Herkesin zihni açılmaya müsait değil

Nedenselliği tesis etmek önemli bir aşamaydı. Fakat insanların nedenselliği düşünce sistemlerinde aktif hale getirmeleri de bir o kadar önemlidir.

İnsanlar nedenselliği gündelik hayatlarında hem yaşarlar hem kullanırlar. Kimse düştüğü takdirde yaralanacağı veya öleceği yerden aşağı kendisini atmaz. Ateşe de atmaz.

Fakat düşünürken veya konuşurken atlamak, uçmak kolaydır. Başınıza kötü bir şey gelmez. Gelse bile nedeni uçmanız değildir. Çünkü size göre nedensellik diye bir şey yoktur!

Bu yüzden ortalık uçandan kaçandan geçilmiyor.

Cabiri, Arap Aklının Yapısı kitabında (Mana Yayınları) İbn Hazm ve İbn Rüşd’e izafe ettiği düşünce hattına Şatıbi ve İbn Haldun’u da ekliyor.

Tartışmanın bu aşamasında İbn Teymiyye’ye de bir parantez açıyor.

“Ebu’l Hasan Eş’ari, İmam Malik, İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel veya başka bir mezhepten oldukları halde bu noktada Eş’ariye uyan bazı insanlar tabiatları ve melekeleri inkâr etmektedirler ve ‘Allah onların indinde yaratır, onlarla değil’ derler. Adeta Allah ekmekle doyurmaz, suyla içirmez, ekini suyla yetiştirmez, onu katında yapar, onlarla değil derler.”

(İbn Teymiyye) “sebeplerin sonuçlarla irtibatını gösteren pek çok ayetten delil getirdikten sonra şöyle demektedir: ‘İnsanlar duyuları ve akıllarıyla bazı şeylerin bazılarının sebebi olduğunu bildiler. Mesela tokluğun saymakla değil yemekle meydana gelmesi gibi. Gıda almakla tok olunur, taş yemekle değil. Su da insanların ve bitkilerin hayatlarının sebebidir.”

Daha sonra İbn Haldun’un çağdaşı olan Şatıbi’ye geçiyor.

Şatıbi gerçekten az bilinen bir alim. Daha o yüzyıllarda (Ö. 1388) Mağrib’deki alimler arasında bir çeşit anket yapıyor. Bir insanın mürşid olmadan marifetullah’a erişip erişemeyeceğini alimlere soruyor ve aldığı cevaplarla bir kitap yazıyor. Ben İbn Haldun’un Şifaü’s Sail kitabını okurken (Dergâh Yayınları) buna muttali oldum. İbn Haldun Şifau’s Sail’de Şatıbi’nin sualine cevap veriyordu.

(Bahsi geçmişken İbn Haldun’un verdiği cevaptan hatırımda kalanı özetleyeyim: Dini öğrenmek veya takva için mürşid gerekmez. Ahlaki terbiye için, ahlakı güzelleştirmek için mürşidin yardımı faydalıdır ama zorunlu değildir. Fakat marifetullah mücahedesi hususi ve tehlikeli bir yoldur. Bu yolu daha önce kat etmiş birinin rehberliğine ihtiyaç vardır.)

Şatıbi’nin, Cabiri tarafından geliştirilen ‘yeniden yapılanma projesindeki rolü ne olabilir?

Cabiri şöyle anlatıyor:

“Şatıbi’nin metodunun üç aşamalı bir gelişim içinde olduğunu söylememiz gerekir. İlk iki adım kendisinden önce hem İbn Rüşd hem de İbn Hazm tarafından uygulanmıştır. Bunlar tümdengelim ve tümevarım metotlarıdır. Üçüncü adım ise özellikle İbn Rüşd’de tebarüz eder ve şeriatın maksatlarını dikkate alma hususunu vurgular. Şatıbi bu düşünceyi, bunu akide alanında kullanmış olan İbn Rüşd’den almış ve usul alanına nakletmiştir. Şatıbi, usulün, Şafii’den itibaren usul alimlerinin yaptığı gibi dini nasların lafızlarının içtihat konusu yapılmasına değil, şeriatın maksatlarına dayandırılmasının zorunluluğunu dile getirmiştir.”

Bu projede anahtar kelime ‘makasıd.’ Yani şeriatın maksatları. Şatıbi’ye göre Şari’in kastı şeriatın külli ilkelerini tesis eden temellerden biridir.

“Şari, ibadet ve muameleler gibi insanlara emrettiği şeylerde belli amaçları olmadan onları mükellef tutmamıştır. Şu hâlde şeriatın hükümlerinden her cüz’i hüküm beraberinde külli anlamı yani Şari’in bu hükümdeki maksadını taşımaktadır. Şeriatın cüz’ilerinin hepsini külliler yani külli gayeler düzenlemektedir.”

Cabiri, Şatıbi’nin şeriatın maksatlarını nasıl tespit ettiğini de aktarıyor. Bu maksatlardan biri şeriatın, muhatabın anlaması için vazolunmasındaki maksat.

Bu bölümde aktarılan bir tespit dikkat çekici.

“Lafzın anlamını Arapçada bilinen ve kullanılan anlamın dışına çıkarmak caiz olmadığı gibi Arapların ümmi bir kavim oluşlarına münasip olmayacak bir anlamla yorumlamak da caiz değildir.”

Yani Şatıbi, felsefe yapıp yapıp ondan sonra Kur’an’dan uygun bir ayet bulup işte bu ayetin yorumu yaptığım bu felsefedir demeyi doğru bulmuyor.

Yani Kur’anı bir ümmi gibi yorumlayacaksın.

Haklı olabilir.

Ama haklıysa bile muhatabın ayetler hakkında düşünmesini sınırlandıran bir tarafı var.

Düşünceyi sınırlandırmak kulağa hoş gelmiyor.

‘Makasıd’ı şöyle anlayabilir miyiz?

Kur’an-ı Kerim’in, ayetlerin, hadislerin, bunlardan çıkarılan hükümlerin maksatlarını anlamaya çalışmak ve dini bu maksatlara göre yorumlamak.

Bu, birçok hükmün yeniden yorumlanması ve yeniden inşa edilmesi anlamına da gelebilir.

Zihin açıcı bir yaklaşım.

Fakat maalesef herkesin zihni açılmaya müsait değil.

İnsanlar doğrularına ve yanlışlarına sıkı sıkıya sarılma konusunda çok mutaassıp.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.