Belki de bir deli bin belayı def etmeye vesile olur
İnsanlık tarihi kendi halklarına zulmeden diktatörleri, psikopat ruhlu manyakları gördü. Hiç öyle antik çağa filan gitmeden ilk elde Adolf Hitler, Josef Stalin, Mao Zedung, Pol Pot ve Mussolini gibi zalim diktatörleri rahatlıkla sayabiliriz.
Evet, insanlık tarihi milyonların ölümüne, soykırımlara ve büyük yıkımlara yol açan diktatörler ve otoriter figürlerle dolu…
Ancak bugün, tarihte hiç eşi benzeri görülmemiş psikopat ruhlu bir deli ile karşı karşıyayız. 21. Yüzyılda öylesine bir haydutluğa tanıklık ediyoruz ki ancak “zır deli” ifadesiyle tanımlanabilecek bir despot, Gazze’de çocukların Amerikan silahlarıyla öldürülmesiyle övünebilen ve de bütün dünyayı ateşe vermeye hazır insanlık düşmanı bir figür var karşımızda.
Kuşkusuz bütün dünya, böyle bir delilik karşısında hayret ve dehşet içinde. Eğer henüz insanlığın tekamül etmediği ilkel çağlarda yaşıyor olsaydık, bu tür insanlık kıyımlarını bir şekilde izah edebilirdik belki.
Uzun ve acı tecrübeler sonunda, evrensel hukuk normlarının ve insan haklarının geliştiği bir çağda, ilkel dönemlere bile rahmet okutacak barbarlık görüntülerine tanıklık etmek, gerçekten insanlık adına hüzün verici.
Her ne kadar çağımızda zuhur eden bazı deliler, rüzgarla savaş etme aptallığına tevessül etseler de rüzgarın dinmesiyle birlikte bu haydutlar da tarihin tozlu raflarında yerlerini alacaklardır, bundan hiç kuşkumuz yok.
Bugün yaşadığımız haydutluklardan fevkalade rahatsızız. Belki de insanlığı zehirlemeye çalışan, mahdut sayıdaki bu deliler, bin belayı def etmeye vesile olacaklardır.
Son yıllarda, özellikle demokratik değerlerin hakim olduğu Amerika ve Avrupa ülkelerinde otokrat ve ırkçı liderlerin yükselişiyle birlikte bütün dünyada despotizmin önünü açan kötücül bir rüzgar esiyor.
Bu despotik dalga, henüz gerçek anlamda demokrasiyle tanışamamış ya da fiilen despotizmin hakim olduğu ülkelerde özellikle otokrat ve ırkçı liderlerin rüzgarını güçlendiren bir katalizör etkisi yaptı adeta…
İşte tam da bu yüzden, demokrasinin başına bela olan Trump ve Netenyahu ikilisinin manyaklıkları, umuyorum ki insanlarda, özgürlüklere ve hukuka sahip çıkma konusunda daha güçlü bir farkındalık oluşturacaktır.
Bu açıdan 12 Nisan’da Macaristan’da yapılacak seçimler, otokrat rüzgarın tersine dönmesi için bir işaret olabilir. Anketler, Trump’ın kadim dostlarından biri olan ve demokrasiye tuzak kuran Orban’ın bu kez yolcu olduğunu gösteriyor…
İnanıyorum ki Trump-Netenyahu katliam ortalığının tetiklediği, Amerika’dan Avrupa başkentlerine ve Japonya’ya uzanan yeni insanlık dalgası, çağımızın bu haydutlarını tarihin karanlığına gömmeyi başaracaktır.
Hiç umutsuz olmaya gerek yok, bu yeni insanlık dalgası şimdiden başladı bile…
ABD Başkanı’nın Kongre onayı almadan Gazze soykırımcısı Netanyahu ile İran’a saldırmasının ardından Trump’a yönelik öfke çığ gibi büyüyor.
Washington’dan Florida’ya, New York’tan Illinois’e 50 eyalette 3 bin 200 noktada düzenlenen protestolarda göstericiler ellerinde “Kral istemiyoruz”, “İran’da ABD-İsrail savaşını durdurun”, “Trump gitmeli”, “Epstein dosyalarında değilsen korna çal” yazılı pankartlarla İran’a yönelik saldırılar lanetlendi ve Trump’ın egemen devletlere saldırıları nedeniyle yargılanması istendi. ABD dışında Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra Japonya ve Avustralya’nın büyük şehirlerinde de ABD Başkanı protesto edildi.
İran savaşına duyulan öfke milyonları sokağa dökerken; Springsteen ve De Niro gibi dev isimler, “Amerika bizimdir, tiranların değil” mesajını verdi.
Öyle anlaşılıyor ki Trump ve Netenyahu’nun haydutluklarından nefret eden milyonlar, Paris’ten Londra’ya, Lizbon’dan Berlin’e kadar pek çok merkezde demokrasiye sahip çıkarak, 21. Yüzyılın yeni tiranlarına karşı ‘insanlık’ sesini daha gür bir şekilde haykırmaya devam ediyorlar.
Bu vesileyle, İran’daki molla rejimine de bir gerçeği hatırlatmakta yarar var. Evet bugün Trupump ve Netenyahu’nun vahşi saldırıları karşısında dünyanın vicdanı, insanlık adına İran’a destek veriyor. Ama unutmayın ki sizin de eliniz hiç temiz değil, çünkü siz de bu haydutlar kadar kirlisiniz.
İran’ın önde gelen entelektüellerinden Dr. Abdülkerim Sürûş’un geçtiğimiz günlerde, yeni dini lider Mücteba Hamaney’e hitaben bir mektup kaleme aldığı konusunda haberler çıktı. Süruş, gerçekten böyle bir mektup yayımladı mı çok emin değiliz ama yazar, geçmiş yıllarda dini lider Hamaney’e hitaben de benzer bir mektup kaleme almıştı. Yeni mektubunda halkın eleştirilerine kulak verilmesi gerektiğini vurgulayan Sürûş’un şu sözleri, Bütün İslam ülkeleri açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor: “Eleştirinin sertliğini tatmanız size zarar vermez; bunun faydaları vardır. Üniversiteleri gerçekten üniversite ve ilim yuvası olarak bırakın. Öğrencilerin ağızlarının ve kemiklerinin kırılmasına razı olmayın; hançeri delille karşı karşıya getirmeyin. Bırakın fikirler birbirinin boynuzlarını kırsın. Gençlerin imanının zayıflamasından korkmayın. İmanın en büyük düşmanları eleştirmenler değil, despotlardır.”
