Back To Top
Başkalarının giysileri bize olur mu?

Başkalarının giysileri bize olur mu?

 - Son Güncelleme: 14.01.2020 Salı 11:37
- A +

Ülkemizde Sosyoloji sahasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Nilgün Çelebi, fikircografyasi.com sitesinde yayımlanan “Yolcu ve Yolculuk: Kavramların Dolaşımı” başlıklı yazısında “Batıda Batılı sosyologlarca geliştirilen yaklaşımlar, teoriler ve kavramlarla Türkiye’ye bakmak ne denli isabetli bir tavırdır?” sorusuna cevap arıyor.

Sosyoloji okumaları yapan herkes bu sahada ortaya konulmuş “yerli ve milli” külliyatımızın pek cılız olduğunu bilir. Sosyoloji öğrencileri Marx, Weber, Durkheim, Tönnies, Simmel, Pareto gibi isimlerle başlayarak onlarca batılı sosyoloğun teorilerini, açıklamalarını okuyup öğrenerek mezun olurlar.

“Bizde” kim var deyince akla ilk önce İbn Haldun gelir.

Sosyoloji aslında “modernitenin” mahsulü bir bilim dalı. Önce aydınlanmaya sonra endüstri devrimine bağlı olarak yaşanan sosyal değişimlerin mahiyetini anlamak niyetiyle yola çıkan düşünürlerin bir ürünü. Bu yüzden 14. asırda yaşamış “Ibn Haldun’un” “ilm-i umran” ismini verdiği çalışmaları modern sosyoloji başlığı altına almak anlamlı değil.

Modern dönemde, batılı düşünürlerin derin etkisi altında da olsa “yerli sosyoloji” yapmaya çalışan Ziya Gökalp, Prens Sabahaddin, Sabri Ülgener, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Hilmi Ziya Ülken, Mübeccel Kıray, Bahriye Üçok, Niyazi Berkes, Behice Boran, İsmail Beşikçi, Erol Güngör, Barlas Tolan, Ünsal Oskay, Şerif Mardin, Nilüfer Göle, Nilgün Çelebi gibi önemli isimlerimiz var.

Bu isimlerin ve bugün içinde yaşadığımız toplumu anlamaya ve açıklamaya çalışanların elbette özgün fikirleri var ama hemen hepsinin beslendikleri kaynaklar temel olarak yukarıda sayılan batılı isimler. Nilgün Çelebi hocanın tabiriyle “sosyoloji zeminindeki yolculuklarına hazırlanırken bavullarına ilk yerleştirdikleri” batılı düşünürlerin kelimeleri ve kavramları hatta “sayıltıları”.

Eğer yanlış anlamıyorsam Nilgün Çelebi hoca “sayıltı” ifadesini “postulat” anlamında kullanıyor. Yani bir ispat ya da geçerleme sürecinde doğruluğu kanıtsız varsayılan, kabul edilen önerme.

Çelebi, teorilerin yapı taşlarını şöyle tespit ediyor:

1-Kaynaklandıkları “yaklaşımın” sayıltıları,

2-Doğrudan kendilerine konu ettikleri özgün bir tarih ve kültüre sahip olan olaylar, olgular ve fenomenler

Sosyolojide “yaklaşımları” ise holistik ve aksiyonel olarak ikiye ayırıyor.  Bunlar aslında daha önce bu sütuna sık sık konu olan, sosyal yapıyı ya da faili (ferdi) merkeze alan yaklaşımlar.

Çelebi, bugünün sosyolojisinde holistik, sosyal yapıları esas alan yaklaşımlardan uzaklaşıldığını, öte yandan “rakip” aksiyonel teorilerin de pek tutmadığını, teorilerin yerini kavramsal çerçevelerin aldığını söylüyor. Ona göre artık bir ana toplum teorisi yok ama her araştırmacının isabetli bulduğu kavramlarla, genelleştirme, evrensel olma gibi bir iddia taşımadan ördüğü, araştırma konusuyla sınırlı kavramsal çerçeveler var.

Peki, Batıda Batılılarca geliştirilen yaklaşım, teori ve kavramsal çerçevelerle Türkiye toplumuna bakılabilir mi?

Hocamız bu soruya, Edward Said, James Clifford, Bronislaw Manilowski, Mark Abrahamson, Paul Fussel, Michael Burawoy, Karl Jaspers ve Hakan Poyraz gibi düşünürlerin fikirlerinden damıttığı “teorinin seyahati” metaforu üzerinden şu cevabı veriyor:

Teoriler bütün yolcular gibi seyahatleri sırasında deneyimledikleriyle değişip, dönüşüp, zenginleşerek tek bir zaman aralığının ve tek bir mekânın tasviri olmaktan uzaklaşırlar. Ancak bu misafirlerinin getirdiklerini dönüştürebilmemiz için tarihimizin ve kültürümüzün dip sularının nerelerden nasıl akıp geldiğini bilmemiz şarttır. Bu sayede bize söyleyecekleri bir sözünün olup olamadığını anlayabiliriz.

Yani seyyah teorilerin, yaklaşımların, kavramların bavulunda gelen, “başkaları için dikilmiş elbiseleri” dönüştürüp kendimize uyarlayabiliyorsak, bize uymayan yerlerini kesip atabiliyorsak giyebileceğimizi söyleyen Çelebi, yazısının sonunda “yerkürenin tüm dip sularının sınır tanımaksızın aynı büyük denizlere akması gibi, gerçeği ifade eden sahi sözlerin hakikate ulaşacağını” söylüyor.

Çin’de olsa bile gidip almamız gereken “ilim” bir seyyah misali kalkıp evimize gelirse, kapıyı yüzüne kapatacak halimiz yok değil mi? Ne dersiniz?

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Özür dilerim kazayı makbule olacak.Kazayı muhkem değil.
Dünya felsefe federasyonu başkanlığını yapan,saymakla bitmeyecek uluslar arası ve yerli kurumlarda başkanlık yapmış , flozofumuz: İonna Kucuradi hocamızı, bu yazıda hatırlamamak sanırım talihsizlik olur.
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 15:21
Bazı yazarların gazetedeki yazılarını okuyunca -hatta bu gazetedeki yazarların neredeyse tamamını- tanımadığı bilmediği kişilerle benzerliklerinin olduğunu görüp seviniyor insan, teknolojiye de minnettar oluyor, böyle bir olanağı sağladığı için.
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 15:15
Biz Çin’de bile olsa ilmin alıp getirilmesi gerektiğini çoktan unuttuk. Şimdi bize ilim diye satılanları yemekle! meşgulüz. Her türlü doğru bilgiye kapımızı kapatmış, bir kişinin her şeyi bildiğini kabul etmiş ve onun ağzından çıkacak sözlere, işaretlere bakıyoruz. ‘Yerkürenin tüm dip sularının sınır tanımaksızın akması ... ve hakikate ulaşması’, bizim buralarda şimdilik geçerli değil, hakikati görmezden gelme, onu öğrenmemekte ısrarlı olma gibi doğaya ve akla ters düşen bir durumdayız. Hocanın tespitleri bizde ne zaman gerçekleşir bilemiyorum ama tarih yakınları göstermiyor gibi maalesef.
Bilimsel Uretim 14 Ocak 2020 14:15
Bilim elestirel bir faaliyettir. Bilim insanlari baskalarinca uretilenleri (teoriler dahil) genelde elestirel olarak degerlendirerek kullanir. Bununla ilgilendiginiz sorunlari cozebiliyorsaniz bilime katki yapiyorsunuzdur. Bu evrensel bir durum. Bilimsel teoriler gelistirebilmek ise yuksek bir bilimsel duzeyi gerektirir. Bunun olabilecegi bilimsel altyapiyi Turkiye yeterince gelistiremedigi gibi son yillarda az cok gelismis bilimsel yapida cokertildi. Motor yapamazsaniz baskasinin yaptigini kullanmak zorunda kalirsiniz, Bilimsel uretim yapamazsaniz baskasinin urettigini kullanmak zorundasiniz.
Postulat/ sayıltının bizde kademli ve kıdemlisi kazai muhkem- kaziyei muhkem.
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 10:53
Yazıda tartışılan konu ile, sondaki soru tam uymamış birbirine.
ismet badem 14 Ocak 2020 10:14
"Bir kadına, bir jandarma elbisesi giydirilmez. Bir ihtiyar hocaya, tango bir kadın libası giydirilmediği gibi.." Dediğiniz gibi "hikmet müslümanın yitik malıdır" hadisince bu tür hakikatler devşirilebilir ancak elbiseyi kendi ölçümüze göre elden geçirmek çok önemli. Sayılan sosyologlara ilaveten acizane kanaatim Said Nursi'nin özellikle ilk dönem eserleri sosyoloji üzerine ihtisas yapanlar açısından çok özgün ve hazine niteliğinde.
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 17:00
0
Allah her insana bir beyin ve akıl gibi önemli bir hazine vermiş... Önden bir şekilde biri gidiyorsa peşine düş ve düşünmeden takip et, onun çağında yaşa, uçurumdan yuvarlanırsa sen de peşinden yuvarlan, sana verdiğim vücut ve eşsiz aklı ziyan et dememiş. Üç güne bir, bir Said-i Nursi hikayesi görüyoruz tüm yazar yorumlarında. Sizin akıl ne zaman kullanılıp da +++
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 17:00
0
... bir işe yarayacak, mehdi takıntılılar? İnsanın kendi aklını hiçe saydığı, milletvekilinin dahi vekil olarak seçtirilmesiydi bir ‘hiç’ olacağını düşündüğü, kabul ettiği yerde, yeşermiş olan bile ölür, ölse daha iyiydi der! Her birimiz eşsiziz ve elimizden geldiğince yapabileceklerimiz için çaba sarfetmeliyiz.
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 17:13
0
Size kalsa kadına hiç bir şey layık değil, evinde yemek temizlik yapsın, çocuk doğursun, kocasını güler yüzle karşılayıp hizmet etsin. Koca veya devlet ki bizimkisi öyle, ne taktir eder ve uygun görürse öyle davransın. Köleniz vardı sanki istediğiniz gibi çalıştıracağınız, hizmetlerinden yararlanacağınız. Başını bağlayan kadınların çoğu dahi artık böyle düşünmüyor, sarıklı takkeli cübbelinin ne düşündüğü kendi sorunu ben de bir insanım diyor, gazeteci, yazar, doktor, hukukçu oluyor ve sosyal hayatta var olma çabası sarf ediyor. Etrafınıza bir bakın, sadece görmeye çalışın!
ismet badem 14 Ocak 2020 17:49
2
Ben ne yazdım, yorumuma cevap veren arkadaşlar neyden bahsediyor, nerdeyim ben, hangi yıldayız...
ERKAN DOĞAN 14 Ocak 2020 08:45
Sayın Yazar Yeryüzünde her şey bir yerde sadece başlar yolculuk yapar değişir dönüşür ve üzerine katkı yaparak kendini geleceğe taşır. Toplumu adeta sabitlemek için özel bir gayretkeşlik göstermenin halidir milli ve yerli. Esas olan yararınıza ne elde ettiğiniz ve karşılığında neyi kaybettiğinizin muhasebesini yapmaktır.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN