Haluk Levent: Popüler figürlere yönelik güvenilirlik yanılgısı

Son günlerde patlak veren Haluk Levent ve Ahbap Derneği soruşturması, özellikle deprem yardımlarının usulsüz kullanımı, kara para aklama, yasa dışı bahis ve devasa boyuttaki finansal usulsüzlük iddialarıyla Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Sosyal medyada ve İnternet sitelerinde viral hale gelerek geniş çapta infial doğuran ve ülke gündeminin birinci sırasına yerleşen bu skandal; toplumda bağış ve yardım faaliyetlerine ve popüler kişiliklerin toplum nezdindeki itibarlarına yönelik derin bir sarsıntı ve güven erozyonu sürecine yol açtı.

Haluk Levent ve bir grup şüphelinin tutuklanması ve haklarında yürütülen soruşturma adli bir süreçtir. Ancak olay, suçun maddi unsurları ve ceza soruşturmasının teknik içeriğinin ötesinde; sosyal psikoloji, popüler kültür, siyaset psikolojisi, kitle iletişimi, şöhret döngüsü, güven inşası ve güven erozyonu bakımından incelenmeye değer çok boyutlu özellikler taşımaktadır.

Haluk Levent, çeşitli tarihlerde yapılan “Türkiye’nin En Güvenilir Kişileri” araştırmalarında üst üste birkaç kez listenin zirvesinde yer aldı. Hakkında uzun süredir çek dolandırıcılığı, kumar bağımlılığı, borçlanma ve tefecilerle ilişkiler konusunda çeşitli iddia, şikâyet ve soruşturmaların bulunduğu bir kişinin kamuoyunda Türkiye’nin “en güvenilir insanı” olarak seçilmesi, son derece ironik ve çelişkili bir tablo ortaya koyuyor.

Hayli tuhaf olan durum, bu listelerde yer verilen isimlerin neredeyse tamamına yakın bölümünün sanat, televizyon, spor ve gösteri dünyasından gelen popüler figürler olmasıdır. Demek ki toplumumuzda, en güvenilir kişiler arasında bulunabilmek için dürüstlüğün temel gereklerinden ve göstergelerinden önce; belirli bir şöhret eşiğini aşmak, medyada görünür olmak ve bir tür “celebrity kumaşı” taşımak gerektiğine dair örtük bir kabul ve toplumsal bir klişe var.

Popülerlik ve buradan doğan güvenilirlik kendisini besleyen bir döngü oluşturur. Kişi, popüler oldukça daha güvenilir kabul edilir; daha güvenilir kabul edildikçe destek çevresi ve medya görünürlüğü genişler. Bir süre sonra, yalnızca tanınan biri olmaktan çıkar ve “toplumun ahlaki vicdanını temsil eden bir figür hâline gelir.” Bu aşamada eleştiri, olağan bir hesap sorma eylemi olarak değil, toplumsal iyiliğe karşı saldırı olarak görülebilir. Öyle ki, en ufak haklı ve rasyonel bir sorgulama bile, “bu kişiye güvenmeyen vicdansızdır” türü bir tepkiyle ahlâki bir kusur olarak etiketlenebilir.

Hakkında uzun süreden beri var olan dolandırıcılık iddialarına rağmen, Haluk Levent’in konserlerde izleyicilerle diyalog kurmada ve kaynaşabilmede gösterdiği başarı, samimi konuşma üslubu, meydan okuyan tavırları, kriz zamanlarında öne çıkması ve sergilediği görünürlük; zaman içinde güçlü bir “kişisel güven sermayesi” üretti. Konumuz açısından esas kritik olan nokta, bu sermayenin yalnızca kendisine değil, onun öncülük ettiği kurumsal yapıya da aktarılması; böylece “Haluk Levent dürüsttür” kabulü ile “Ahbap güvenilirdir” hükmü arasında doğrudan bir özdeşlik kurulmasıdır. Yani kurumun güvenilirliği, objektif ilkeler, normatif ve kurumsal gereklilikler toptan bir yana itilerek bütünüyle kurucusunun peşin hükümle var olduğu kabul edilen dürüst karakterine bağlanmıştır. Sonuçta insanlar, verilen IBAN’a gözleri yumuk yatırdıkları milyarlarca lira ile yalnızca bir kuruma bağış yaptıklarını değil, güvendikleri bir kişiye para teslim ettiklerini düşünmüşlerdir.

Haluk Levent, kendi adına kitleler nezdinde “ideal insan imajı” oluşturmada ve buna yönelik izleyicilerinin algısını yönetmede oldukça başarılı bir karakter. Oluşturduğu imaj, yalnızca söylediği sözlerden değil; ses tonundan, beden dilinden, giyim tarzından, hitap şeklinden, öfkesini ve tepkilerini hedefine yöneltme biçiminden ve her şeyden önce kendisini sıradan halktan biri olarak sunma başarısından ileri geliyor.

Buradaki başlıca sorun noktası şudur:

Etkileyici tavırlar ve algı yönetimi ile oluşturulan dürüstlük imajının objektif olarak sınanması ve test edilebilme imkanı neredeyse yok gibidir. Kamera karşısındaki doğallık, samimi hitap, harbi ve delikanlı tavırlarla bezenen duygusal yardım çağrıları; bir insan hakkında, maddi konulara ilişkin özündeki gerçek tutumunun yüzde yüz tersine bir kanaat oluşturabilir. Bir kişinin “dürüst görünmesi” ile denetlenebilir, hesap verebilir ve gerçekten dürüst davranması aynı şey değildir. Özellikle popüler figürlerin izleyici ve hayran kitlesi, bu ayrımı hemen hemen hiç yapamaz. Hayranlık duyduğu karakterin dışarıya yansıttığı ve kollektif zihinlerinde idealleştirdiği tavırlarını, geçmişteki gerçek davranış sicilinin ve aranması gereken kurumsal kanıtların yerine koyar.

Şöhret standardına sahip medya fenomenleri ile geniş toplumsal kitleler arasında, adeta birbirini besleyen diyalektik bir ilişki vardır. Popüler simgeler, kendilerini dışarıya ne kadar kusursuz, göz boyayıcı ve ihtişamlı sunabilirlerse; halk kitlelerinin bu vitrinin arkasındaki gerçek yüzlerini tanıma, anlama ve ayırt etmeye yönelik sağduyuları da o derece düşer. Popüler bir figürü yaygın şekilde benimsediklerinde, hele onun temsil ettiği güce alternatif olan yapıya karşı bir dezenformasyon süreci de söz konusu ise (örneğin Kızılay'a karşı deprem süresince geliştirilen negatif dalgada olduğu gibi), rasyonel gerçeklere yani "olguya" göre değil, tamamen kendilerine sunulan "algıya" göre karar verme eğilimine girerler.

Nasıl oldu da Kızılay toplum nezdinde itibar kaybederken, Ahbap derneği bir anda geniş bir kitlenin gözünde güven sembolü haline geldi?:

Deprem süresince Kızılayın güvenilirliğinin zedelenmesi, özellikle deprem çadırlarının Ahbap derneğine para karşılığı satılması uygulamasının sarsıcı bir polemiğe dönüşmesinden kaynaklanıyor.

Kökleşmiş, resmi niteliği olan ve devletle özdeşleşen yapılar; genelde bürokratik, merkeziyetçi, hantal, soğuk ve samimiyetsiz olarak algılanır. Toplumun bu yapılara yönelttiği eleştirilerin bütünüyle haksız olduğunu da söyleyemeyiz. Görünürde sivil nitelikleri olsa da, geniş ölçekli, merkeziyetçi hiyerarşiye dayalı ve özellikle fazla personel çalıştıran organizasyonları; aşırı bürokrasi, kaynak israfı, siyasi etkiye açık olma, yavaşlık ve hesap vermekten kaçınma gibi yapısal ve işlevsel zafiyetlerden bütünüyle bağımsız düşünemeyiz. Kızılay da genel yapısı itibariyle bu kategoride yer alabilecek bir kurumdur.

Genelde bürokratik yapılara karşı hissedilen soğukluğun yanında, Kızılay’ın, kuruluşundan bu yana zaman zaman kurumsal itibarını ve toplumda kendisine yönelik güveni aşındıran olaylar ve gelişmelerle birlikte anıldığı biliniyor.

Ancak yerleşik bir kuruma duyulan muhtemel bir haklı şüphenin, yeni ve popüler bir yapıya sınırsız güvene dönüşmesi, kendi başına bir mantık hatası ve ontolojik bir tutarsızlıktır. Kızılay gibi resmi normlarla bütünleşmiş bir kurumdan, her adımında ayrıntılı hesap ve tam bir şeffaflık beklenirken; popüler bir figürün yönettiği nevzuhur bir yapıya, sırf samimi görünmesi nedeniyle kayıtsız şartsız kredi açılması ve limitsiz bir güven beslenmesi savunulabilecek bir durum değildir. Böyle olduğu takdirde, eleştirel bilinç herkese eşit yaklaşan bir sorgulama işlevi ve denetim standardı olmaktan çıkar ve kimliklere göre değişen seçici bir tutuma dönüşmüş olur.

Bu arızalı yaklaşımın sonucu, Kızılay’a ilişkin gerçek veya iddia edilen olumsuzlukların yaygın biçimde dolaşıma girmesi, bu kuruma yönelik negatif bir algı oluştururken; Ahbap aynı dönemde halkın kurumu veya bürokratik yapılara alternatif bir “vicdan hareketi” olarak idealize edilebilmiştir. Buradaki problem, Kızılay’a yöneltilen eleştirilerin tümünün haksız olması değil; “bir kuruma yönelik kısmen haklı bir eleştirinin, başka bir kuruma sınırsız güvenin gerekçesine dönüştürülmesidir.”

Bu seçici ve tutarsız yaklaşımın altında, Toplumun büyük kurumsal yapıları “sistem,” küçük ve yeni oluşumları ise “insan” olarak kodlama eğilimi yatıyor. Pek tabii ki bu da sistemin soğuk, insanın sıcak; sistemin şüpheli, kişinin samimi; sistemin çıkarcı, kişinin fedakâr kabul edilmesi varsayımıyla ilişkilidir. Oysa küçük olmak dürüstlüğü, gönüllü olmak liyakati, esnek olmak hesap verebilirliği ve samimi görünmek mali güvenilirliği garanti etmiyor.

Kurumsal bir yapı yerine, asılsız şekilde oluşturulmuş dürüstlük algısı çerçevesinde bir kişinin temsil ettiği bir yapıya bağışın tercih edilmesi, başlangıçta önemli bir iletişim avantajı ve çekim gücü sağlar. Vitrindeki bir kişinin itibarı, formel ve bürokratik yapılara göre çok daha hızlı güven, bağış coşkusu ve gönüllülük uyandırabilir. Ancak aynı yapı, kurumsal tutarlılık ve sürdürülebilirlik açısından çok büyük risk taşır.

Bağış oluşumuna yönelik güven; sistemden ve kurumsal güvence mekanizmasından değil de liderin parlatılan karakterinden doğuyorsa, lider hakkındaki tek bir ciddi iddia ve ortaya çıkabilecek skandal, Ahbap örneğinde olduğu gibi tüm yapının itibarını sarsabilir. Çünkü böyle bir durumda bağımsız ve kişiden ayrı bir kurumsal kimlik oluşmamıştır. Liderin itibarı yükselirken kurum yükselir; liderin itibarı çökerken kurum da onunla birlikte çöker.

Yöneticilerinin kişiliklerinden bağımsız sağlam bir kurumsallaşma, tam da bu nedenle kişiye duyulan güvenin ötesinde önem taşır. İtibarlı bir yardım kuruluşu, yöneticisinin dürüst olmasını elbette önemser; fakat sistemini yalnızca yöneticisinin “iyi insan olacağı” varsayımı üzerine kurmaz. Yetki paylaşımı, çift imza, bağımsız yönetim kurulu, iç kontrol, dış denetim, bağışçıya açık mali raporlama, çıkar çatışması kuralları ve izlenebilir harcama süreçleri, iyi niyetin yetmediği ve hiç bir zaman da yeterli olmayacağı noktalarda güven ve doğruluğu sağlar.

İyi bir sistem, kötü niyetli kişiyi sınırlar; zayıf sistem ise iyi niyetli kişiyi bile hataya düşme, yanılgı, hırslarına alet olma, bağımlılık veya çevresel istismar gibi negatif faktörlere açık hale getirebilir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.