Sadece eski adamların yelek ceplerine şevkle el atıp gözlerini kainatın sırrını ararcasına bakışlarına dikkat etmek bile yeterlidir. İnce bilekli güzel kadınlar her zaman bir ılgın, kiraz ışığı görürler onda. Çocukların neşesi, işçinin umudu, memurun iç sesi, aşıkların kemendidir. O sebepten estetik ile hayat ve vaktin çiçeklenişi yekpare kanat takar saatlerde.

Eğer saatin bir zevk, estetik, vakit çiçeği, itibar, kültür yorumu ve teknik iddia yanında büsbütün bir âlem olduğunu merak edenler varsa önlerinde büyük bir imkan duruyor. Değerli kültür ve sanat adamı, koleksiyoner, küratör ve zevk sahibi Mehmet Çebi, uzunca süredir fedakarlık ve sabırla biriktirdiği 305 parça nadide saatini gün yüzüne çıkardı. Mimar Sinan Üniversitesi’ne bağlı, Tophane-i Amire binasında 2026’ın göz yaşartıcı sergisi açıldı: ‘Muhteşem Cep Saatleri Koleksiyonu’. 9 Nisan 2026 tarihine kadar Beş Kubbe Salonunda, 10-18 saatleri arasında sergiyi görmek mümkün. Modacılar, romancılar, sanat tasarımcıları, antikacılar, İstanbul sevdalıları, koleksiyonerler, gençler her yaş ve meşrepten insana hitap edecek, renk, biçim, ışık, tasarım, hayal hasılı çağrışım sağanağı hazır bekliyor. Mehmet Çebi geniş salona çok yönlü bir zaman çarkı duygusu vermek için duvarları saat görselleriyle donatmış. Bu gözü boşluk duygusundan kurtarmaya yaramış. Hatta mekanı dolaylı bir saat kılmış.

Böylesi yüksek kubbeli, geniş ve bünyeli yapılarda tematik bütünlüğü korumak kolay değildir. Neredeyse dört yüzyıla yayılan nadide saatleri birbiriyle yarıştırmadan göze, duyguya, estetik algıya ve koleksiyonerin ruh dünyasına yansıtmak için kullanacağınız malzeme önem taşır. Saatlerin desenleri, mekanik yapıları, altın, gümüş benzeri materyalleri, ilk sahiplerinin statülerini gerçekçi fakat şiirsel bir üslupla yansıtmak gerekir. Bu bağlamda, Muhteşem Cep Saatleri Koleksiyonu’ sergisi İstanbul’un vizyonunu da ilgilendirir. Bu bağlamda İstanbul’un hak ettiği yerde durduğu maalesef söylenemez. Böylesi daha çok ve bağlamlı sergi olmalı şehirde.

Avrupalı saat üreticilerinin hemen her zevkten ve statüden insanı gözeterek yaptıkları saatler aynı zamanda bir iktisat ve siyaset konusudur. Bizde koldan, cepten, şehir meydanlarına, saat kulelerine kadar genişleyen zaman fikri ise şimdilerde sadece mesainin ve acelenin ağında çırpınıyor olabilir. Fakat nar kırmızısından çivit mavisine, padişah tuğralısından, püsküllü altın zincirlisine, çift başlı kartal motiflisinden papalık ayinine, kırda gezintiden deniz yelkenlisine, balık lavraları gibi turkuaz puantiyelisinden menekşe desenlisine, sadelikten hayal bayrağını göndere çekercesine en iddialısına değin onca saat…Bir saat sadece bir alet değil elvanlı bir hayat şarkısıdır.

Her sergi çok amaçlı ve farklı gözlerle gezilebilir. Kapısından girerken bizi çeken merak duygusunun dışarıya ilk adımı attığımızda yeni yüklerle bezenmesi beklenir. Bunca değerli parçayı gözü yormadan, mantığı zorlamadan, kapağının açılmasında zincirinin yayılmasına, kurma kolundan zemine konulacak kadifeye kadar düşlemek gerekiyor. Ayrıntıların birbiriyle cenk ederken markalar ve idealler arasında çınlaması zamanın tarihini varlığın özüne kadar çekmeye niyet edenlere ilhamlar verecektir. Kendi adıma şiirsel kalp çarpmalarını yaşadığım bu sergide, faniliğin değil aşkın göz kırpışlarını gördüm. Zaman bir çağla bademi rengi tonuyla ışıl ışıl Tophane-i Amire’nin merdivenlerinden Sarayburnu’na değin birkaç kez kanatlanıp uçtu.

Şehir kendi homurtusuyla anın nice incisini ezip geçebilir. Mehmet Çebi, her biri farklı bir vakti gösterirken durmuş bu saatlerin akrep ve yelkovanın işaretlediği imgelere parmak basarken sanki güzel saatin şaşmaz tıkırtısı gibi şöyle seslenir; zamanda bir şey, zaman bile kaybolmaz, güzellik içinde insan ebedidir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.