Analize ihtiyaç duymayan sert bir mücadele dönemi
Problemler alt alta sıralandığında her zamankinden daha çok hukuka ve öngörülebilirliğe ihtiyacı olan bir ülkenin tam aksine ikisinden de uzak olması tarihin en büyük çelişkisi olsa gerek. Ne lazımsa o yok ne lazım değilse bolca var… Herhangi bir konuda çözümü ulaşmak da bu şartlarda imkansız. Ayrıca, problemlerin çözümü, hal yoluna konulması ve Türkiye’nin omuzlarındaki yükün kalkmasının istenip istenmeği de meçhul.
Sekiz yıldır krizde olan, bütün ekonomik hedeflerini enflasyonun düşürülmesiyle sınırlamış ama bu bahiste bile hedeflerini bir türlü tutturamayan,
Herhangi bir sanayi branşında uluslararası rekabette adını listeye yazdıramayan,
Kürt meselesini üçüncü kez çözmeye niyetlenmiş ama seçimi düşünüp Kürt siyasetini nereye koyacağına karar veremeyen,
Dünyada ittifaklar alt üst olurken hangi safa dahil olacağını bilemeyen,
Yolsuzluk, şeffaflık, kamunun hesap verebilirliği, yargı, ifade hürriyeti sıralamasında en gerilere düşen,
Faiz, kur, enflasyon sıralamalarında zirveye oynayan,
Eğitimde bütün evrensel ölçülerden uzaklaşan,
Akademide, bilimde, makale atfında adı geçmeyen,
En yakın tehlike olan deprem için bile çaresiz bekleyen bir ülke.
Böyle bir ortamda önce hukuk, plan, hedef ve toplumsal dayanışma gerekirken hepsini birden taca çıkarmak Türk Tipi bir yönetim; başka izahı yok. Ama Türk Tipi yönetimini tarihinde de böyle bir şey yok. Yeni bir tecrübenin tam ortasındayız.
Her bir günü olağanüstü hallerle yönetmek, kimin başına hangi gerekçeyle ne geleceğinin asla tahmin edilemediği muazzam bir belirsizlik ancak böyle olmasını istemekle mümkündür. Böyle olsun ki temel meseleler konuşulmasın ve iktidara bunlar için baskı yapılmasın diye düşünmenin sonucu yaşıyoruz.
Meseleler birikirken, çözüm için bir fikri olan ana muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı hapiste ve art arda gelen yargı atakları altında aylarını geçiriyor. Muhalif fikir sahipleri aynı baskıyı içeride ve dışarıda yaşıyor. Ülkenin en büyük partisi konumuna gelen CHP, -bu konuma geldiği için- kayyum tehdidi altında siyasete mecbur bırakılıyor. Ekonomiden siyasete, bilimden dış politikaya kadar en sıradan eleştiriler bile radara takılınca ağızının payını alıyor.
Bu karar çok ve derinleşmiş problemleri olan bir ülke için en olmaması gereken iklim bütün ağırlığıyla ülkenin üzerine çökmüş bulunuyor.
Çünkü, iktidarın devamı için bundan gayrı yol bulunmuyor. Problemlere odaklanmak, çözümler üretmek hukuk ve demokrasiye ihtiyacı artırıyor, hukuk ve demokrasi de iktidarın alıştığı güç kullanımını kısıtlıyor. O zaman da elinin ağır olduğu duygusunu veremiyor ve muhalefet aradan sızıyor! Seçim kazanma mekaniği riske giriyor.
Böyle olunca da siyaset sadeleşiyor. Plana, projeye, vizyona ya da küresel rekabet iddiasına gerek kalmıyor, iktidarın gücüyle muhalefetin direnci arasında sert, keskin, acımasız ama basit bir mücadeleye indirgeniyor. Arka planda ne olup bittiğini merak etmeye ya da analize de gerek yok. Sonuçta iktidar yapabildiği herşeyi; eğer işine yarıyorsa yapmaktan geri durmayacak; muhalefet ise bu kez hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını gösterebilecekse gösterecek. Anlaması basit… Bu oyunda hak, hukuk, teamül, merhamet ya da ertesi günü düşünmeye yer yok.
Elbette muhalefetin de gücü var. Bu kez, sahaya yerelde iktidar olarak ve anketlerde birinci parti olarak çıkıyor. Seçilebilecek bir adayı var ve bütün baskılara rağmen dinamizmi eksilmiyor. Bu avantajlar aynı zamanda başındaki belaları da artırıyor ama oyun artık böyle kuruldu. Yeniden makule ve centilmenliğe dönme eşiği çoktan geçildi. Bundan sonra sadece zeka, dayanıklılık ve direnç işe yarayacak.
