‘Yalan’ diyen yalancıdır

Diyanet camiasıyla tanışıklığım vardır. Müftüsünü, vaizini, imamını müezzinini bilirim.

Nereden bilirim?

Kendi tanışıklıklarımdan da bilirim ama daha çok rahmetli babam İsmail Cömert’ten dolayı bilirim. Babam, eve geldiğinde gününün nasıl geçtiğini tafsilatıyla anlatan babalardandı. Yaklaşık 40 yıl Diyanet’te görev yaptı. Bu sürenin 30 senesinde il müftüsüydü.

Bu yüzden ortalama bir vaizin, cami imamının, müezzinin, kayyımın kafasının nasıl işlediğini veya işlemediğini az çok öğrendim.

Aralarında bazı istisnalar vardır. Bir şehirde bir tane. Bazı büyük şehirlerde iki tane, üç tane.

Genellikle temkinlidirler. Taşkınlık yapmazlar.

Merkez sağ veya merkez solun iktidar olduğu dönemlerde bugünküne nispetle daha cesaretliydiler. Çünkü o iktidarlar din diyanet işlerine bugünkü muhafazakar iktidarın karıştığı kadar karışmazdı. Kendilerine problem çıkarmayacak bir Diyanet İşleri Başkanı tayin ederler, gerisiyle fazla uğraşmazlardı.

“Hiç uğraşmazlardı” demiyorum. Ama şimdikiler kadar uğraşmazlardı.

Şehirlerdeki vaizler veya kürsüye çıkabilecek kadar tetebbuatı olan imamlar, emekli hocalar çok sık olmasa da hukuktan, adaletten, kul hakkından bahis açarlardı.

(‘Tetebbuat’ kelimesini ya da bazı eski kelimeleri mahsus kullanıyorum. Okurlarımın çoğunun bu kelimelere aşina olduklarının farkındayım. Aşina olmayanların da bir sözlüğe bakıp bir kelime öğrenmelerine vesile olurum diye ümit ediyorum. Şunu da belirteyim. Bu kelimeleri zorla, bir yerlerden arayıp bulup kullanmıyorum. Benim dilimde var. Eski Türkçe metinlerle aram iyidir.)

Adaletten bahsederken söz mutlaka Hz. Ömer’e gelir ve Ömer’in Cuma hutbesinde sahabeye ‘Haktan ayrılırsam ne yaparsınız?’ diye sormasını, sahabeden birinin ya da bazılarının ‘seni kılıçlarımızla doğrulturuz ya Ömer’ deyişini anlatırlardı.

Şimdi öyle konulara aynı heyecanla girmiyorlar. İdareli konuşuyorlar.

Cuma hutbeleri zaten kontrol altında. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki bu devirde neyi anlatmanın münasip olacağını temyiz konusunda ehil olan görevliler tarafından hazırlanıyor ve memleket sathında bütün minberlerden okunuyor.

Fon vurgunundan sonra iktidarı işaret eden eleştirilerde dikkat çekici bir artış oldu.

AK Parti, eski bakanı ve genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’yı eleştirilerin ortasına attı.

Fon vurgununun topluma malum olduğu ilk günlerde Fatma Betül Sayan Kaya aleyhinde yazmayan, konuşmayan AK Partili kalmadı.

Kaya; iltimas görmüş, fondan ‘götürdüğü’ paranın tamamını fon vurgunu patlamadan tarafına geçirmişti. Sonradan devletin açtığı ‘tevbe’ hesabına yatırdığı söyleniyor.

Sanki Kaya’yı feda ettiler.

Bu tür ‘içeriden’ eleştirilere de geçici bir ruhsat verdiler.

Herkes liste, liste, liste, diye sorup duruyor. Sadece muhalefet sormuyor, AK Parti tabanı da soruyor. Çünkü onların da canı yandı.

Yetkililerin listeyi açıklamaktan kaçınmalarının sebebi cürufun etrafa yayılmasına mani olma düşüncesi olabilir.

Bunda şu ana kadar muvaffak oldular. Ama mevzu derin. Şu ana kadar mevzuya dahil edilen elemanlar da kalabalık. Bu kadar kalabalığın içinde ‘sır’rı muhafaza etmek zor.

Bu arada bazı mütedeyyin sivil toplum kuruluşlarından fon vurgununu merkeze alan kayda değer eleştiriler yükseldi. Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın bildirisi sembolik değeri de olan önemli bir çıkıştı.

Diyanet, genel olarak ihtiyatlı, tedbirli bir camia olarak biliniyor.

Veya ben öyle biliyorum.

Ama önemi Hüdayi Vakfı’nın bildirisinden daha az olmayan bir çıkış diyanet camiasından geldi.

Benim için sürpriz olduğunu söyleyebilirim.

Hüdayi Vakfı’nın bildirisinden birkaç gün önce, 10 Ekim’de Adana’nın Yüreğir ilçesi Merkez Camii’nin imamı Mustafa İslam tedbiri elden bırakarak vicdanıyla konuştu.

Tanıdığım bildiğim biri değil.

Dünyada, söylediklerinin yanlış ya da yalan olduğunu iddia edebilecek biri olduğunu da zannetmiyorum.

“Yalan” diyen yalancıdır.

Vurguncuların dini kimlikleri ve dış görünüşleri üzerinden toplumda güven oluşturabildiklerini söyledi. “Öyle eşkıyalar ki artık dağlarda değil sokaktalar, çarşıdalar. Vallahi Mekke’deler, vallahi Medine’deler, vallahi camideler, vallahi saftalar. Kravatlı hırsızlar sizinle omuz omuza secdedeler. Milyarlarca parayı alıp götürüyorlar. O paraları dürüm yapsalar, sadece para yeseler bir ömür boyu vallahi bitiremezler.”

Güzel söylemiş.

“Parayı dürüm yapma” benzetmesi de sanatkaraneydi.

Doğru söylediği için başına iş gelir mi?

İnşallah gelmez.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.