Keşke “bana ne İran’dan” diyebilseydim
Amerikan Başkanı Trump’la İran arasında başlayan gerilimin ilk gününden bu yana nedense, bu konuda hiçbir şekilde bir yazı yazmak gelmedi içimden… Zira bir tarafta dünyayı ateşe vermekten çekinmeyecek patavatsız bir demokrasi düşmanı Trump var, diğer tarafta ise 6 bin insanını katleden bir molla rejimi.
Artık şunu çok iyi biliyoruz ki savaşları bitirme iddiasıyla gelmesine rağmen, İsrail Gazze’de bebekleri Amerikan silahlarıyla öldürdü diye övünen, Kanada’ya göz diken, Grönland’a el koymak için olmadık şebeklikler yapan, şimdi de İran’a saldırı hazırlığı yapan ve kelimenin tam anlamıyla zihinsel sağlık sorunları olan bir Amerikan başkanıyla karşı karşıyayız.
Öyle anlaşılıyor ki bu çılgın adamın görev süresi bitmeden, dünyanın başı beladan kurtulmayacak… Daha ne tür çılgınlıklar yapacağı konusunda, bir öngörüde bulunmak da mümkün değil.
Şimdi en yakın tehlike, İran’a yönelik saldırı hazırlığı… Şu anda eller tetikte, her an Trump insan öldürme nöbetlerine kapılıp İran’a bombalar yağdırabilir.
Evet bu adam, önüne gelen herkese saldırmaktan zevk alıyor bunu anladık. Karşısında da kendi halkına silah çeken despotik bir molla rejimi var. Bu ilkel despotik rejim, şu ana kadar 6 bin insanını gözünü kırpmadan katletti.
Böyle bir manyaklık olabilir mi? Savaşlarda bile bu kadar insan ölmüyor, kaldı ki İran’da şu anda bir savaş yok. İran’ın üzerine kabus gibi çöken Molla rejiminin askerleri, pahalılığı protesto eden, özgürlükler için yürüyen sivilleri avlıyor sokaklarda…
Kendi halkını öldürmek ne demek Allah aşkına… Üstelik adı da İran İslam Cumhuriyeti, anladık ‘islam’ filan umurlarında değil de bunlar insan olmayı da mı unuttular acaba…
Kuşkusuz Trump’ın İran’a saldırmasını, daha doğrusu herhangi bir ülkeye saldırmasını onaylamak elbette mümkün değil. Hiçbir uluslararası hukuka riayet etmeden, Trump’ın kafasına göre her önüne gelene saldırması bir insanlık suçu. Ama bu, İran’daki Molla despotizminin katliamlarını görmezden gelmemizi gerektirmiyor. Zira onlar da Trump gibi açık bir insanlık suçu işliyorlar.
Mollalar şimdi, bol bol ‘emperyalistler bizi yok etmek istiyor, büyük şeytan Amerika’ sloganları atarak haksızlığa ve zulme isyan eden sivil muhalefeti susturmaya çalışıyor, susturamadıklarını da öldürüyor.
Maalesef Müslüman dünyanın yeni tiranları özgürlüklerden çok korkuyorlar. Bu yüzden de itaatte kusur etmemeleri için, kullarını günde beş vakit ‘resmi din’ söylemleriyle kontrol altında tutmaya çok özel bir gayret sarf ediyor.
Fransız yazar, politik filozof ve Fransa’da modern siyasal düşüncenin kurucusu Etienne de La Boetie, “Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev” adlı eserinde Tiranlarla ilgili diyor ki: Yeni tiranlıklarını sağlamlaştırmak için kulluğu çoğaltmaktan ve hatırası ne kadar yakın olsa da tez zamanda hafızalarından tamamen silinecek kadar kullarının zihnini özgürlük fikrinden uzaklaştırmaktan daha iyi bir yöntem bulamazlar.”
Trump’ın yanı başımızda, yeni bir savaş çılgınlığına girişmesi, elbette çok can sıkıcı bir durum. Zira İran bizim hem komşumuz hem de tarihsel, kültürel ve dini anlamda derin bağlarımızın olduğu bir ülke. Ayrıca bu çılgınlığın nerede duracağı konusunda da endişelerimiz var.
Ama en azından şu anda biz Trump’ın hedefinde değiliz, bu açıdan şimdilik başımız rahat olabilir belki, ancak bu çılgın adama hiç güven olmaz. Her vesileyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için “Ben onu seviyorum, o da beni seviyor, o benim dediğimden dışarı çıkmaz” şeklinde cömert övgülerde bulunsa da yolun bir yerinde hayalimizden bile geçmeyecek çılgınlıklarda bulunursa hiç şaşırmamak lazım.
Başkanlığının ilk döneminde Türkiye’ye karşı olan negatif tavırları dikkate alındığında, Rahip Brunson’un geri alınışını yine her vesileyle hatırlatması, aslında Erdoğan’ı nasıl sevdiğinin en önemli göstergesi… Ayrıca Barış Pınarı Harekatı sırasında Erdoğan’a gönderdiği hakaret niteliği taşıyan o mektup hala hafızalarımızda tazeliğini koruyor.
Unutmayalım, bizim ayrıca S-400 diye bir problemimiz var. Zira hem ABD hem NATO, Türkiye’nin S-400 sistemlerini almasını ve kullanmasını istemiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmede, Bloomberg’in iddiasına göre Erdoğan, Putin’den S-400’leri geri almasını istedi.
Peki Rusya füzeleri geri alır mı?
Doğrusu kestirmek zor ama Trump’ın bu konuda ısrarcı olduğunu biliyoruz. Eğer bu çılgın adamla papaz olmayı istemiyorsak, iade etmekten başka bir seçeneğimiz de yok gibi gözüküyor.
