Krepen’de Neşe’ydi, Hristaki’de Bayram’ın Yeri oldu...

Geçen haftaki yazıma iki derkenâr geldi, birincisi Enis Batur’dan, ikincisiyse Arslan Eroğlu’ndan. Enis ağabey Kırmızı Kedi’deki o nefis çayı Yeter Hanım’ın hazırladığını, Arslan Eroğlu da İrfan Yalçın’ın Meşelik Sokak’taki 20 kapı numaralı kitapçı dükkânının isminin Ocak olduğunu söyledi. Oysa, yarım saat düşünmeme rağmen Ocak ismi bir türlü aklıma gelmemişti, bir de hâfızamın üstüne toz kondurtmazdım değil mi, eskiler hâfıza-ı beşer nisyan ile malûldür diye boşuna söyememişler, bu da yetmemiş belki aklındadır diye Ahmet Zeki Pamuk’a sormuştum, maalesef o da benim gibi Ocak ismini anımsayamamıştı.

Salı gecesi televizyon kanallarında seyredebileceğim bir şey var mı diye zıp zıp atlarken karşıma Ata Demirer’in “Bursa Bülbülü” filmi çıktı. Kemal Sunallı ve Ata Demirerli komedileri asla kaçırmam. Filmi tam da Çiçek Pasajı sahnesinde yakalamıştım. Ata Demirer, Özge Özacar, Celil Nalçakan, Melek Baykal ve Erkan Taşdöğen bizim Bayram’ın Yeri mahfilinin masasının iki arka masasında oturmuşlardı, arkalarındaysa Sev İç yazısı görünüyordu. Rahmetli Bayram Aydındoğan ağabeyimizin Krepen Pasajı’ndaki Neşe ismini niçin Sev İç olarak değiştirdiği sorusu hep aklımı tırmalardı da, bir fırsatını bulup oğlu Yaşar’a soramamıştım. Daha yeni öğrendim. Çoğumuzun Çiçek Pasajı olarak bildiği Hristaki Pasajı ‘44’de birahâneleriyle edebiyatımıza giriyor. Elbette aklımıza ilk Nektar gelecektir. Mekânımız Sahne Sokağı’nın sağ köşesindedir, yanındaki Mimoza Çiçekevi’ni de eski aşklardan biliyoruz. Gavsi Ozansoy, Sait Faik, Salâh Birsel, Hüsamettin Bozok, Fethi Karakaş, Agop Arad, Cavit Yamaç, Peyami Safa ve Vecdi Bürün, sinema çıkışlarında hep Nektar Birahânesi’nde buluşuyorlar. Pasajın İstiklâl Caddesi kapısından girinceyse az ileride sağda Sev İç var, ama edebiyatımıza elli yıl kadar sonra girecektir. Bizim açımızdan Bayram Aydındoğan’ın ‘48’de orada komi olması önemli. Sev İç’in yanındaki Palmiye Birahânesi’ni ise acaba bir bilen kaldı mı, aklıma neler geliyor yahu, oysa merâklanmama hiç gerek yok, birkaç kuşak Hakk’ın avucuna konduğundan, Palmiye’yi anımsayanın çıkmayacağı muhakkak. Ümit Deniz üstâdımız Milliyet gazetesinin 3 Temmuz 1953 günlü nüshasında Hristaki Pasajı’nı Babil Kulesi’ne benzetiyor, güzel kadınlara meftûndur ya, Hristaki Pasajı’nın birahâneleri gibi kadınsız mekânlar onu sıkıyor, bu yüzden de makalesinde pasajdan bir kokoreç satıcısı Behçet’in ismini geçiriyor. Haksız sayılmaz, bizim Bayram ağabeyimiz Sev İç’te komi olarak işe başladığında, birahânin müşterileri ayak takımındandır. Bayram Aydındoğan sonra askere gidiyor, dönüşündeyse Nil’e giriyor, orada çalışıp para biriktiriyor ve ‘65’de Krepen Pasajı’ndaki Neşe Restaurant’ı açıyor. Biz Ahmet Zeki Pamuk ile onun karşısındaki Hoşgör’e takılırdık, Cihat Burak soba başında desenler çizerken, Neşe Restaurant’ta Tomris Uyar, Turgut Uyar, Edip Cansever, Can Yücel, Salim Şengil, Nezihe Meriç, Muhteşem Sunter, Mehmetcan Köksal, Dürnev Tunaseli, Ömer Uluç, Pertev Tunaseli ve İsa Çelik gibi dönemin şöhretlerini görüyorduk. Masaları girişten sonra ikinci sırada ortadaydı.

Krepen Pasajı ‘82’de yıkılınca ilk İmroz Restaurant tekinsiz Nevizâde Sokak’a Krependeki İmroz Restaurant ismiyle geçti, ancak havası artık ne Spiro Havuços’un ve Tanaş Yalyas’ın ‘41’de açtıkları İmroz’unu ve ne de Yorgo Okumuş’un ve Mustafa Yıldırım’ın ‘80’deki İmroz’unu andırıyordu. Bayram Aydındoğan ise Çiçek Pasajı’na geçmişti, orada ‘48’de komiliğe başladığı eski Sev İç’in yerini alınca Krepen’deki Neşe Restaurant’ı Sev İç Bayram’ın Yeri yaptı. Yeni Sev İç’in edebiyatçıların mahfili olmasıysa ‘95’de başlıyor. Fethi Naci yayınevini İstiklâl Caddesi’ne taşıyınca, eski Vilâyet Lokantası’ndaki, İstanbul Lokantası’ndaki ve Sofra’daki dostlarını Sev İç’e çağırıyor. Cevat Çapan, Balıkçı Nuri olarak bilinen Nuri Akay, İbrahim Yolyapan, Ferruh Doğan, Aydın Boysan, Turhan Günay, Turgay Fişekçi, Selahattin Yıldırım, Mustafa Alabora, Besim Dalgıç, Naci Güçhan, Ziya Şav, Mücap Ofluoğlu, Sinan Fişek, Bedirhan Toprak, Naci Çelik Berksoy, Bener Dortunç, Erdinç Ötgen, Sait Maden, Metin Fındıkçı, Arif Keskiner, Naim Tirali, Ali İhsan Dalgıç, Semih Poroy, Komet ve Selahattin Hilav, aklıma gelen ilk isimler. ‘95’den başlayın, tam yirmi beş yıl boyunca, mahfil “Cuma Masası”, “Demciler Akademisi” ve “Akademi Cuma” isimleriyle edebiyat tarihimize girdi. Besim Dalgıç bu mahfili “Fethi Naci’nin Masasında Yirmi Beş Yıl” başlığıyla yazmıştı, nefis bir denemedir. Ancak kovid salgınıyla birlikte “Akademi Cuma” dağıldı, bir kısmı sonradan Kalamış’taki Todori’yi mesken tuttu, bizler de Sev İç’te başka bir mahfil oluşturduk. Şimdi ayda bir Bayram’ın Yeri’nde buluşuyoruz. Bener Dortunç, Selahattin Yıldırım, Naci Çelik Berksoy, Erdinç Ötgen, Besim Dalgıç, Ahmet Zeki Pamuk, Senail Özkan, Suat Alhan, Murat Kaymaz, Göktürk Ömer Çakır, Adnan İslamoğulları, Erdem Beliğ Zaman, Volkan Ekiz ve ben, “Bursa Bülbülü” şöhretlerinin iki ön masasında, edebiyat, sinema, tiyatro, mûsikî, felsefe ve kitap sohbetleri yapıyoruz. Bu mahfile ara sıra da olsa Ötüken’deki mahfilden Ertuğrul Alpay, ağzına aslan sütünün katresini koymasa bile kendisine Akçaabat köftesi ısmarlayacağım Oğuzhan Murat Öztürk, Cihat Faruk Sevindik, Mustafa B. Bozkurt, Gökhan Yılmaz, Samed Ayazlı, Raşit Ulaş, Afşin Hatipoğlu, Hasan Erimez ve Nazmi Cumik gibi isimler mutlaka katılmalı, işte o vakit seyreyleyin cümbüşü derim.

Çiçek Pasajı, yanan Naum Tiyatrosu’nun arsasının üzerine yirmi dört dükkân ve on sekiz daire olarak inşâ edilmişti, dükkânların yer aldığı kısma Hristaki Pasajı, dairelerin bulunduğu kısmaysa Cité de Pera ismi deniyordu. Mülkiyeti 1908 yılında Sadrazam Küçük Said Paşa’ya geçmiş, sonra da Bolşeviklerin zulmünden kaçan Beyaz Ruslar orada çiçek sattığından Hristaki Pasajı halk arasında Çiçek Pasajı olmuştur. 18 Haziran 1941 günlü Tan gazetesindeki Beyoğlu Sulh Mahkemesi’nin 1940/11 sayılı ilânından, pasajdaki dükkânların büyük kısmının Mehmet Cemil’in, Necip Akar’ın, Mehmed Murad’ın, soyisimleri Sait olan Kemal’in, Vehbi’nin, Münip’in, Atal’ın, Osman’ın, Aliye’nin, Kerime’nin ve Halide’nin müştereken tasarrufunda olduğunu anlaşılıyor. ‘70’li yılların başında pasajı Şaban Güneş isimli Kayserili bir işadamı satın almış. 10 Mayıs 1978 gecesi ise Çiçek Pasajı’nın İstiklâl Caddesi cephesi çöktü. Enkaz altında kalan on iki kişi öldü, on altı kişi de yaralandı. Pasajın bakımsızlıktan ve taşıyıcı duvarların kaldırılmasından dolayı yıkıldığı söylenmişti. Moloz kaldırılana kadar İstiklâl Caddesi’nin otuz üç gün boyunca trafiğe kapandığını anımsıyorum.

Bayram’ın Yeri’ndeki son buluşmamızda, Besim Dalgıç, Selahattin Yıldırım, Ahmet Zeki Pamuk, Ali Aktan ve ben varız, Senail Özkan ve Erdinç Ötgen solunum yolu enfeksiyonundan hasta yatıyorlar, Naci Çelik Berksoy’un ise işi çıkmış. Masada Selahattin Yıldırım olunca, sohbetin merkezine Gramsci ve İdris Küçükömer oturuyor. Naci Çelik bize takılsaydı, onlara mutlaka Kemal Tahir de eklenirdi. Besim’in bana getirdiği Sözcükler dergisini masada karıştırırken Cevat Çapan’ın 25 Temmuz 2023 günü Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı’nda yaptığı konuşmanın bant çözümünden bir pasaj dikkatimi çekiyor. Cevat Çapan’ın anlattığına göre, bir gün Nurullah Ataç kalemini beğendiği Memet Fuat’a tanışmak için Yeditepe dergisine gelmesi için haber göndermiş. Bunun üzerine Memet Fuat da dergiye gidiyor, bir koltukta Ataç oturuyor, başını kaldırıp Memet Fuat’a bakmış ve “Kedileri sever misin?” diye sormuş. Memet Fuat da, hayır demiş. Hiç şaşırmam, Ataç dellenmiş, kedileri sevmeyenlerle konuşmayacağını söyleyerek Memet Fuat’ı kovmuş. Ataç’ın üslûbundan ve kulağımı tırmalayan bazı kelimelerinden hazzetmesem de, üstâdın kediciliğine bayılırım. Hepimizin dilindeki bu anekdotun farklı versiyonlarını çok sık duyuyorum, ancak aslı astarı olup olmadığını merâk ettiğimden eve dönene kadar içim içimi yedi. Hemen Memet Fuat’ın “Gölgede Kalan Yıllar” isimli anı kitabını açtım. Yanılmıyordum, Erenköyü’ndeki Mehmed Ali Paşa köşkünde Memet Fuat’ın Kafadar isimli bir kedisi ve Mithat Paşa köşkünün bahçesinden yavruyken aldığı Neptün isimli bir köpeği var, yakınında Nâzım Hikmet ve büyük halası Adile Hanım varken, Memet Fuat’ın kedileri sevmemesi mümkün değildir. Benim bildiğim, kendisi öyle yazmıştı, bir ara Kadıköyü’nde anne tarafından ninesinin evinde otursalar bile aklı hep Erenköyü’ndeki kedisinde kalmıştır. Mehmed Ali Paşa köşküne yeniden döndüğündeyse, en fazla Kafadar’ı gördüğüne seviniyordu. Bana kalırsa Nurullah Ataç ile Memet Fuat görüşmesi yıllar önce uydurulmuştu veya görüşmede yaşananlar defalarca değiştirilerek günümüze kadar farklı versiyonlarıyla gelmiştir. Böyle bir görüşme sözkonusuysa bile, Nurullah Ataç’ın tuhaf davranışları yüzünden yedek sigortaları atan Memet Fuat dergi bürosundan kaçmak için mahsustan ters bir yanıt vermiş olabilir. Nurullah Ataç’ın öyle çok kişinin sabrını taşırdığı yalan değil, bir defasında da Oktay Rifat ve Melih Cevdet onu sokakta kıstırıp feci dövmüşlerdir. Melih Cevdet de kıllıkta Nurullah Ataç’tan pek farklı değil ya, bu da başka bir yazıya kalsın.

Bayram’ın Yeri’nden kalkıp eski Tiyatro Sokak’a veya şimdiki Sahne Sokak’a çıkıyoruz, Selahattin Yıldırım ağabeyimizi oradan bir taksiye bindireceğiz. Gözüm Fikret Adil’in Rezafe Apartmanı’nı arıyor, apartman ‘20’li yıllarda birinci kattaki Madam Mari’nin şehir banyosuyla bilinirse de, edebiyatımıza üçüncü katındaki pansiyoner Fikret Adil yüzünden girmiştir. Hadi, 14 Eylül 1927 günü saat 16.30 sularında Tiyatro Sokak’a İstiklâl Caddesi’nden şöyle bir bakalım. O da ne, polisler Rezafe Apartmanı’nda Madam Mari’nin dairesini tarıyor, içeriden de aynı şiddetle polislere karşılık veriliyor. Meğerse Mercan Altunyan çetesi Madam Mari’de toplanmış, bunu öğrenen polis de Rezafe Apartmanı’nı kuşatmış. Sonucu yazayım, ikisi polisten ikisi de çeteden dört ölü. Çetenin ölüleri arasında reis Mercan Altunyan da vardır. Ancak, şehit düşen iki polisimizi, yani Başkomiser Muammer Cavid Bey’i ve Komiser Hüsnü Bey’i, maalesef yanlışlıkla polis arkadaşlarının vurduğu anlaşılıyor. Yakalanan çete üyeleri orada Yıldız Gazinosu’nun kumarhânesini soymak için toplandıklarını söylemesine rağmen, polisin komünistlerle bağlantılı olduğunu iddia ettiği çetenin Rezafe Apartmanı’nda Atatürk’e suikast planı yaptıklarını açıklaması, yıllarca kafaları karıştıracaktır.

Fikret Adil de çatışmanın mağdurlarından, olay yüzünden Rezafe Apartmanı’ndan, üstelik de aynı günün akşamında, taşınmak zorunda kalır, bunu kitabında kiloluk lokum paketler gibi anlatıyor, ben özetinin özetini geçeyim, bir polis eşliğinde odasına çıkıp küçük bavuluna eşyâsını doldurup Asmalı Mescit’teki pansiyona geçiyor. Hayır efendim, üstâdımızın kitabının ismi “Asmalı Mescit 74” olsa da, Macarın pansiyonu 47 numaradadır. Fikret Adil’den sonra Necip Fazıl, Peyami Safa, İbrahim Çallı, Mes’ud Cemil, Eşref Şefik ve Elif Naci her gece 47 numarada görülüyor. Çünkü, hepsi orada Beyza Hanım’a takılıyor. Asmalı Mescit hikâyesindeki bütün sıkıntı Şeyh Memduh’un kim olduğundadır, sakın ha bana Salâh Birsel ağabeyimiz gibi Nurettin Artam demeyin. Nurettin Artam şeyh olmasına şeyhtir de, yaşamında beyaz olarak sadece aslan sütü vardır, siz Beyza Hanım için asıl şu Eşref Şefik’i falan bir araştırın derim...

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.