İki seçim, iki sonuç…
27 Ekim’de İsrail’de genel, 3 Kasım’da da Amerika’da kısmi seçimler yapıldı. İlkinde Netanyahu ve eski iktidar ortakları hükümet kurmak için gerekli 61 temsilcisini Knesset’e sokamadı. Amerika’da ise Trump’ın partisi Cumhuriyetçiler Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu elde edemedi. Bu iki ülke için de siyasetin farklı biçimler alması, bizi ise bir şekilde etkilemesi anlamına gelebilir.
İsrail’den başlayacak olursak; 120 sandalyenin olduğu Knesset’te Netanyahu’nun partisi Likud 27 kişiyle temsil edilecek, koalisyon ortakları Ben-Gvir’in Otzma Yehudit’inin 7, Birleşik Torah Yahudileri’nin 7, Shas’ın 6, Smotrich’in Dinci Siyonist Partisi’nin de 6 temsilcisi olacak. Yani şu anki iktidar bloku 53 oyda kalacak. Ama Eisenkot’un Yashar partisi öncülüğündeki muhalefet de şimdiki kompozisyonuyla 61 oyluk çoğunluğa ulaşamayacak.
Ancak görünen o ki Cumhurbaşkanı Herzog hükümeti kurma görevini öncelikli olarak eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot’a verecek. Çok olasıdır ki Eisenkot da 28 günlük pazarlık süresi bitmeden Yousef Jabareen’in Ortak Arap Listesi’nin 11, Mansour Abbas’ın Ra’am’ının 8 oy desteğini arkasına alarak bir tür azınlık hükümeti kuracak. En azından güven oylamasında bu iki parti oy kullanmayıp kurulacak hükümete dolaylı destek verecek.
Yeni kurulan hükümet de hiç olmazsa İsrail’in Arap vatandaşlarının çıkar ve beklentilerine uygun politikalar benimseyecek. Muhtemelen Gazze’de daha insani davranacak, savaş hukukunu açıkça ayaklar altına almakta ihtiyatlı davranacak. Türkiye’ye ve çevresindeki ülkelere karşı biraz daha özenli, dikkatli olacak. Kendi siyasi bekası için sanırım savaşlar çıkartmayacak.
Şimdiden Knesset’in 67 üyesi Eisenkot’a hükümet kurmak için destek verdi. Herzog bugün görevi kime vereceğini resmen açıklayacak, ardından da 28 günlük (gerektiğinde 14 gün daha uzatılabilecek) koalisyon görüşmeleri takvimi çalışmaya başlayacak. Eisenkot da önündeki seçenekleri değerlendirecek. Belki askerlik yapsınlar diye ısrar ettiği Haredileri temsil eden iki partiyle ortaklık kuracak, belki de Netanyahu ile anlaşacak.
Benim takip edebildiğim kadarıyla şu an en güçlü senaryo Arap partilerinin desteğini alıp, İsrail standartlarında makul, mülayim ortaklarla bir hükümet kurmak gibi görünüyor. Eğer bu gerçekleşecek olursa Türkiye’nin değişimi ve hükümete Arap desteğini fırsata çevirmesinde, tıkanan siyasi ilişkileri açmak, çatışmasızlığı sürekli kılmak için inisiyatifler geliştirmesinde yarar olabilir. Tabii ki ondan önce Netanyahu ve ekibi bir sürpriz yapmazsa.
Unutmayalım ki İsrail Yunanistan’dan Azerbaycan’a siyasi anlamda etkili bir ülke. Oyun kurma ve bozma yeteneği yüksek. BAE ile stratejik sayılabilecek yakınlığı var. Amerika ile sıkı dost, Avrupa’nın da gözünün eski ağrısı. Yeni hükümet kurulur kurulmaz (özellikle Eisenkot kurarsa) başta Almanya olmak üzere AB üyeleri ve Komisyon beyaz sayfa açalım, eskiyi unutup geleceği konuşalım diyecek. Trump askeri destek vermem sözünü hiç şüpheniz olmasın ki eğecek, bükecek.
Demokratların ağır bastığı Temsilciler Meclisi ve Senato da yine bir yolunu bulup İsrail’i koruyucu, destekleyici politikalar benimseyecek. Mahmut Abbas’ın GKRY’yi ziyaretinden bağımsız olarak ben Filistinlilerin haklarını korumak için de, Gazze’ye barışın gelmesini sağlamak için de, Türkiye’nin uzun erimli çıkarları için de İsrail’le siyasi normalleşmenin yollarının aranması gerektiğini düşünüyorum.
Bir de karşımızda tek bir İsrail olmadığını, tüm İsraillilerin Netanyahu ve ekibinin soykırımcı politikalarını desteklemediğini, Cuma günkü Ha’aretz’de yazdığı gibi eski ordu komutanlarının, Mosad ve Şin Bet yöneticilerinin bir araya gelerek zeytin hasadına giden Arapları, Bedevileri yerleşimci ve asker şiddetinden korumak amacıyla örgütlenip, sivil direniş gösterdiklerini de not etmek gerek.
Diğer yandan ikinci seçimin yapıldığı Amerika hakkındaysa İsrail’le ilişkiler kadar umutlu değilim. CAATSA yaptırımlarının kalkmasının, Türkiye’nin -çok gerekli olmadığına inandığım- F-35 programına dönmesinin artık daha uzak bir olasılık olduğunu, ABD ile olan ilişkilerinde yönetimin verebileceklerine odaklanmamızın gerektiğini zannediyorum. Trump’ın ve “toksik” siyasetinin seçim meydanında yenilmesine sevinirken ikili ilişkilerin geleceğinden endişe ediyorum…
