Her önüne gelene parmak sallama edebiyatının dayanılmaz yalnızlığı

Epey bir süredir devletin kurumlarını yok ettiğimiz gibi, dış politikamızı da bütün savrulmalara açık hale getirmiş bulunuyoruz.

Hakkaniyetli bir şekilde oturup, ‘bölgemizde ve dünyadaki yeni gelişmeler karşısında nasıl bir dış politika konseptine sahibiz’ diye bir soru sorsak, herhalde tatmin edici bir cevap bulmakta zorluk çekeriz.

Açık yüreklilikle itiraf etmek gerekirse, ne yazık ki bizim bir dış politikamız yok. Ama haksızlık etmeyelim, özellikle bölgemizdeki yeni gelişmeler ve yeniden yapılanmalar konusunda Amerika ve Rusya’ya karşı sesimizi yükseltemiyoruz ama Avrupa’ya parmak sallamayı çok seviyoruz, bu da bizi çok mutlu ediyor…

Eğer yeniden şekillenen bir dünyada yeni fırsatlardan yararlanmak gibi bir derdiniz yoksa, “Güçlü ve büyük Türkiye” masallarıyla yetinip, kaybetseniz de mutlu-mesut yaşayıp gidebilirsiniz…

Ama kabul edelim ki dünya artık bizim anlattığımız masallara göre şekillenmiyor.

Eğer 2004 yılında AB’ye ‘tam üyelik’ müzakere sürecinin başladığı günlerden bu yana, demokratik değerlerle ilgili bir mesafe alabilseydik belki de bugün başka bir Türkiye’yi konuşuyor olacaktık.

Ancak kendimize de haksızlık etmeye hiç gerek yok. Çünkü biz Osmanlı bakiyesi bir ülkeyiz, bizim ‘kutsal devlet’e ayarlı geleneksel kodlarımız var, şanlı tarih masallarımız var. Her ne kadar kendimize bile itiraf etmekten çekinsek de kültürel anlamda bizi kuşatan kutsallar yüzünden, demokratik değerler, ‘hukukun üstünlüğü’ ve özgürlük gibi evrensel kavramları içselleştirmeyi bir türlü başaramıyoruz.

Ama artık bu zihniyet yapısıyla gerek bölgesel anlamda gerekse küresel ölçekte gidebileceğimiz yolların sonuna gelmiş bulunuyoruz.

İşte demokraside, hukukta, zenginlikte bizden çok iyi durumda olan bu Avrupa Birliği ülkeleri, dünyanın ayarı ile oynayan Trump’ın patavatsızlıkları karşısında güçlerini birleştirerek Hindistan’la geniş çaplı bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “tüm anlaşmaların anası” olarak nitelediği bu anlaşmayla AB, 2 milyar nüfusa sahip Hindistan’a ihracatını 2032’ye kadar iki katına çıkarmayı amaçlıyor.

Avrupa Birliği açısından, “stratejik özerklik” arayışının ekonomik ayağını oluşturan bu anlaşma, Avrupa sanayisinin bir yandan Çin’in düşük maliyetli ürünleriyle bir yandan da ABD’nin öngörülemez tarifeleriyle ortaya çıkan sıkışmışlığı aşacak hayati bir önem taşıyor. Anlaşmanın özellikle otomotivdeki boyutu bunu çok açık gösteriyor: Hindistan’ın ithal otomobile uyguladığı tarifeler çok yüksek (bazı kategorilerde yüzde 110 seviyelerine kadar çıkmıştı) ve bu, Avrupa markaları için fiilen bir bariyerdi. Yeni anlaşmayla otomobillerde tarifeler kademeli biçimde ciddi şekilde aşağı çekiliyor.

Bu anlaşmanın hayata geçmesinden en çok etkilenecek ülkelerin başında ise ne yazık ki Türkiye geliyor. Aslında Gümrük Birliği çerçevesinde, bu anlaşmalardan Türkiye’nin de yararlanması gerekiyor. Ama biz her önümüze gelene afra-tafra yapmayı çok sevdiğimiz için, Pakistan’ın hatırına Hindistan’la ilişkilerimizi bozarak bu kapıyı kapatmış bulunuyoruz. Bilindiği gibi Hindistan, zaten çok az sayıda olan Türk girişimcileri ülkeden kovdu. İşte dış politikadaki savrulmalarımızın faturası böyle ağır oluyor.

Kuşkusuz AB-Hindistan anlaşması, doğrudan Türkiye’yi hedef almasa da Türkiye-AB ilişkilerinde bir türlü aşılamayan yapısal sorunlar yüzünden, Türkiye açısından daha maliyetli bir tablo ortaya çıkıyor. Ne yazık ki Gümrük Birliği bağlamında AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına Türkiye fiilen uyum sağlamak zorunda olmasına rağmen, aynı anlaşmanın tarafı olamıyor. Mesela Gümrük Birliği gereği Hindistan menşeili ürünler Türkiye pazarına erişebilirken Türkiye Hindistan pazarına aynı ölçüde erişemeyecek.

Maalesef Türkiye, son yıllarda “Avrupa bizi kıskanıyor” ezberi üzerine bina ettiği dış politika anlayışı yüzünden, karar alma süreçlerinin dışında kaldığı için yalnızlığı daha da derinleşti. İşte tam da bu yüzden Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, artık stratejik bir zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.

Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta, AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da bir araya gelerek Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve uygulanmasının iyileştirilmesi konularında mutabık kaldı.

Umarız, yeni ‘dış güç masalları’ icat ederek her önümüze gelene parmak sallamaktan vazgeçip, ekonomik ve siyasi çıkarlarımızı önceleyen politikalara dönmeyi başarabiliriz.

YORUMLAR (11)
11 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.