Back To Top
Fesi bırakıp püskülüyle oynamak

Fesi bırakıp püskülüyle oynamak

 - Son Güncelleme: 18.06.2019 Salı 10:21
- A +

Millî Eğitim Bakanlığı bir eğitim reformu üzerinde çalışıyor.

Maarifimizi uzun zamandır pençeleştiği şifa bulmaz kronik hastalıklarından kurtarmak için girişilen ıslah denemeleri zincirine yeni bir halka daha ekleniyor!..

Bir yandan içimizde yeni bir ümit yeşersin istiyoruz: Bu sefer hakikaten bir şeyler düzeltilebilir mi?

Öte yandan o kadar çok başarısız ıslah denemesi gördük ki artık reform çabaları, yaralarımızı kanatmaktan başka işe yaramıyor.

Eğitimin toplumu bugün bulunduğu yerden daha iyi bir noktaya taşımanın anahtarı olduğu noktasında hemen herkes hemfikir.

Peki o zaman problem ne?

En başta da siyasetçiler olmak üzere herkes eğitimde başarıyı arttırmak istediği halde neden bu bir türlü olmuyor?

Neden eğitimimizi diğer ülkelerle kıyaslayan tablolarda adımızı hep en altlarda buluyoruz?

Ülke bütçesinden en yüksek payı ayırdığımız, yeni eğitim fakülteleri açtığımız, derslik sayısını arttırdığımız, ders kitaplarını bedava dağıttığımız halde neden çocuklarımızın önemli bir kısmına -mesela okuduğunu anlamak gibi- en temel becerileri kazandıramıyoruz?

Neden eğitim ile ilgili tüm çabalarımız, yüzme bilmeyen bir kimsenin boğulmamak için suda umutsuzca çırpınmasına benziyor?

Çocuklarımızın birçoğu doğru düzgün okuyamıyor, yazamıyor, düşünemiyor ve hepsinden daha önemlisi, onlardan beklediğimiz temel ahlaki davranışları sergileyemiyorlar.

Burada sormak lazım: “Temeli” sağlam olmayanlar sadece çocuklarımız mı?

Yoksa okullarımız, tefessüh eden toplumun yansıdığı aynalar mı?

Önce iğneyi kendimize batırıp, acı gerçeği eğip bükmeden dile getirelim: Toplum olarak sağlam olduklarını var saydığımız temel değerlerimizin bir kısmının yerinde yeller esiyor.

Eğitim toplumun geri kalanından bağımsız, izole bir alan değil. Eğitim aynasından yansıyanlar, aslında toplumun hastalıklarından ibaret.

Mesela en temel değerlerden olduğu şüphe götürmez olan “yalan söylememek” hayatımızda karşılığı olmayan bir erdem! Hatta “yalan” hayatımızın rutini!

Ne işe gitmemek için hasta olmadığı halde rapor alan öğretmen yalan söylemekten rahatsız oluyor, ne ona sahte rapor veren doktor.

Ne aslı astarı olmayan vaatlerle ve rakiplerine üstünlük sağlamak için ortaya attığı iftiralarla ikbal arayan siyasetçi insanları kandırdığı için huzursuz, ne o siyasetçilerin yalanlarını köpürten gazeteciler.

Ne ihalelerde sahte yan teklifler isteyen bürokratın içi sızlıyor ne o sahte teklifleri veren iş adamlarının ne de tüm evrakın düzmece olduğunu bile bile seslerini çıkartmayan müfettişlerin.

Ne intihal yaparak profesör olmuş akademisyenin vicdanı kanıyor, ne o profesörün sınavlarında kopya çekmeyi marifet sayan öğrencilerin.

Bu kokuşmuş, bu tefessüh etmiş toplum, nasıl olacak da sağlıklı bir eğitim sistemi inşa edecek?

Çıkarlarımız söz konusu olduğunda kendimiz ne kul hakkı ne insan hakkı tanırken, gözlerimizin içine bakarak yetişen çocuklarımızın hakkı gözeten, harama el uzatmayan, empati kabiliyeti gelişmiş, başkalarının hukukuna saygılı kişiler olmasını bekleyebilir miyiz gerçekten?

Kanaatimce asıl sorulması gereken sorular bunlardır.

Önümüzde bu devasa problem öylece dururken derslik sayısıyla, kitapların kâğıt kalitesiyle, okuma süresiyle uğraşmak, ders saatlerini ileri geri çekmek, okullara kodlama dersi koymak gibi girişimler bana biraz “fesi bırakıp püskülüyle oynamak” gibi geliyor.

Gelecek nesillerin bugünkülerle aynı maluliyetleri taşımaması için tüm entelektüel kapasitemizi kullanarak sıkı tedbirler almak zorundayız.

Sağlıklı şekilde alınabilseler bile bu tedbirlerin neticelerini uzun yıllar sonra görebileceğimizi de kabullenmemiz gerekiyor. Çok iyi düşünülmüş on yıllık, yirmi yıllık, elli yıllık, yüz yıllık planlara, yol haritalarına ihtiyacımız var.

Bir toplum mühendisliği çabasından, toplumu ideolojik olarak formatlamaktan bahsetmiyorum.

Her toplum kesiminin üzerinde uzlaşacağı, doğruluk, dürüstlük, sözünde durma, başkalarının hakkına/hukukuna riayet, empati gibi değerleri toplumsal seviyede içselleştirmek için elbirliğiyle atılacak adımlardan bahsediyorum.

Bu adımları atabilirsek, belki eğitim sistemimizin ıslahında gerçekten mesafe almaya başlayabiliriz.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 18 Haziran 2019 17:58
Sayın yazar ona sahte rapor veren doktor söyleminizden sonra yazınızı okumayı bıraktım . Çünkü sizde bilip bilmeden eleştiriyorsunuz doktora gidip ona her türlü baskıyı kuran rapor vermediğinde yediği küfürler maalesef yanında kalan, şikayet ettiğinde eline bir şey geçmeyen , dünyanın en kutsal mesleğini yapan doktorlara bu söyleminiz çok çirkin
KARAR OKURU 18 Haziran 2019 12:05
Bugüne kadar yeni pek birşey söylenmedi; ama aynı şeyler değişik biçimlerde tekrarlandı.
KARAR OKURU 18 Haziran 2019 11:57
Aklıma ne geldi!.. Çocukları birkaç yüzeysel tavsiye ile aylarca tatile gönderiyoruz. Boş gezenin boş kalfası... Tatilde en az bir üflemeli veya yaylı enstrümanla, en az üç parça çalabilmeyi zorunlu tutsa idik; sanata ve aslında çocuklara iyilik olurdu.
takip'ciniz 18 Haziran 2019 09:10
Her öğretmen / eğitimcinin okuması gereken bir yazı,,, bence. Bırakalım,,, Milli Eğitim Bakanı bir kerecik,,, bir kereliğine ,, İLKOKUL ÖĞRETMENLERİNDEN biri olsun/seçilsin/tercih edilsin... İlkokul okuma kitaplarında öyle ''sokak ağzı -argo- devrik- deyim- atasözü- '' var ki !!! lise mezunu bile zor anlayabilir... Ders kitapları da böyle,, Matematik soruları da böyle,,, Türkçe yazılı metinler de böyle....yazzzıklar yazıklar olsun diyorum,,,bu kitapları yazan biri var da okuyup denetleyen biri yok mu??? gerekli düzeltmeyi yapan,,anlamayı kolaylaştıran biri bulunmaz mı???
KARAR OKURU 18 Haziran 2019 08:33
O dediğiniz değerler evde öğretilir. Okulda öğretilemez, sadece tekrar edilebilir veya vurgulanabilir. Ama çoğu veli "okul öğretsin" havasında... Bugün herkese takdir belgesi veriliyor. Zayıf alan, küfreden, yalan söyleyenlere de. Gidişat fecaat, benim umudum yok şahsen. Müdürün derdi 4. sınıfı bitirenler imam hatip okuluna yönlendirmek. Bütün dert bu...
KARAR OKURU 18 Haziran 2019 09:59
0
Yazar da o dediğinize karşı bir soru yöneltiyor. Anne baba ahlaklı değilse çocuğa evde hangi değerler öğretilebilir?
öyle deĝil 18 Haziran 2019 04:30
Sorun zorunlu kamu eĝitiminin özündedir. 150 yıllık bir geçmişi bile olmayan bu çılgınca fikrin sonuçları dünyanın her yerinde tartışmalıdır. Basarılı gibi görünen ülkeler dahil. Mesela gelişmiş ülkelerdeki nüfus düşüşünün eĝitim sistemiyle alakası irdelenmeye deĝer bence. Çünkü bu sistemin özü ve amacı nesiller arasındaki ve aile içindeki epistemolojik baĝları, yani bilgi aktarımını yoketmektir. Bu yolla gelenek, hafıza ve devamlılık, hülasa insanların algısında, bilgisinde, duygusunda, ruhunda ve kalbinde derinlik boyutu yok ediliyor.
KARAR OKURU 18 Haziran 2019 00:59
Tespitleriniz, eksikliğin tam olarak kalbi. Umarım, birileri yazınızı ilgili kişilere ulaştırır.
KARAR OKURU 18 Haziran 2019 00:32
Evet çözüm eğitimde yabancilasmak tan kurtulmak. Kendi cografyamiza yabancı sistemlerden çok bıktık ve yorulduk. Kendimize düzgün bir tanım getiremedigimiz içinde çağı yakalayamiyoruz. Allah aşkına bir matematik sorusu iki sayfa olurmu ya.zaten bu sorularla uğraşırken çocuklarımızın duyguları dumura uğradı.
bozeren 18 Haziran 2019 00:01
kahretsin ki haklısınız! Allah başımızdakilere akıl fikir versin.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN