Biz böyle değildik

Uzun sürgünlerden, acılardan geldik. Ve her seferinde aşka ve kalbe dair kelimelerimizi çoğaltarak direnmeye çalıştık. Yıllarca bu ülkede ikinci sınıf vatandaş muamelesine maruz kaldık ama her zaman herkesin en temel insani haklarını savunmayı vicdani bir sorumluluk olarak bildik.

Başörtülü kızlarımız üniversite kapılarında 'ikna odası' zorbalığı ile aşağılanırken, üretenler sermaye ayrımcılığına maruz kalırken, bakkallar, manavlar bile renklerle damgalanırken kimi aydınlar, yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler hep birlikte bu insanlık ayıbına ortak oldular.

Ama her şeye rağmen biz inadına ifade özgürlüğünü, barışı ve kardeşliği savunduk. Çünkü biz bütün bir insanlığı kucaklayacak kadar engin bir İslami duyarlılığın gönül coğrafyasına sahiptik.

Yıllarca bu ülkenin farklı düşünce ve kimliklere sahip aydınları, yazarları, sanatçıları vesayet dönemi iktidarlarınca zorbaca aşağılanıp sindirilmeye çalışılırken hep özgürlüğü ve insan haysiyetini savunduk. Çünkü biz farklılıklarla zenginleşen bir medeniyetin çocuklarıydık.

Şimdi susmanın direnmeye hayat verdiği günler yaşıyoruz... Çakalların, kelime haydutlarının kol gezdiği bir dünyada yeniden kendimizi bulabilmek için kitaplara, şiirlere, şarkılara kaçıyoruz. Kimi zaman büyük şair Sezai Karakoç’un Şahdamar şiirini onlarca kez okuyup saatlerce /Biz mahcup ve onurlu çocuklarız
Başımızı kaldırıp bir bakmayız/
dizelerini mırıldanıyoruz.

Kimi zaman da John Lennon’un İmagine şarkısıyla gecenin en tenha saatlerinde güzel bir dünya hayal etmeye çalışıyoruz. Ama ne yapsak, nereye kaçsak olmuyor. Gücü kutsayan trol sürüleri hayatın yollarını kesmeye devam ediyor.

Tamam anladık, haysiyet cellatlığı yapmanın, sadece ifade özgürlüğü hakkını kullanan herkesi susturmak için parmak sallamanın, tehditler savurmanın getirisinin yüksek olduğu günlerde yaşıyoruz.

Peki inançlarımıza, ilkelerimize ne oldu?

Düşlerimizi hepten mi yitirdik, dindar olmanın aynı zamanda vicdanlı olmayı gerektirdiğine inanmaktan tümden mi vazgeçtik?

Oysa biz böyle değildik, bize yapılanların rövanşını almak için de yola çıkmadık. Ve hiçbir zaman içinde sadece siyah ve beyazın olduğu bir dünya hayali kurmadık. Çünkü biz bizatihi Allah’ın yarattığı bu dünyada siyah, beyaz, mavi, yeşil, kırmızı, sarı, mor, pembe ve renklerin bütün tonlarının yan yana yaşadığına inandık ve iman ettik.

Dolayısıyla şimdi birilerinin çıkıp herkesin aynı şeyleri söylemesini, hoşlanmadığı fikirlerin serdedilmesine tahammülsüzlük göstermesini, hepimizi hazırolda tutmak için güç gösterisinde bulunmasını kabul edemeyiz.

Hayatın sadece siyah ve beyazdan ibaret olduğunu dayatmak isteyenler bilmeliler ki, bu ne insani ne de İslami anlamda makbul bir durum değildir. Tarihi tecrübeler ışığında söylemek gerekirse, tek tip insan oluşturma sevdasına kapılanlar geçici zaferler kazansalar da, sonunda hep yenilgiye mahkum olmuşlardır.

Yakın tarihimizdeki 28 Şubat bunun en canlı örneğidir. Cuntacılar 28 Şubat zorbalığının bin yıl süreceğini söylemişlerdi, ama o zorbalığın ömrünün bir kelebeğin ömrü kadar bile olmadığını gördük.

YORUMLAR (15)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
15 Yorum