İran’a kayıtsızlık Gazze’ye benzemeye başladı
Gazze katliamında olan şey İran’da da oluyor. Nasıl Filistinliler giderek artan bir katliama karşı sahipsiz kaldıysa İran halkı da yalnız bırakılıyor. Bütün süreç neredeyse karbon kopya gibi benzer şekilde.
Umarız, katliam o boyuta gelmez…
Avrupa’nın önde gelen ülkeleri en baştan saldırganın yanında hizalanıyor. İslam ülkeleri ise Gazze’de Hamas tasfiye olsun diye, İran’da da Şii rejimi kaybetsin diye el ovuşturuyor. Türkiye gibi ülkeler de ittifakı kaybetmemek için kesinlikle problemin ana kaynağı olan Trump’a tek kelime etmeden vakit geçiriyor. Ne Gazze katliamında ne de İran savaşında Trump kesinlikle eleştirilmiyor, eleştirilemiyor.
Ortada öyle biri yokmuş gibi davranılıyor. Dış politikanın ana ekseni bu. Bir de sürekli olarak reddedilen arabuluculuk teklifleri. Muhataplar ilgilenmiyorken bu konuda neden ısrar edildiği de anlaşılır gibi değil.
Bir katliamdan bir yenisine dünyanın, yakın bölgenin ve bizim çaresizliğimiz değişmiyor. İspanya Başbakanı Sanchez hariç, ABD’nin hayasız saldırganlığına dur diyebilen bir ülke çıkmadı. Kınayan bile yok. Bu cesarete sahip bir ülke, bu siyasi ahlaka sahip yönetim de yok. Sanchez’in çıkışından sonra şimdi İtalya Başbakanı da arkasından geliyor. Yeni kuşak liderler, aklını ve ahlakını kaybetmiş dünyada hala bir umut pırıltısı olabiliyor. Cesaretleri ve zihinlerinin berraklığı dünya için hala bir şans olabileceğini anlatıyor.
Ne var ki, haydut ve yardakçısı, Trump ve Netanyahu’nun estirdiği terörün arkası kesilmiyor. Bu ikisinin kötülük vizyonu sınır tanımıyor. İnsanlığı, müzakere ettikleri bir ülkenin liderini, müzakereler devam ederken katledecek kadar geri götürdüler. Daha kalleş bir suikast düşünülemezdi, bunu da yaptılar.
Ne hazin ki bu vahşi saldırı bile ne dünyayı ne de İslam dünyasını isyan ettirmedi.
Trump ve Netanyahu’nun saldırıları bir paket program gibi her defasında aynı şekilde bütün dünya tarafından sessizce izleniyor. Böyle olması mecburmuş gibi, rutin ve kayıtsızca…
Gazze katliamı yaşanırken hiçbir ülke barışı sağlamak için ikili veya üçlü bir diyalog grubu dahi kurmaya teşebbüs etmemişti. Türkiye dahil bölge ülkeleri aralarına Avrupa’dan da bir iki ülkeyi alıp Gazze’de barış namına diplomasi yapmamıştı. Hiçbir lider Trump’a gerçek anlamda baskı yapmayı denememişti. Hiçbiri kredisini Gazze için kullanmamıştı. Hiçbiri çocuklar, kadınlar siviller öldürülürken asrın soykırımı yapılırken cinayetin ortağı Trump’ı tek kelimeyle dahi eleştirememişti.
Tıpkı bugün İran’ da olduğu gibi…
Hergün giderek artan sayıda sivilin ABD-İsrail güçleri tarafından öldürüldüğü, 153 kız öğrencinin ise doğrudan ABD uçakları tarafından bombalanarak katledildiği İran’da olduğu gibi. Ne ses var, ne tepki, ne de bir diplomatik girişim. Aynı eylemsizlik, aynı boş bakışlar ve aynı hamaset…
Mevcut tabloda İran’ın Gazze’ye benzememesi için İran halkının direncinden gayrı yol görünmüyor. İran saldırılara cevap verdikçe, ABD’nin hesabı şaşmaya başladıkça, bir noktada uzlaşma olabilir. İran’ı daha kötüsünden kurtaracak olan tek şey mukavemettir. Bölge ülkelerinin veya dünyanın bir noktada cesaretlerini ve vicdanlarını toplayıp Trump’tan aman dilemeleri değil. Bunu Gazze’de yapamayanlar şimdi hiç yapamazlar.
KARAR’IN EN MUTLU GÜNÜ… 10’U BİTİRDİK 11. YAŞA GİRDİK
KARAR gazetesi bugün 10. Yıl’ını geride bıraktı, 11’e adım atıyor. Karar, bu süre zarfında Türk medyasının yüzakı olurken, içinden geldiğimiz düşünce geleneğinin de tek sesi haline geldi. Bayrağı biz taşıyoruz…
KARAR, kıra sürede sürekli büyüyen, değerli ve olmazsa olmaz bir marka haline gelmeyi de başardı. Haberciliği ve özellikle rakipsiz yazar kadrosuyla ülkenin gelecek ufkuna ışık tutan bir gazete oldu.
Gururluyuz. Okuyucularımızla birlikte bu yola çıkmış olmaktan da memnunuz. Nice yıllara…
