‘’Zaten fırsatı olan yiyor’’
Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklanması, muhalif cenah tarafından aysbergin görünen yüzü olarak değerlendiriliyor. İktidara yakın cenahta ise hükümetin yolsuzluğa karşı mücadelesinin kararlı bir adımı olarak görülüyor. Konunun, iktidar ile muhalefet arasında siyasi bir mücadeleye dönüşmesi kaçınılmazdı. Türkiye’de gündem olan her konu zaden bu mantıkla tartışılıyor: İktidarın işine yarar mı, zarar verir mi? Ya da muhalefetin işine yarar mı zarar verir mi?
Hükümette en yüksek noktalara gelmiş, bakan olmuş, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve MKYK üyeliğine yükselmiş siyasi bir şahsiyet gözaltına alınıyorsa, bu kaçınılmaz olarak siyasi malzeme olacaktır. Kamuoyunun baskısı artıyor, yolsuzluğun bir şahıs üzerine yıkılarak, gündemden çıkmasına dair endişeler dile getiriliyor. Bu skandalla nasıl mücadele edileceği iktidar açısından bir varlık sorunu haline geldi ve kamuoyu ikna edilmeden bu sürecin aşılabilmesi mümkün gözükmüyor.
Bu iktidarla ya da başka bir iktidarla, hukuk devletine her zaman ihtiyacımız var. Yolsuzluk gündemini, sadece iktidar mücadelesi bağlamında tartışmak yerine, kalıcı bir hukuk devleti geleneği oluşması için bir fırsat olarak görmek gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kamuoyuna mal olmuş büyük yolsuzluk vakaları, sistemin değişmesine değil, hükümetlerin ya da yerel idarelerin değişmesine yol açmıştır. Yeni gelen iktidarlar da üzerlerinde sistemin şeffaflaşması yönünde bir baskı hissetmedi. Çünkü söz konusu yolsuzluklarda oluşan kamuoyunun temel motivasyonu, sistemin düzelmesi değil, iktidarın değişmesiydi.
Dünyada bu türden yolsuzluklar yaşayıp, bu krizleri aşarak kalıcı ve sürdürülebilir (Azerbaycan Türkçesi’nde bunu kalıcı inkişaf deniliyor.) çözümler üretilen örnekler var. Bizim de ‘’zaten fırsatı olan yiyor’’ türü bir avam bezginliğinden sıyrılıp kalıcı çözümlere dikkat kesilmemiz gerekiyor.
Dünyanın en müreffeh ülkelerinden birisi olan Singapur 1950’lerde dünyanın en az gelişmiş ülkelerinden birisiydi ve ülkenin koca bir köyden farkı yoktu. 1959’da iktidara gelen Leen Kuan Yew yolsuzluğun kurumsallaştığı, hukuk sisteminin çöktüğü bir ülkede, sömürge dönemlerinden kalma etkisiz, hukuk ve güvenlik teşkilatını baştan aşağı değiştirdi. Direk başbakana bağlı olarak kurduğu Yolsuzluk Faaliyetlerini Soruşturma Bürosu (CPIB) bağımsız bir güç haline geldi.
Singapur’un elde ettiği başarıda, yapılan bu hukuki reformdan başka daha birçok yenilik var. Ancak Singapur bugün uluslararası şeffaflık endekslerinde dünyanın en başarılı beş on ülkesinden birisi.
Güney Kore’de 1990’lı yıllarda yolsuzluklar ayyuka çıkmıştı. Samsung, Hyundai ve Daewoo gibi dev şirketler ile devlet arasında milyarlarca dolarlık yolsuzluk, kayırma, avantaj sağlama vs. gibi skandallar ortaya çıktı.
İktidar, krizi örtmek yerine yargının ve savcıların yetkilerini arttırarak önlerini açtı. Siyasi nüfuza bakılmadan, dokunulmazlık algısı yıkıldı. Cumhurbaşkanları da dahil olmak üzere, üst düzey siyasiler, ülkenin en büyük şirketlerinin sahipleri ve yöneticileri agresif bir şekilde soruşturuldu. Sonuç olarak Güney Kore bugün gelişmiş ülkeler arasında en şeffaf ülkelerden birisi olarak görülüyor.
Benzeri bir örnek ise komşumuz Gürcistan’dan. 2000’li yılların başına kadar Gürcistan’da rüşvet vermeden ehliyet alma, polis kontrolünden geçme, hatta hastanede tedavi olmak bile mümkün değildi. Yolsuzluk devletin tüm kılcal damarlarına sızmıştı. 2003’deki Gül Devrimi’ni ardından, tek günde ülkedeki tüm trafik polisi teşkilatı (Yaklaşık 16 bin kişi) görevinden alındı. Yeni polisler işe alındı, kamu hizmetleri tamamen dijitalleştirilerek, rüşvet verebilecek fiziki imkanlar ortadan kaldırıldı. Rüşvetçilere ağır cezalar uygulandı. Gürcistan Sovyet sonrası coğrafyada yolsuzluk endekslerinde başarı grafiği en çok yükselen, rüşvet kültürünü neredeyse yok eden bir ülke oldu.
Bu başarı hikayelerindeki formüller neredeyse birbirinin aynı. Birinci sırada siyasi baskılardan uzak, sadece yolsuzluğu soruşturmakla görevli özel kurumların oluşturulması.
İkinci sırada, toplumda en zirvedekiler de dahil olmak üzere herkesin yargılanabileceğine dair inancın yerleşmesi. Üçüncü sırada, kamu ihalelerinin, devlet harcamaların ve bürokratik işlemlerin şeffaf olması ve dijital ortama taşınması. Dördüncüsü ise yolsuzluk yapanların hapis, itibar kaybı ve varlığına el koymak gibi somut cezalara çarptırılmaları yer alıyor.
Her ülkede farklı sosyokültürel koşullar ve sorunlar var. Dolayısıyla çözümler de farklı olabilir. Önemli olan kamuoyunun yolsuzluklarla mücadeleyi, bir iktidar mücadelesinin aracı olarak değil, ülke refahının mevcudiyetini garanti altına alan ahlaki bir erdem olarak görebilmesi. Böyle olunca toplumun bütün kesimleri dönüşüme destek verir. İktidar mücadelesi haline gelirse, tıpkı daha önceki yıllarda olduğu gibi siyasi cepheleşmeler olur ve toplum enerjisini bitmez tükenmek bilmeyen polemiklerle heba eder. Tıpkı yüzyıllardır olduğu gibi.
