Problem biriktirerek geçip giden yıllar
Her gün yeni bir heyecan, sansasyon ve şok edici haberle uyanmak dünyada olup bitenlerle aramıza öyle bir mesafe koydu ki bu oyunu sevmeye bile başladık. Gündelik hayhuyu konuşmanın cazibesi hepimizi koskoca bir ülkenin sahip olduğu muazzam potansiyelin eriyip gitmesine aldırmazlığa alıştırdı.
Elde kaldı siyaset…
Bütün sorunların çözümü artık sadece siyasetin becerisi ve kaabiliyetine bağlı. Siyaset herhangi bir demokraside sahip olması gereken rolün üzerinde bir öneme sahip. Bu, sanıldığı gibi bizim demokrasimizin gücü değildir. Siyasete mecburuz çünkü, Türkiye’de bilim, akademi, sivil toplum, bireysel girişim ve hatta serbest rekabet tarihin en zayıf döneminden geçiyor. Sivil alan dinamizmini kaybetti, böylelikle devleti yönlendirme ve etkili kapasitesini yitirdi. Hukukun, ifade hürriyetinin ve akademik serbestliğini baskı altında olduğu, sivil toplum örgütlenmesinin ise artık bahsinin geçmediği ortamda Ankara’dan işaret, izin ve onay almadan adım atmak imkansız hale geldi. Böyle olunca da görüldüğü gibi gerileme kaçınılmazdır.
Ne varsa siyasete kilitlendi ama orada da aynı baskı hüküm sürüyor. İktidar partisi ve onunla uyumları devam ettiği müddetçe baskıdan muaf tutulan ittifak üyeleri haricinde bütün muhalefet kuşatılmış durumdadır. Ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı Adayı, koruma görevlisi dahil bütün arkadaşlarıyla birlikte aylardır hapiste. Hapse atılması yetmiyor; akıl almaz bahanelerle her gün yeni bir davayla ve itibar suikastiyle boğuşuyor.
Sivil toplum, serbest girişim, bilim, araştırma, ifade hürriyeti dibe vurdu; bu şartlarda ülkeye siyaset lazım ama buna da izin yok… Zira, her şeyin iktidarın varoluş hedeflerine bağlandığı düzende siyaset yapmak da aynı düzenden payını alıyor. Ekonomiden dış politikaya, eğitimden sanayiye bütün problemli alanlarda çözüm önerisine sahip olmak ve bunu siyaset aracılığıyla dile getirip bir alternatif oluşturmak da fiilen yasaklı hale geliyor. İktidarı sandıkta tehdit edebilecek hangi güç varsa yasaktan payını alıyor.
Başkanlık Sistemi, sınırsız imtiyaz ve yetkileriyle baskı ortamının genişlemesini mümkün kılıyor. Benzersiz bir modelin açtığı yolda benzeri olmayan bir yetki kullanımı dönemi…
Oysa Başkanlık Sistemi ülkenin temel meselelerini kolaylıkla çözmek, demokrasiyi şahlandırmak ve Türkiye’yi uçurmak gibi coşkulu bir vaat serisiyle getirilmişti. Daha ilk döneminde bütün alanlarda gerileme yaşandı ve şöyle böyle sekiz yıldır aralıksız devam eden ekonomik krizle de model esasen çalışamaz noktaya dayandı. Yerine bol bol hamaset ve her başarısızlığı dış güçlere bağlayan garantili bir siyaset düzeni ikame edildi.
Bütün bunlar olurken de Türkiye problemlerine problem ekliyor. Yıllardır çözemediği meselelerinin üzerine yenilerini koyuyor. Zamanını ve kaynaklarını sadece iktidarın devamına odaklanmış siyaset yüzünden heba ediyor.
Ekonomi krizde…
Yargı güven bunalımında…
Sanayi dünyayla rekabeti unutmuş…
Bilim zaten yarıştan çekilmiş…
Sivil toplum kepenk kapatmış…
Toplumsal gerilim de hayatın olağan akışı haline gelmiş…
Türkiye küresel ligde hiçbir alanda veya sektörde zirvede değil. En iyiler arasında olduğu bir sanayi branşı hatta KOBİ sektörü bulunmuyor. En iyi bilim yapan üniversiteler arasında tek bir markasına rastlanmıyor. Herhangi bir sanat dalında küresel değerler sarasında adı geçmiyor. İcadı, inovasyonu unuttu, yapay zekayı bile “Bu işin sonu kötü olacak”tan öteye bir şeyle tanımlayamıyor. Gelişen, büyüyen, hızlanan dünyayla kopuş tarif edilemez seviyeye ulaşmış bulunuyor.
Hukuk, yargı, şeffaflık, basın hürriyeti, hesap verebilirlik gibi listelerin tamamında ise en sonlara demir atmış; kaderi buymuş gibi çaresizce vakit öldürüyor.
Sadece birkaç yılda gerçekten “büyük” olabilecek bir ülke için ne büyük talihsizlik…
