Ayetullah Hamaney’in ölümcül mirası

28 Şubat sabahı, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Tahran’daki yerleşkesinin yakınında meydana gelen büyük patlamadan yalnızca saatler sonra, İsrail ve ABD kaynakları Hamaney’in öldürüldüğünü duyurdu; İran devlet medyası da daha sonra bu bilgiyi doğruladı.

İran şehirlerinde ve diaspora toplulukları arasında kendiliğinden kutlamalar başladı. Bu, Hamaney rejimi altında onlarca yıl biriken öfkenin dışavurumuydu. Özellikle ocak ayında ülke genelinde patlak veren protestolara yönelik sert müdahalede, hükümet güçlerinin on binlerce göstericiyi öldürdüğü ya da gözaltına aldığı bildirilmişti. Ancak Hamaney’in ölümü, yaklaşık kırk yılda inşa ettiği güvenlik ve siyasal organların çökeceği anlamına gelmiyor. Aksine, kurduğu kurumsal güç yapısı onun en kalıcı mirası olabilir.

İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni 1989’da öldüğünde, siyasal çevrelerin pek azı Hamaney’i güçlü ya da dönüştürücü bir halef olarak görüyordu. İran Anayasası’nın 109. maddesi uyarınca dini liderin “merce-i taklit” yani Şii dünyasında en yüksek dini otorite düzeyi olan büyük ayetullah statüsüne sahip olması gerekiyordu; Hamaney bu niteliğe sahip değildi.

Ancak Humeyni’nin ölümünden birkaç ay sonra 109. madde değiştirildi. Büyük ayetullah gibi en yüksek dini rütbeye sahip olma şartı, daha genel siyasi ve dini niteliklerle değiştirildi. Aynı zamanda, geniş yetkilerle donatılmış tek bir dini lider modeli güçlendirildi. Etkili devrimci figürler de dahil olmak üzere birçok kişi, Hamaney’in daha sembolik bir rol oynayacağını ve yönetim yetkisini cumhurbaşkanı gibi seçilmiş yetkililere devredeceğini düşünüyordu. Ancak büyük bir yanılgıya düşmüşlerdi.

Sonraki on yıllarda Hamaney, dini liderlik pozisyonunu denetleyici bir otoriteden İslam Cumhuriyeti’nin merkezi komuta yapısına dönüştürdü. En önemli siyasi yeniliği, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun yeniden yapılandırılmasıydı. Humeyni, ordunun siyasete müdahalesini sınırlamayı vurgulamışken; Hamaney Anayasa’nın 110. maddesindeki “silahlı kuvvetlerin başkomutanlığı” yetkisine dayanarak kendisine son derece bağlı bir güvenlik aygıtı inşa etti.

Hamaney döneminde İslam Devrim Muhafızları Ordusu yalnızca askeri bir kurum olmaktan çıktı; altyapıdan inşaata, telekomünikasyondan enerji projelerine ve petrol ticaretine kadar ekonominin neredeyse tüm ana sektörlerine nüfuz eden siyasi ve ekonomik bir dev yapıya dönüştü. Hamaney’in yarattığı sistemde askeri sadakat, mali çıkarlar ve rejimin bekası birbirini karşılıklı olarak güçlendiriyordu. Siyasi otoritesi, ideoloji kadar kurumsal bağımlılık tarafından da güvence altına alınmıştı.

Gücünü daha da pekiştirmek için Hamaney, anayasanın 91. maddesi uyarınca kurumsal dengeyi sağlamak amacıyla kurulan Anayasayı Koruma Konseyi üzerinde kontrol sahibi oldu. Anayasayı Koruma Konseyi, dini lider tarafından doğrudan atanan altı İslam hukukçusu ve yargı başkanı tarafından aday gösterilen ve parlamento tarafından onaylanan altı hukuk uzmanından oluşur. Ancak 157. maddeye göre, yargı başkanını dini lider atar ve böylece 12 üyenin tümü üzerinde son sözü söyler. Zamanla, Anayasayı Koruma Konseyi’nin parlamento adaylarını inceleme yetkisi, siyasi alanı rejim tarafından kabul edilebilir görülen kişilerle sınırlandırmasına olanak tanıdı.

Benzer bir dinamik Uzmanlar Meclisi içinde de gelişmiştir. Anayasanın 107 ve 111. maddeleri uyarınca, Meclis dini lideri denetlemek ve halefini atamakla sorumludur. Bu organ, onun yetkisini denetleyen birkaç anayasal mekanizmadan biri olması gerekmektedir. Ancak uygulamada, adaylar önce Anayasayı Koruma Konseyi tarafından onaylanmalıdır, bu da dini liderin etkisinin kendisini denetlemekle görevli kuruma da yayıldığı bir geri bildirim döngüsü yaratmaktadır.

İran anayasası, liderlik halefiyeti için yasal bir mekanizma sağlar. 111. maddeye göre dini liderin ölümü ya da görev yapamayacak hale gelmesi durumunda yürütme yetkisi geçici olarak cumhurbaşkanı, yargı başkanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin seçeceği bir Anayasayı Koruma Konseyi üyesinden oluşan bir kurula devrediliyor. Ancak bu sistem, kurumsal bağımsızlık varsayımına dayanıyor; Hamaney ise bu bağımsızlığı büyük ölçüde zayıflattı.

Buna rağmen, Hamaney’in oluşturulmasına katkıda bulunduğu sistem, onun ölümünden sonra da varlığını sürdürecektir. Yargıyı, güvenlik kurumlarını ve dinî kurumları yöneten ağlar, birbirleriyle derin bir bağlantı içinde olmaya devam etmektedir. Hamaney döneminde otorite; dini meşruiyet, askeri sadakat ve ekonomik kontrolün birleşimine dayanıyordu. Bunların tümü, dışa karşı yasal görünümü korurken gücü elinde toplayan anayasal mekanizmalara dayandırılmıştır. Hamaney’in halefi, sadece siyasi bir makamı değil, merkezi otoriteyi yeniden üretmek için tasarlanmış kurumsal bir yapıyı da miras alacaktır.

Dolayısıyla İran, ne rejimin çöküşünün ne de öngörülebilir bir geçişin kesin olduğu bir otoriter belirsizlik anıyla karşı karşıya. Kurumlar ayakta kalacak; ancak siyasi meşruiyet zayıflayacak ve halefiyet mücadelesi belki de şiddetli biçimde yaşanacak. Yapısal reformlar yapılmazsa, aynı güç yoğunlaşması yeni bir dini liderine devredilebilir ve İran’ın siyasi durgunluğu devam edebilir.

İran’da anlamlı ve kalıcı bir değişim, Hamaney’in halefinin kim olacağından çok, onun kurumsal mirasının ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağına bağlı olacaktır. Sorun, eski sistemden fayda sağlayanların tamamen yeni bir yönetim çerçevesini sessizce kabul etme olasılığının düşük olmasıdır. Yürütme yetkisinin, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun ekonomik hakimiyetinin ve siyasi katılımı denetleyen mekanizmaların köklü biçimde yeniden düzenlenmemesi halinde, İran’ın otoriter düzeni yalnızca yeniden dengeyi sağlayacaktır.

Pegah Banihashemi Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde anayasa hukuku akademisyeni ve insan hakları hukuku öğretim görevlisidir. Çalışmaları, Orta Doğu’daki güç yapıları ve siyasi değişim üzerine odaklanmaktadır.

© Project Syndicate

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.