Birbirinin rüyasını görenler
Rüya ve rüyalar üzerine hasbihal etmek istediğimi söylemiştim.
Şimdi Enver Paşa ile Muhsin Yazıcıoğlu’nun rüyasından söz edelim.
İki insan birbirini hiç görmeden de yakın olabilir.
Aynı çağda yaşamadan.
Aynı şehirlerden geçmeden.
Aynı sofraya oturmadan.
Gönüller birbirini tanır.
Dostluğun yurdu gönüldür.
Enver Paşa ile Muhsin Yazıcıoğlu arasındaki yakınlık burada saklıdır.
Aralarında bir ömür, bir çağ var. İmparatorlukla Cumhuriyet arasında bir tarih uzanıyor. Biri Osmanlı’nın son büyük fırtınalarının içinden geçti. Diğeri Türkiye’nin en sert siyasi iklimlerinde yürüdü. Biri Pamir Dağları’nda bir rüyanın peşinden gitti. Diğeri Anadolu’nun yollarında, meydanlarında ve Meclis koridorlarında o rüyayı kendi diliyle yaşattı.
İki ömür, aynı rüyada birbirine yaklaşır.
Rüya, kendi ömürlerini aşan bir ülküye bağlar onları.
Zaman değişti, yönleri değişmedi.
Büyük rüyaların bir bedeli de yalnızlıktır.
Enver Paşa’nın tenhalığı, taşıdığı rüyadan ayrı değildi.
İnsanların arasında yalnız, inandığı ufka bağlı.
Muhsin Başkan da aynı tenhalığı yaşadı.
Kalabalıkların içinde yürüdü, kendisi olarak kaldı.
İki ayrı ömür.
Aynı rüya.
Rüyanın ilk izini Enver Paşa’nın hayatında arayalım.
