Çözümde ve iç cepheyi tahkimde zaman daralıyor kaosa yakalanabiliriz

Türkiye’de elli yıllık acılı bir dönemi kapatmak için başlatılan “Terörsüz Türkiye” projesinde şu ana kadar önemli bir mesafe kaydedildi.

Bu konuda Meclis’te oluşturulan çözüm komisyonunun, uzun bir çalışmanın ardından hazırladığı rapor, demokrasi ufkumuzu zenginleştirecek bir yol haritası niteliğindedir.

Rapordaki sadece şu iki temel yaklaşımı dikkatle analiz etmek bile ülkedeki barış, huzur ikliminin ve hukuk güvencesinin nasıl sağlanacağının net bir fotoğrafını görmeye yetecektir:

-Ortak demokratik değerler zemininde farklı görüşlerin bir arada var olabildiği, çoğulculuğun korunarak siyasal rekabetin sürdürüldüğü bir yapıda toplumsal bütünlük güçlenir.

-AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Komisyonu oluşturan AK Parti, CHP, MHP ve Yeni Yol partisine mensup vekiller, özverili bir çalışma ile hazırladıkları raporla iktidarın önüne çok kıymetli bir yol haritası sundular.

Siyasal iktidar hiç zaman kaybetmeden “Terörsüz Türkiye” ve iç cepheyi tahkim edecek demokratikleşme yasaları için adımlarını sıklaştırmak zorundadır.

Zira Trump ve Netenyahu ikilisinin İran’a saldırısıyla birlikte bölgemizde ve Ortadoğu coğrafyasında, nereye varacağı ve nerede duracağı belli olmayan derin bir kriz ve kaos dönemi başlıyor.

Bu konuda Türkiye açısından kritik önem taşıyan bazı işaretler şimdiden ortaya çıkmaya başladı bile… Amerikan Axios haber sitesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'daki rejimi devirmek için "Kürt kartını" sahaya sürdüğünü ortaya çıkardı. Pazar günü Irak'taki Kürt liderler Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile gizli bir telefon görüşmesi gerçekleştiren Trump’ın planına göre, ABD ve İsrail havadan bombalarken, Peşmerge güçleri ve İranlı Kürt muhalifler sahada "kara gücü" olarak kullanılacak.

İktidar bu yeni gelişmeleri doğru okuyarak, hiç zaman kaybetmeden hem çözümle ilgili yasal düzenlemeleri hem de geniş toplum kesimlerini kucaklayacak demokratikleşme adımlarını atmalıdır. Zira zaman daralıyor, eğer adım atmakta gecikirsek İran dolayısıyla oluşacak kaostan çözüm süreci negatif olarak etkilenebileceği gibi, içeride barış iklimini oluşturma fırsatını da bir kez daha heba etmiş oluruz.

Biliyoruz ki iktidar çözüm meselesinde, zaman zaman tereddütler yaşasa da bugün itibariyle daha pozitif bir noktada durduğu muhakkak.

Unutmayalım, demokratikleşme adımlarına herkesten çok aslında iktidarın ihtiyacı var. En geç 2027’nin sonbaharında erken seçim yapma niyeti dikkate alındığında, iktidarın çözüm için son noktayı koymada çok da fazla bir zamanının olmadığını görmek gerekiyor. Eğer iktidar, erken seçim veya şimdilik imkansız gibi görünse de bir anayasa değişikliği için DEM’in, ve de CHP’nin desteğine ihtiyacı var. Bu yüzden de çözümün gerektirdiği özellikle yasal adımları kesinlikle atmak zorunda.

Nitekim taahhütlerini büyük ölçüde yerine getirdiğine inanan Öcalan, iktidarın üzerine düşen demokratikleşme adımlarını bir an önce atmasını bekliyor. Doğrusu haksız da sayılmaz, madem “Terörsüz Türkiye” için İmralı ve Kandil’le bir mutabakat süreci yürütülüyor, o zaman herkes üzerine düşeni yapacak demektir.

Öcalan gönderdiği son mesajında özetle diyor ki:

-Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararı, şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu, cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.

-Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi sorumluluk almaya davet ediyoruz.

-Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur.

Şimdi esas soru şu; iktidar çözüm sürecini başarı ile sonuçlandırabilmek için bu demokratikleşme adımlarını atma iradesini gösterebilir mi?

Bugüne kadar ortaya koyduğu performans dikkate alındığında, demokratik siyaset bağlamında yapılacak yasal düzenlemeleri yapabilmesi çok kolay gözükmüyor.

Ama bir gerçek var ki “Terörsüz Türkiye” projesinde bu kadar mesafe alındıktan sonra, iktidarın süreci tersine çevirecek bir istikamete yönelmesi de artık çok mümkün değil.

Süreçte sonuca bu kadar yaklaşmışken, iktidarın “ben vazgeçtim, oynamıyorum” deme lüksü yok. Bu yüzden siyasi iktidarın önünde bir tek yol var, hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan çıkıp açıkça topluma “Terörsüz Türkiye için Öcalan’ın ‘umut hakkı’ dahil, silah bırakan PKK’lıların durumlarıyla ilgili bazı yasal adımları atmak durumundayız” deme iradesini gösterebilmelidir.

Ancak demokratikleşmeyi sağlayacak hukuki düzenlemelerin sadece PKK’lılarla sınırlı tutulması, iç cepheyi tahkim değil, vicdanları daha da yaralayan sonuçlar üretecektir. Düşünün ki bu ülke insanının, son 40-50 yılında büyük acılar yaşamasının baş müsebbibi olan terör örgütünün liderinin durumunda iyileştirmeler olacak ama halkın özgür iradesiyle seçilen belediye başkanları, siyaset mühendisliğinin sonucu olarak tutuklu kalmaya devam edecek ve de her gün buna yenileri eklenecek. Bilelim ki toplumsal barışı ve kardeşliği böyle inşa edemeyiz.

YORUMLAR (17)
17 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.