Aşırı sağın sahte pasifizmi Avrupa’yı tehlikeye atıyor

PARİS – Avrupa’nın sağa yönelmesi artık inkâr edilemez bir gerçek. Son on yılda egemenlik, ulusal kimlik ve küreselleşme karşıtlığı söylemleriyle öne çıkan aşırı sağ ve popülist partiler; Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda ve diğer birçok Avrupa ülkesinde milyonlarca seçmenin desteğini kazandı, hatta bazıları bu destekle iktidara ortak oldu. Ancak bu partilerin benimsediği savaşçı retorik, siyasi tartışmaların tonunu belirlerken ana akım söyleme de sızdı ve aynı zamanda rahatsız edici bir çelişkiyi de gizliyor.

Aşırı sağ siyasetçilerin mesajları Avrupa genelinde büyük ölçüde benzer. Kontrolsüz göç, küresel elitler, Avrupa Birliği’nin yetki genişletmesi, diğer ulusüstü yapılar, kültürel erozyon ve demografik değişim gibi algılanan tehditlere karşı ülkelerini savunmak istediklerini söylüyorlar. Kullandıkları dil sert, acil ve uzlaşmaz. Bu söyleme çoğu zaman yapay zekâ ile üretilmiş provokatif videolar eşlik ediyor.

Bunun sonucunda Batı toplumlarında göçmenlere, dış rakiplere ve hatta bazı müttefiklere karşı daha savaşçı bir yaklaşım yaygınlaşıyor. Toplumun bazı kesimleri hukuki ve kurumsal çözümler yerine doğrudan çatışmayı savunur hale geliyor. ABD’de yüzleri maskeli Göçmenlik ve Gümrük Yaptırım görevlilerinin öne çıkması ya da İspanya’da göçmen karşıtı grupların ortaya çıkması bu eğilimin yansımaları arasındadır.

Ancak bu görünürdeki milliyetçilik yükselişinin altında çarpıcı ve rahatsız edici bir gerçek yatıyor: Aşırı sağ partilere ve göç karşıtı politikalara destek artarken, Avrupa’da vatandaşların ülkeleri için savaşma isteği ya azalıyor ya da durgunlaşıyor.

2024 tarihli bir Gallup anketine göre, ülkesi için savaşmaya en isteksiz toplumların bulunduğu beş ülkeden dördü Avrupa’da: İtalya (%78), Avusturya (%62), Almanya (%57) ve İspanya (%53). Avrupalılar kendi ülkeleri için bile savaşmaya bu kadar isteksizse, NATO ya da AB üyesi başka bir ülkeyi savunmak için savaşmaya desteklerinin daha da düşük olması muhtemel.

Beklendiği üzere kıta genelinde ordular personel bulmakta zorlanıyor. Avrupa’nın en büyük askeri güçlerini oluşturabilecek Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler, askere alım hedeflerinin düzenli olarak %20-30 gerisinde kalıyor. Savunma harcamalarının arttırılmasına verilen destek de siyasi olarak düzensiz. Bu durum, daha büyük fedakârlık gerektiren askerlik hizmetinin daha da az cazip olduğunu gösteriyor.

Sağ milliyetçilik, çarpıtılmış dijital dünyalarda ve sandıkta güç kazanıyor. Ancak söylem ucuz ve şikâyet duygusu ise daha tehlikeli bir dünyanın gerçeklerinden kopuk olduğunda baş döndürücüdür. Avrupa’daki birçok aşırı sağ lider ve parti, ulusal ve AB düzeyinde savunma yatırımlarını arttırma girişimlerine çeşitli derecelerde karşı çıktı. Oysa bu tür yatırımlar Avrupa’nın güvenliğini güçlendirebilir, küresel liderlik konumunu pekiştirebilir ve büyük güçlerin jeopolitik baskılarını önleyebilir.

Batı'daki ana akım politikacılar, "kurallara dayalı uluslararası düzen"i ve uluslararası hukuku kötü niyetli aktörlerden savunma ihtiyacından endişeyle bahsederken, popülistler "barış" kelimesi üzerinde neredeyse tekel kurmuş durumda. İkincisi daha az soyut ve birçok insanda açıkça yankı buluyor; bu da aşırı sağcı milliyetçilerin kendilerini barış getiren olarak göstermelerine olanak tanırken, karşılaştırıldığında yerleşik liderler militan bir tavır sergiliyor.

Kısacası, Avrupa ülkelerini savunmaktan en çok söz eden partiler, söz konusu tehditler yabancı hükümetlerden geldiğinde bu savunmayı gerçekleştirmeye en az istekli olanlardır. Bu çelişki, Avrupa’nın saldırgan Rusya ve güvenilmez ABD ile karşı karşıya olduğu bir dönemde ciddi politika sonuçları doğuruyor. Savaştan enerji şantajına ve sabotaja kadar çok sayıda tehdit karşısında – geçen yıl kıtadaki hava trafiğini aksatan insansız hava aracı ihlalleri gibi– Avrupalıların bağlı olduğu kritik altyapı da dahil olmak üzere Avrupa toplumlarını korumak için daha büyük savunma bütçelerine ihtiyaç vardır.

Aşırı sağın kutuplaştırıcı iç politikaları, yüksek savunma harcamalarına yönelik devamlı sergilediği küçümseme, müttefiklere karşı agresif tutumu ve inanılır bir caydırıcı olmadan potansiyel baskıları yatıştırma konusundaki hayali umudu, Avrupa'yı Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar savunmasız bırakacak bir güvenlik duruşuna yol açmaktadır. Zayıflık üzerinden kurulan bir barış gerçek bir barış değildir. Aksine, diğer ülkeleri Avrupa’nın yaşam biçimine yönelik tehditlerini arttırmaya davet etmektir – ki aşırı sağ partiler, diğer siyasi aktörlerden daha fazla savunmak istediklerini iddia ettikleri şey de budur.

*Nicu Popescu, Moldova Cumhuriyeti’nin eski Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olup, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde seçkin bir üyedir.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.