Dezenformasyon felaketi
2022 tarihli “dezenformasyon yasası”, basın özgürlüğünün üzerindeki “Demokles’in kılıcı” işlevini ilk günden bu yana kararlı biçimde sürdürüyor. Nitekim basın dünyasında sansür yasası olarak adlandırılıyor.
Nedir bu yasa?
Şöyle:
“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak amacıyla; ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili, gerçeğe aykırı olduğunu bildiği bir bilgiyi alenen yayan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Okuyunca, kâğıt üzerinde makul.
MHP’li Feti Yıldız’ın dediği gibi sansürle, haberle, habercilikle ilgisi yok.
Ama gel gör ki, ülkede pek çok durumda, pek çok yasada olduğu gibi, uygulaması, yorumlanması ve kullanımı bunun tam tersi.
İktidar tarafından istenmeyen, rahatsız edici bulunan haberleri yapan gazeteciler, bu yasa çerçevesinde soruşturmaya uğruyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.
Yasanın son kurbanı Birgün gazetesi muhabiri İsmail Arı.
Arı tek örnek değil.
Gazetelerde yer alan bilgilere göre, “Ekim 2022–Mart 2026 döneminde en az 70 gazeteci hakkında soruşturma açıldı. Soruşturmalar ile 15 gazeteci gözaltına alındı, dört gazeteci ise tutuklandı. Yasa ile gazetecilere 27 dava açıldı.”
Peki, kim tayin ediyor gazetecinin yaptığı haberin dezenformasyon olduğunu?
Bunun için AK Parti iktidarı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığında “Dezenformasyonla Mücadele Birimi” kurdu. Yani devletin dezenformasyonla mücadele birimi. Size hangi haberin doğru, hangisinin yanlış olduğunu, hangilerinin dezenformasyon amacıyla yapıldığını söylüyor.
Bu dairenin söylediği, İsmail Arı olayında tutuklama gerekçesi olarak kabul edildi.
Akıl alacak iş midir?
Basın dediğimiz şey, temel olarak evet bilgi veren, kamuoyunu aydınlatan bir yapıdır. Ancak toplumla siyaset, toplumla devlet arasında şeffaflığı da sağlar; en önemlisi denetim yapar. Kamu kaynaklarını harcayan, kamu imkânlarını kullanan, daha da ileri gidelim, yetkili olup bunları yaparken aynı zamanda sorumluluk taşıyan makamların denetimini Meclis de yapar, yargı da yapar ama aynı zamanda toplum da yapar. Toplumun bunu yapması aslında basın üzerinden, basın faaliyeti üzerinden karşımıza çıkar. Bunun için basına “demokrasilerde dördüncü kuvvet” deriz.
Şimdi basının devleti, siyaseti, iktidarı denetlemeyi bırakın; bunlar tarafından denetlendiği bir toplumda yaşıyoruz. O yüzden dezenformasyonla mücadele birimi ve yasasının işlevi esasen bu.
Tekrar edelim: Dezenforme etmek, amaçlı bir şekilde yanlış bilgilendirmek demektir. Devletin basını bir karşı taraf, bir hasım olarak alıp onun bilinçli çarpıtma işi yaptığını iddia etmesi, yaptıklarını denetlemesi korkunç bir tablodur.
Böyle bir yerde demokrasinin kırıntısından söz edemezsiniz.
Bu tür yapılar ve düzenlemeler, iki dünya savaşı arası otoriter rejimlerde sık kullanılmıştır.
Biz de zamanda yolculuk yapıyoruz.
