Günler gelip geçer insan göçüp gider… Ya bellek nereye gider?

Menekşe, kolay unutulacak kadın değildi fakat gözden ırak olan gönülden de ırak olur sözünü doğrularcasına kısa sürede hatırlanmaz oldu. Sadece berrak güzelliğiyle değil huyu ve şefkati, biraz peltek dili en çok da o yeri kazarcasına bakışıyla hafızamda yer etti. Çocuklar büyüklerin dünya telaşıyla unuttukları her ayrıntının ölümsüz fotoğrafını çekerler. Karlı, ilkin tipili ardından inadına sulusepken yağışlı bir günde gelin götürdüler onu uzak bir kasabaya. İşlemeli ve beyaz örtüsünün altından dökülen perçemi gözlerine doğru bir yatağan gibi iniyor kınalı elleriyle o perçemi düzeltirken sevinçli görünmeye çalışıyordu. Dışarıda, kara borana aldırmayan kalabalık, davul ve klarnetin arada bir gök indiren girişine kapılarak saz takımının eşliğinde gülüp eğleniyordu. İşin sonunda etli pilav da vardı. Halis tereyağı desen kazanlarda çoktan hazır edilmişti geniş avluda. Hava güzel olsaydı, düzlük yerde sinilerin çevresinde diz çökülecek, fesleğenle sulanmış yuka ekmekler eşliğinde turşunun damak çatlatan dengeciliğine uzanacaktı eller. Kadınlar üç beş eve dağılmışlar hem dışarıdan gelenleri ağırlamanın hem de genç kızların meraklarını dindirmenin peşindeydiler. Menekşe’yi görmek için arada bir gelin odasına gidiyor çok bilmiş kadınların öğütlerine kulak kesiliyordum.

‘Uzak yerin adamı buranın adamına benzemezmiş. Köyünde sıkılıp bunalsan kapı komşuna yetmedi anne babana koşabilirmişsin. Ama yaban yerde bütün gözler üzerinde olurmuş. Kıskananı kötüsü ne çıkacağı belli olmayan kaynana kaynata davranışı kestirilemezmiş. Çocuk, damat, pek uslu, pek sevecen, pek yakışıklı, hali vakti yerindeymiş gerçi. Ama o da el sayılırmış şimdilik. Lakin tatlı dil ve sabır mayaymış kadına. Yanındakiler baş sallıyorlar sanki bütün bunlar başlarından geçmiş gibi yüz değiştiriyorlardı. Yetmezmiş gibi eli defli geçkince bir kadın altın dişlerini göstererek güldü ve ‘yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar’ türküsüyle duyguları buğulandırdı. Gözlerim menekşenin gözlerini aradı. Sanki yumulmuş, kaşlarının altında kaybolmuşlardı. İnsan iç çekebilirdi fakat gözlerini bu kadar derine çekebilir miydi? O an Menekşe sadece gözlerini değil dışarıdaki havayı, curcunayı ve bütün olup bitenleri örtmek için kararmış gökyüzünü de sinesine çekmişti. Düğün dernek dediğin zamanın sofrasına serilmiş gümüş kaşıklardı. Işıltısı göz alır, sonra da sofradan kalkılır başka bir zamanın çınlayışına koşulurdu.

Sonunda Menekşe’yi kar altında gelin arabasına bindirdiler. Normalde kardeşlerinden birisi, eltisi veya yakın arkadaşı ona eşlik ederdi. Ama o başka yere gidiyordu. Gidip gelmek kolay değildi. Meraklı kalabalık arabanın etrafını çevirdi. Çocuklar gelin arabası yolunu kesip zarf içinde para alma derdine düştü. Erkekler falan kasabadan gelenlerle kırk yıllık canciğer dostmuşlar gibi kucaklaştı. Üstü tenteli kamyon pek çoğunu kasasına aldı. Arabalar hareket etti. Saz takımı soğuk havada bozulmuş akortlara aldırmadan ‘şen ola düğün şen ola’ havasına yüklendi. Menekşe’nin yüzü buğulu camda bir sönük yıldız kuyruğu gibi dalgalandı. Artık kakülü gözükmüyordu. Gelen gitmiş yola çıkan menzil almıştı.

Ben çocuktum daha ilkokula bile başlamamıştım. Menekşe genç kızdı. Söylediklerine göre de yaşı biraz geçmişti. Elma toplarken onu izlerdim. Uzun parmakları birer marifet hüneri kazanırdı. Özenle doldurduğu elma kovalarını sandıkların olduğu yere bırakırdı. Menekşenin abisi çok iyi elma dizerdi. Vaktiyle İstanbul Küçükpazar’da seyyar satıcılık yapmıştı diğer pek çok erkek gibi. Hemen kalkar yanında yürürdüm. Kollarının gücünü göstermesini isterdim. Büyüdün artık seni nasıl kaldırayım demez, koltuklarımdan tutar hoppa dalın hizasına yüksektirdi. Kırmızı elmalar doygun yaprakların arasında bana Menekşe’nin yanaklarını hatırlatırdı. Sonra o tatlı peltek sesiyle, acıktın mı diye sorardı. O öyle sorduğu için acıkmak o istedi diye su içmek isterdim.

O kış inadına çok sert geçti. Kar kapı önlerine kovulmuş it misali yığıldı. Arka arkaya başka düğünler yapıldı yine de. Kimisi ‘Mevlit’ okutarak yaptı düğününü. Katılan fazla olmadı. Çalgılı düğünler civardan da misafir getirdi. Mart ve Nisan ayında kar tekrar geri geldi. Mayısın sonunda seller sular aktı. Temmuz ve Ağustosun hışmı yakmadık köşe komadı. Güz bitti. Kış geri geldi. Kimse Menekşe’den söz etmedi. Gittiği kasaba uzaktı. Kimsede araba yoktu. Ben ilkokula başladım. İki üç sınıf okudum. Bir okul dönüşünde ‘Menekşe yalnız mı gelmiş’ dediklerini duydum. ‘Çocukları olmamış’ dedi bir diğeri. ‘Kocası hep dışarı gidermiş’ diye ekledi sorulu sorgulu sesle üstelik. Hızla önlüğümü çıkardım. Yarı papuç koşmaya başladım. Halâ koşarım.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.