Fon için fetva almak kurtarır mı?
Günlerdir gündemden düşmeyen fon krizinde Tera, Pusula, Hedef ve Atlas portföy yönetim şirketlerinin kurduğu 10 yatırım fonunda dinî hassasiyet de gözetildiği ve fıkıhçılardan fetva alındığı ortaya çıktı. Fıkıhçıların neye fetva verdiklerini, neye fetva vermediklerini iyice masaya yatırmak gerekli çünkü bu fon meselesi dindarlar ile dindar görünümlüleri birbirinden ayırmak için bir turnusol kağıdı vazifesi de görebilir. Krizde dindar görünümlü bir grup foncu tarafından, sadece faiz hassasiyeti taşımadan yatırımlarını verimli bir şekilde değerlendirmek isteyenler değil, yatırımlarını değerlendirirken dinî hassasiyetlere dikkat edenler de dolandırıldı.
Konu bir fetvaya nasıl bağlanır diye merak edenler için biraz baştan anlatayım: Katılım esasına yani faizsiz finans ilkelerine dayanan bir fon kurmak isteyen herhangi bir portföy yönetim şirketi, ilgili yasal düzenlemeler gereği, hem yasal otoriteden resmî onay almak zorunda hem de katılım finans ilkelerine uygunluk açısından fıkhî icazet yani yapacağı işlemlerin dinî kurallara uygun olup olmadığına dair görüş almak zorunda. Türkiye’de yatırım fonlarının kuruluşu yasal olarak Sermaye Piyasası Kurulu’na bağlı. Fonun, katılım finans ilkelerine göre yönetileceğini belgelemek için ise ilgili otoriterlerce akredite edilmiş herhangi bir bağımsız fıkhî danışma kurulundan icazet belgesi alınması gerekiyor. Bu kurullar, fonun yatırım yapacağı varlıklarını, sözleşmelerini ve işleyiş mekanizmalarını, sadece İslam hukukuna ve katılım finans esaslarına uygunluğu açısından inceliyor. İnceleme sonunda fıkhî ilkelere aykırı bir husus tespit edilmemesi halinde fonun fıkhî açıdan bir mahzur içermediğini belirten ilmi görüş yani icazet belgesi düzenleniyor. Bu belge, fonun katılım esaslı olduğunun piyasaya ve yatırımcılara duyurulmasında referans oluyor. Bu belge, fonun kuruluş aşamasında düzenleniyor ve bağlı kalacağını belirttiği katılım finans ilkelerine uymadığı tespit edildiği takdirde iptal edilebiliyor. Bahse konu portföy yönetim şirketlerinden Tera’nın pek çok fonu arasından sadece iki fonuna icazet veren isimler arasında Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi Servet Bayındır da var.
Peki Servet Bayındır’ın imzası ne anlama geliyor?
Servet Bayındır, yaptığı açıklamada Tera portföy yönetim şirketinin gayrimenkul ticareti yaparak yatırımcısına alım satım kârı ve kira getirisi sağlamak üzere kurulmuş sadece iki fonuna icazet belgesi verdiklerini doğruladı. Bu icazet belgesi basına da yansıdı. Portföy yönetim şirketleri Servet Bayındır’ın başkanı olduğu, icazet vermesi ilgili otoriterlece yetkilendirilmiş İKTİSAT Vakfı’na başvurmuşlar ve çalışma prensiplerinin katılım finans esaslarına uygun olup olmadığının değerlendirilmesini istemişler. Bunu yaparken SPK’dan onaylattıkları belgeleri ibraz ediyorlar tabii ki; yani icazet istedikleri iki fonda toplanan sermaye ile faizli işlem yapmayacaklarına, gayrimenkul ticareti yaparak yatırımcıya getiri ödeyeceklerine, tasarrufları hangi faizsiz yöntemlerle çalıştıracaklarına vb yer verdikleri onaylı belgeyi sunuyorlar, adeta “Biz, böyle çalışacağız.” şeklinde bir taahhütte bulunuyorlar. İktisat Vakfı’ndaki heyet, bu beyanı değerlendiriyor ve taahhütlerine uygun çalıştıkları müddetçe geçerli olacak icazet belgesini şartlı olarak düzenliyor. Zaten vakfın; fonun hukuki, iktisadi ve finansal açıdan risklerini incelemek ve yatırım tavsiyesi yapmak gibi herhangi bir misyonu ve yetkisi yok. Düzenlenen bu belge de böyle bir anlam taşımıyor. Sadece katılım esaslarına göre fon kurulurken alınması zorunlu bir belge. Böylece Tera’ya, İktisat Vakfı tarafından, gayrimenkul ticaretiyle iştigal edecek sadece iki fon için katılım esaslarına aykırılık teşkil eden işlemlere başvurmaması kayıt ve şartıyla icazet veriliyor. Bu fonlar, Konut Alfa Katılım GYF ve Çatı Katılım GYF. Servet Bayındır, icazet verilen tüm fonlarla ilgili olarak, gerekli koşullar dışında işlemler yapıldığına dair bilgi ulaştığı takdirde icazet belgelerinin iptal edilmesinin temel prensipleri olduğunu, bu ilkenin Tera’nın fonları için de geçerli olduğunu söylüyor. Ayrıca adı geçen iki fon, Tera’nın sorunlu olduğu için tasfiyeye konu edilen fonları arasında yer almıyor.
Kısaca, ortada bir iş birliği yok. Konuya dikkatli bakıldığında Tera’nın, dinî hassasiyetleri olan ve faizsiz esaslara göre yatırımlarını değerlendirmek isteyenlerin birikimlerine de göz diktiği ve bunun için de fonlar kurduğu görülüyor. Bu fonların, işlem yapabilmek için kuruluş aşamasında dinî konuda görüş bildirebilecek İKTİSAT Vakfı gibi bir merciden fetva almaları ise bir zorunluluk. Bu aşamada zorunluluk gereği icazet alıyorlar, icazet verilen iki fon mevcut manipülasyonlar nedeniyle tasfiyeye tabi tutulan fonlar kapsamında değil. İcazet verilen fonların tasfiye kapsamında olmaması, en azından şimdilik, kuruluş aşamasında beyan ettikleri diğer hususlar gibi katılım esaslı sisteme göre çalışmakta olduklarını gösterir; ancak diğer fonlarında bu kadar yolsuzluk ortaya çıkan Tera’nın bu iki fonu da tabii ki dikkatle incelenmeli.
Konuyu sapla samanı birbirine karıştırmadan ele almak da çok önemli; çünkü söz konusu olan binlerce kişinin hakkı. Binlerce kişinin hakkını savunmaya çalışırken işin en başında mevzuat gereği icazet veren kurumların hakkına girmemeye de dikkat etmek gerekiyor; çünkü bu kurumların işlemleri denetleme yetkisi yok. Onlar sadece kuruluş aşamasındaki beyana bakıyorlar, denetleme yetkisi başka kurumlarda.
Yukarıda da belirttiğim gibi bu hassasiyet, fon yöneticilerinin işlediği iddia edilen suçları görmezden gelmeyi gerektirmez. Fon yöneticileri, adı geçen iki fonun açılış aşamasında istedikleri kadar katılım sistemine uygun çalışacağız diye beyanda bulunmuş olsun, icazet verilen bu katılım fonları da hem diğer düzenlemeler hem katılım esasları açısından beyanlarına uygun çalışıp çalışmadıklarına dair ayrıca denetlenmelidir.
