Parti yok lider var
Hani ne diyoruz: Siyasi partiler, demokrasimizin vazgeçilmez unsurlarıdır.
İyi, hoş da Türkiye’de maalesef siyasi parti yok. Sadece siyasi liderler var. Sonra liderlerin başında bulunduğu ve adına parti dediğimiz yapılar var. Bunlar son derece pederşahi oluşumlar. Bazen kadın genel başkanlar da gelir, o zaman da esasta bir değişiklik olmaz, sadece pederşahi yerine maderşahi olunur. Her hâl ve kârda lider ne derse o olur. Milletvekili adaylarından tabandaki teşkilatlara kadar bütün organları lider tayin eder. Dikkatinden kaçmışsa, il, ilçe, her neyse, beğenmediği parti organını fesheder ve yenisini kurar. Genel kongre delegelerini de lider seçer. Sonra o seçtiği delegeler dönüp genel kurulda onu seçer. Biz de buna demokrasinin vazgeçilmez unsuru parti deriz.
BAŞKANLIĞIN VAZGEÇİLMEZ UNSURU: PARTİLER
Bizim partilerimiz liderlerinin adıyla anılır. Erdoğan’ın partisi, Bahçeli’nin partisi… Eskiden de öyleydi. Erbakan’ın partisi, Özal’ın partisi, Demirel’in partisi vardı. Lider hakkın rahmetine kavuşunca da parti sıklıkla onunla birlikte yok olup giderdi.
Politikacılar parti tabanından falan söz etmeyi severler ama bu yapı içinde tabanın etkisi pek azdır. Düşünün, her türlü teşkilatı ve adayı merkezin belirlediği bir sistemde tabanın ne etkisi olabilir? Öyle ya tabanı lider belirlerse, lider tabandan çekinir mi? Ancak içine kendine muhalif birileri sızmasın diye izler ve öyle bir tehlike doğduğunda o riskli teşkilatı değiştirir. Yoksa ayaklar baş mı olsun?
ABD’ye bakınız. Onların parti başkanlarının adını hiç duydunuz mu? Başkan adaylarının ismini duyarsınız. Seçilirse bu sefer başkan sıfatıyla duymaya devam edersiniz. Bunların bir tuhaf davranışı da iki defa başkanlık yapanın artık üçüncü defa seçilemeyeceğidir. Onlar iki defa iktidara gelen başkan adaylarını değiştirirler çünkü anayasalarında öyle yazar. Bizimkinde de öyle yazar ama biz başkanımızı değil onun yerine anayasayı değiştirmeyi tercih ediyoruz—veya sayacı “reset” etmeyi.
PARTİLER PARTİ OLSAYDI
ABD başkanları muhalefetten ziyade kendi partilerinden çekinir. Çünkü orada partiler partidir. Çünkü başkanı o mevkiye getiren partisidir. Amerikan deyişiyle, son tahlilde “otların kökleri ~ grass roots”dur. Vekilleri, senatörleri ve başkan adayını hep bu kökler, tabandaki, en tabandaki partililer belirler. Taban davranışlarını beğenmez ve vazgeçerse bunların hiçbirinin tekrar seçilme şansı yoktur.
Bir ara, CHP buna istisnadır diye düşünmüştüm. Öyle ya, bu parti iki defa mevcut genel başkanını seçimle, demokratik oylamayla değiştirdi. Birincisinde, Ecevit, kaç yılların İnönü’süne genel kurulda rakip olup kazandı. İkincisi de Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’nun yerine seçilmesi. Derken şu mutlak butlan işi patladı. CHP parti gibi parti olsaydı ne beklerdiniz? Özel’in de Kılıçdaroğlu’nun da kanunsuzluk karşısında sağlam durup, birbirine kilitlenip partiyi savunmalarını değil mi? Tam tersi oldu.
CHP ÖNEMLİ DEĞİL!
KKP Mİ ÖÖP Mİ?
Öyle anlaşılıyor ki asıl mesele Cumhuriyet Halk Partisi değil. Asıl mesele partinin Kılıçdaroğlu’nun partisi mi yoksa Özgür Özel’in partisi mi olacağı. Yüz yıllık geçmişin pek de o kadar değerli olmadığı, ilkeleri etrafında birleşilecek bir parti bulunmadığı anlaşılıyor. İlkeler değil, kimin liderlik yapacağı önemli olan. Bizde parti yok, bizde lider var.
Bunun istisnası var mı? Belki var. Bu ayın başında İyi Parti’nin 3 Mayıs toplantısındaydım. Genel Başkan kürsüye yürürken salonda gençler bir ağızdan “Gençliğin umudu Dervişoğlu!” diye slogan atıyordu. Dervişoğlu, mikrofona gelince cevap verdi: “Birgün size sadece ama sadece kendiniz için slogan atmayı öğreteceğim.”
Fakat bu, istisna…
CHP parti olsa, bütün mensuplarının şu tepkiyi vermesi gerekirdi: Bir an önce genel kurulumuzu yapıp bu tuhaf durumdan kurtulalım. Ama öyle anlıyoruz ki önemli olan CHP’nin bu durumdan kurtulması değil, hangi babanın elinde kalacağı. Onun için şu anda dümeni eline geçirmiş olan butlan başkanının, eski başkanın delegeleriyle genel kurula gitmesi söz konusu değil. Mahkeme kararı hukuki veya değil, fakat kararda delegelerin delegeliklerinin geçersizliği hükmü yok. Ama ne var… Bunlar ötekini seçtiği için artık ötekinin delegeleri sayılırlar. Bununkinin değil. Onun için genel kuruldan önce en küçük teşkilat biriminden başlanarak partinin yeni elbisesini giymesi gerekir. Demokrasi falan sonra…
Bu yazıyı yazarken gazetelerde şu manşeti okudum: “Bahçeli Kılıçdaroğlu’na akıl verdi: Üyeleri yenile, partiyi arındır, 9 Eylül’de kurultaya git.” İşte bu kadar! Her liderin partisi kendine.
Bayramınız kutlu olsun, sevdiklerinizle bayram olsun.
