Dijital polemik uleması
Medeniyetlerin entelektüel seviyesini anlamak isteyen biri önce o medeniyetin tartışma diline bakar. Çünkü bir toplumun aklı, terbiyesi ve ufku en açık biçimde ihtilaf anlarında ortaya çıkar. İnsanların birbirleriyle nasıl konuştuğu, karşısındaki fikre hangi ölçüyle yaklaştığı ve eleştiriyi hangi sınırlar içinde dile getirdiği toplumun zihniyet dünyasını ele veren işaretlerdir. Tartışma dili yalnızca üslup meselesi sayılmaz. Aynı zamanda düşünme biçiminin, ahlak anlayışının ve entelektüel terbiyenin dışa vurumudur.
İslam düşünce tarihi bizlere bu bakımdan son derece zengin bir miras bırakmıştır. Gazali ile filozoflar arasındaki büyük hesaplaşmalar, İbn Rüşd’ün cevapları, kelamcıların asırlara yayılan münazaraları yalnızca fikir çatışmaları olarak okunamaz. Bunlar aynı zamanda ilim terbiyesinin ürünüdür.
O zamanlar sağlam zamanlardı. Rakibin fikrini anlamadan eleştirmek ayıp sayılır, ilim insanını, düşünürü küçümseyerek konuşmak entelektüel zafiyet kabul edilirdi. Tartışmalar sertleşse dahi ölçüyü kaybetmeyen vakar hissedilirdi. Çünkü ilim geleneği, karşısındakini küçük düşürmekle uğraşmazdı, onun fikrini aşmaya çalışırdı.
Bugün bambaşka bir manzara ile karşı karşıyayız. Dijital çağın ürettiği yeni figürler hızla yayılıyor. Kamera karşısında konuşan, birkaç sloganla geniş kitleleri peşine takan, düşünce tarihini polemik malzemesine dönüştüren bir figür bu. Medrese geleneğiyle güçlü bağı yok, akademik disiplinle derin teması bulunmuyor. Buna rağmen dijital platformlarda kendisini dini bir otoriteymiş gibi sunma konusunda dikkat çekici özgüven sergiliyor. Asırlar boyunca oluşmuş ilim adabı çekilmiş kayıtlara sıkıştırılıyor, İslam düşüncesinin büyük isimleri sosyal medya polemiğinin ham maddesine dönüşüyor.
Bu yeni tarz için kullanılabilecek en isabetli ifade belki de şudur:
“Dijital polemik uleması”
Bu isimler üç beş kişiden ibaret kalmıyor, giderek görünür hâle gelen topluluklar olarak arz-ı endam eyliyorlar. Sinirli, aceleci ve tuhaf biçimde sürekli haklı bir tonla konuşuyorlar. Peşi sıra alimleri, düşünürleri küçümseyen cümleler de kurulduğu anda sahne tamamlanıyor. Kalabalıklar gülüyor, alkışlıyor ve ardından farklı düşünenlerle başlayan tartışma kısa sürede gösteriye dönüşüyor. Hakikatin yerini gürültü, delilin yerini alkış alıyor. Oysa ilim geleneğinde kopan fırtına da alkışlar da geçicidir, delilin ağırlığı vardır. Kalıcı olan delildir.
Ali Şeriati de bu performansın hedeflerinden biri hâline geldi; güler misin ağlar mısın? Sorbonne’da eğitim görmüş, Sartre’ın derslerini takip etmiş, Frantz Fanon’un metinleriyle meşgul olmuş bir düşünürden söz ediyoruz. Sömürgeciliğin insan ruhunda açtığı yaraları anlamaya çalışmış, ardından ülkesine dönerek toplumunun zihnini uyandırmak için yıllarca konuşmuş entelektüel kişilikten. Böylesi bir mütefekkirin bütün fikrî serüveninin alay ve aşağılanma konusu yapılması yalnızca Şeriati hakkında değil, onu bu kadar kolay harcayabilen tartışma kültürü hakkında da çok şey söyler.
Şeriati’nin düşünceleri elbette yoğun tartışmalara gebe oldu. İslam’ı sosyolojik dil içinde yorumlama girişimi özellikle geleneksel ilim çevrelerinde ciddi itirazlarla karşılandı. Ancak düşünce tarihinin geniş akışına bakıldığında tartışma, güçlü fikirlerin doğal kaderi olarak görünür. Fahreddin Razi’nin metinleri asırlar boyunca eleştirilerin merkezinde yer aldı, İbn Teymiyye keskin çatışmaların odağında kaldı, Sühreverdî’nin varlığı “ışık metafiziği” üzerinden açıklayan işrâkî felsefesi güçlü muhalefetle karşılaştı.
Buna rağmen klasik ilim geleneğinde ilim sahibini küçümsemek entelektüel meziyet olarak hiçbir zaman görülmedi. Çünkü ilmi münazara rakibi itibarsızlaştırma üzerine kurulmaz, ortaya konan fikri kavrama ve onu aşma çabası üzerinde yükselir. Tartışmanın gayesi de düşünce ufkunu genişletmektir.
Bir düşünürü anlamak sabır ve emek gerektirirken, metinlerle uğraşmayı, kavramların arkasındaki dünyayı kavramayı, tarihsel bağlamı hesaba katmayı zaman alarak öğretirken, alaycı cümleler kurmak birkaç saniye sürer. İşte dijital polemik kültürü tamamen bu mantıkla çalışıyor. Sosyal medya tam olarak bu hızlı dili ödüllendiriyor. Sert sözler daha çok izleniyor, küçümseyici ifadeler daha hızlı yayılıyor ve tartışma giderek haklının haksızsın arenasına dönüşüyor.
Böylesi ortamlarda düşünce üretmek zordur çünkü düşüncenin tabiatı yavaştır. Tefekkür slogana ait değildir, sabrın ürünüdür. Kalabalığın alkışına değil hakikatin ağırlığına yaslanır. Dijital polemik kültürü ise hız, gösteri, hakaret ve aşağılamayla beslenir. Bu yüzden entelektüel derinliği olan tartışmanın açacağı ufuk başka, sosyal medya polemiğinin sığ sularda kabaran köpüğü bambaşkadır.
Bugün İslam dünyası ağır krizlerin içinden geçiyor. Siyasi parçalanma, mezhep gerilimleri ve entelektüel durgunluk Müslüman toplumların enerjisini yedi bitirdi. Böyle dönemlerde başkaca dert tasa yokmuş gibi kaosla ortaya çıkan yıldızlar ancak kendisini parlatır, parlatmasına da lakin bu çabucak sönmenin parlamasıdır. Çünkü başkalarının üstüne basarak yükselmek anlıktır, düşüş ise çabuktur.
Müslüman toplumların bugün ihtiyaç duyduğu son şey polemiktir. Bizlere lazım olan entelektüel derinliktir. Tarihle yüzleşebilen, modern dünyayı anlayabilen ve İslam’ın ahlaki ufkunu yeniden kurabilecek düşünce cesaretidir.
O derinliği bulsak boy ölçmeyiz, bizi felaha çıkaracak kıyıya doğru yüzeriz.
