Bizim mahallenin vicdanı nasıl bir ahlaka emanet?

Son yıllarda giderek derinleşen ahlak erozyonunun, neredeyse bütün toplum kesimlerini etkileyerek adeta vicdanları çürüten bir tsunamiye dönüşmesine tanıklık ediyoruz.

Bu toplumda yaşayan bir birey olarak, memlekette olup bitenleri gördükçe bazen öylesine umutsuzluğa kapılıyorum ki günlerce kapıları pencereleri kapatıp, en azından kirliliklerden uzaklaşmanın daha erdemli bir davranış olacağı gibi bir hisse kapılıyorum.

Ama biliyorum ki bu çözüm değil, bir anlık kaçış psikolojisinin zihnimize oynadığı bir oyundan ibaret sadece…

Dünyadan ve toplumdan uzaklaşarak gözlerini kapamanın hiçbir makul gerekçesi olamaz elbette. Tam aksine çürüyen vicdanlara, bıkmadan usanmadan ahlaki duruşun gerekliliğini seslendirmek gerekiyor.

Dindarlık hassasiyetine sahip biri olarak, insanın en çok canını yakan da içinde yer aldığımız ‘mahalle’nin, ahlakı ateşe veren duyarsızlığı, bir başka deyişle acımasızlığı…

Kuşkusuz bu sadece ‘bizim mahalle’ye has bir durum da değil. Çünkü bu toplumda farklı ideolojik mahallelerde yer alan kesimler, fırsat ellerine geçtiğinde kendileri dışındakileri itibarsızlaştırmayı ve özel hayatları üzerinden onlara iftira atmayı kendileri için bir hak olarak görüyorlar.

Bu açıdan bakıldığında yok aslında birbirimizde farkımız… Elimize fırsat geçtiğinde, bütün insani ve ahlaki ilkeleri bir tarafa bırakarak, bizimle aynı mahallede yer almayanları ezip geçmekte bir beis görmüyoruz. Bu çerçevede sadece dindar kesimlerin değil, sol mahallede yer alanların da sicillerinin çok temiz olmadığını not etmekte yarar var.

Biliyorum ki bazıları, “ahlaki kurallar sadece sizin mahalle için mi geçerlidir” diye itiraz edeceklerdir. Evet doğrudur, ‘ahlak’ rengi, dini, ideolojisi, hatta etnik kimliği ne olursa olsun herkes için bağlayıcı bir ilkedir.

Ama ben, özellikle kendilerini dindar olarak tanımlayan kesimlerin penceresinden bakıldığında ‘ahlak’ kavramının nasıl görüldüğünü merak ediyorum.

Çünkü pek çok ayette işaret edildiği gibi Kur’an’ın esas hedefi, ahlaki ilke ve değerleri insanların hayatına hakim kılmaktır. Kısacası bütün dinler ve İslam, adaletli olmayı, kimseye zulmetmemeyi, insanların malına, ırzına tasallutta bulunmamayı temel ilke olarak vazetmiştir.

Ancak hemen belirtelim, bugün Türkiye’de kendilerini dindar olarak tanımlayan insanların önemli bir bölümü, dinin bu temel ilkeleri bağlamında ve de ahlaki anlamda çok kötü bir sınav veriyorlar.

Çünkü bizim mahallenin bazı sakinleri, bizzat bu toplumda yaşayan insanların bir bölümünü ‘düşman’ parantezine alarak değerlendirdikleri için, kafalarında mitleştirdikleri ‘dava’ uğruna onlarla ilgili her türlü yalanı söylemeyi fazilet olarak görüyorlar.

Nasıl olsa Hayrettin Karaman Hoca’nın bu konudaki fetvası da hazır… “İktidara zarar, muhalefete koz verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem.”

Kısacası bu zihniyet yapısına göre, muhalefette yer alanlar ‘düşman’ olarak tanımlandığı için, onları kötü gösterme konusunda her türlü yalanı söylemekte bir beis yoktur…

Oysa biliyoruz ki din, ahlaklı olmayı evrensel bir değer olarak vazetmiştir.

Ve bir rahmet dini olan İslam, farklı dinlere, farklı meşreplere, farklı ideolojilere mensup olan insanlar hakkında yalancı şahitlik yapabilirsiniz, haysiyetlerine, şereflerine, namuslarına dil uzatabilirsiniz diye kimseye bir hak tanımıyor. Dahası, hiçbir dinde böyle bir kötülük hakkı verilmemiş, sadece kafalarına göre takılan sapkın Yahudi anlayışı hariç…

Maalesef bugün özellikle İBB davası bağlamında öylesine vicdan yaralayıcı durumlar yaşanıyor ki bu olup bitenleri sadece İslami olarak değil, insani olarak da kabul etmek mümkün değil. Özel olarak icat edilen ‘yalancı tanıklar’ marifetiyle insanların haysiyetlerine, şereflerine, mahremiyetlerine yönelik inanılmaz yalanlar üretiliyor.

Hemen belirtelim, bizim inandığımız dinde böyle bir dindarlık anlayışı da insanlık anlayışı da yok. Bilelim ki bizim mahalleden olmayan herkesi, ürettiğimiz kötücül yalanlarla itibarsızlaştırmayı mubah gören yol ve yöntemler, asla dindarların yolu olamaz.

İslami bilimlerde bir otorite olan Ali Bardakoğlu Hoca’nın da belirttiği gibi İslam’ın inanç, ibadet, haramlar ve helaller konusundaki emir ve tavsiyelerinin götürmek istediği bir tek hedef vardır: “o da Müslümanlara her an Allah’ın hem denetim ve gözetimi hem de destek ve inayeti altında olduğu bilincini kazandırarak iç dünyalarını onarması, davranışlarını güzelleştirmesi, ahlak ve erdem sahibi bireyler olarak huzur, barış ve güven içinde yaşayan bir İslam toplumu oluşturmasıdır.” (İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, s.29)

Eğer bu dünyada ‘iyi insan’ olmak gibi bir derdimiz yoksa, hiçbir ahlaki ilkeyi tanımadan her türlü yalanı söyleyip, kendimizi de toplumu da zehirlemeye devam edebiliriz elbette, seçim bizim…

YORUMLAR (15)
15 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.