İçişleri ve Adalet Bakanlarını devasa sorunlar yumağı bekliyor

Son Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile İçişleri ve Adalet bakanları değişti.

Göreve başlayan iki bakanımız, ülkenin güvenlik ve adalet hizmetleri yükünü üstlenmeye hazır olduklarını belirttiler ve Türk halkına, üzerlerine düşeni en iyi şekilde yerine getirecekleri mesajını verdiler.

Ancak her ikisinin de karşısında, uzun zamandır çözülemeyen devasa sorunlar yumağı var.

İçişleri ve Adalet Bakanlıkları, devletin varlık nedeni olan “güvenlik” ve “adalet” gibi iki asli hizmet fonksiyonunu yürütüyor.

Biri, insanların can ve mal güvenliğinin sağlanması; diğeri suç işleyenlere hakettikleri cezanın verilmesi ve insanlar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde adaletin gereğinin yerine getirilmesiyle ilgili…

İnsanların güvenlik ve adalet ihtiyaçları, diğer ihtiyaçlarına benzemiyor.

Bunlar, diğerlerinden farklı olarak vazgeçilemez, dokunulamaz, devredilemez ve ertelenemez nitelikte olan ihtiyaçlar.

Yemek ve susuzluk ihtiyacınızı karşılamada tek hizmet kaynağına bağımlı değilsiniz; karnınızı herhangi bir lokantada doyurabilir veya ihtiyacınızı kısa süreliğine erteleyebilirsiniz. Ama, canınıza veya malınıza kasteden birisi kapınıza dayandığında veya herhangi bir haksızlığa uğradığınızda; acil ve hayati bir nitelik kazanan can güvenliği ve adalet taleplerinizi sineye çekip başka bir zamana erteleyemezsiniz.

Güvenlik ve adalet hizmetinin, niteliği ve sunucusu bakımından bir yedeği veya alternatifi yoktur. Karşılaştığınız tehlikenin bertaraf edilmesini veya uğradığınız haksızlığın giderilmesini; devletin güvenlik ve yargı birimleri dışındaki özel kişilerden veya gruplardan bekleyemezsiniz.

Şimdi, yurttaşlık kültüründe de yer alan bu kitabi ve kategorik bilgileri dile getirdiğimizde, denecektir ki; “Efendim o söyledikleriniz teoride öyle…Pratikte bu işler hiç böyle yürümüyor. Başınızın çetelerle derde girdiği bir anda, bir gasp veya soygunla karşılaştığınızda veya bir haksızlığa uğradığınızda; ihtiyaç duyduğunuz güvenlik ve adaleti, bu hizmetleri yerine getirmekle yükümlü mercilerden, mevzuatta gösterilen süreçleri izleyerek alamıyorsunuz.

-Ölümcül bir tehlike ile karşılaştığınızda veya bir çeteden tehdit aldığınızda; resmi yollardan polise başvurarak ve öngörülen süreçleri izleyerek can güvenliği sorununuzu gideremiyorsunuz.
-Sizi tehdit eden, gaspeden, yaralayan veya yakınlarınızı öldüren insanlar; hapse girseler bile kısa sürede salıveriliyorlar, sokakta ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya ve karşınıza çıkmaya devam ediyorlar.
-Kaybolan bir hakkınızı adli mercilerden dava yoluyla ve adli süreçleri izleyerek almak istediğinizde; hakkınızı bir türlü alamıyorsunuz. Davalar 5-10 yıl, hatta onlarca yıl sürüyor. Bazen dededen toruna miras kalabiliyor.

Dile getirilen bu haklı serzeniş ve şikayetler, bugün tam olarak güvenlik ve adalet sistemimizin karşı karşıya bulunduğu büyük açmazı anlatıyor.

İşte iki bakanımızın karşısında duran, devasa boyutlardaki çözümü güç sorunlar yumağı bu…

Yeni bakanlarımızın, bu konuda üzerlerine düşeni yapacaklarından hiç bir şüphemiz yok.

Hem İçişleri hem Adalet Bakanının, “ortak sorumluluk zinciri” ve çözüm” süreci paylaşımı” çerçevesinde önlerinde duran, ve acil çözüm gerektiren öncelikli güvenlik ve yargı sorunlarını ana başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:

-Büyük ölçekli organize suç örgütleri
-Tahsilat çeteleri
-Yeni nesil mafya yapılanmaları
-Uyuşturucu bağımlılığı ve uyuşturucu ticaretinin önlenmesi
-Yasa dışı bahis ve kumar
-İnsan kaçakçılığı ve yasa dışı göçmen hareketleri
-Cezaevlerindeki aşırı doluluk
-Dava ve yargılama süreçlerinin çok uzun sürmesi,
-Suçların önlenmesinde, ceza yasasınca öngörülen ceza hükümlerinin yetersizliği
-Suçlara verilen ceza kararlarının; ceza indirimi ve İnfaz Kanunu hükümlerince, neredeyse “yok” mesabesine indirilecek kadar kısaltılması.
-Suç işleyenlerin gereği gibi cezalandırılmamalarından veya kısa süre sonra salıverilmelerinden dolayı, halkın zihninde yerleşen “cezasızlık” algısı

Mesela bu ana sorunlardan, şehirleri istila eden “yeni nesil” mafyatik yapılanmaları ele alalım:

Ne yazık ki, artık bir milli güvenlik sorunu haline gelen yeni nesil çetelere karşı, bugünkü şartlar altında yapılabilecek şeyler oldukça sınırlı…

Neden?

Çünkü Türkiye’de organize suç şebekeleri, orada burada görülen yüzeysel bir sorun değil; tüm Türkiye’yi ilgilendiren, çok boyutlu toplumsal ve ekonomik temelleri olan, yapısal ve sistemsel bir sorun.

Özellikle büyük şehirlerin varoşlarında, gençler arasında mafya özentisi, serserilik, ona buna çatmak, racon kesmek gibi davranışlar, son derece cezbedici ve hızla yayılan bir eğilim haline geldi.

Sosyal tabanda, doğrudan geniş bir yaygınlaşma potansiyeline kavuşan ve geniş bir alt kültürle desteklenen böyle blr sorunu; salt polisiye tedbirlerle, baskın ve operasyonlarla önleyemezsiniz.

İkinci olarak, önlenmeleri yalnızca tek bir bakanın, mesela konudan birinci derecede sorumlu olan İçişleri bakanının azim ve gayretiyle ve elinden geleni yapmasıyla gerçekleşecek bir şey değil.

Sonra, sorunun çözüme kavuşturulmasının önünde can alıcı bir engel olarak duran, “18 yaşın altındaki suçluların ‘çocuk’ kategorisinde ele alınması, ‘suça sürüklenmiş çocuklar’ olarak değerlendirilmesi ve sonuçta cezadan muaf tutulmaları” yaklaşımı değiştirilmediği sürece; şehirlerin yeni nesil mafya tehlikesinden kurtarılması pek mümkün görünmüyor.

Zaman zaman emniyet güçlerince çetelere operasyon düzenlendiği, çete elemanlarının yakalanıp adalete teslim edildiğine dair haberleri medyadan duyuyoruz. O an, insanları canından bezdiren bu suç örgütü elemanları hakkında gereğinin yapıldığını düşünüyoruz ve içimiz ferahlıyor.

Ancak, ne yazık ki yakalanmalarından sonrası, düşündüğümüz gibi gerçekleşmiyor.
-Yakalananların bir bölümü, örgütle bağlantıları tespit edilemediğinden veya delil yetersizliğinden serbest bırakılıyor.
-Haklarında savcılıkça işlem yapılanlar, mahkeme aşamasında, öncelikle yaşları küçük olduğu için, sonra hafifletici sebeplerin devreye girmesi nedeniyle, daha sonra infaz kanununun sağladığı indirim ve kolaylıklarla neredeyse ceza almadan; almışlarsa da doğru dürüst hapis yapmadan kurtuluyorlar.

İçişleri Bakanlığının ve emniyetin büyük çaba sarfederek yakaladıkları kişilerin çoğu; adliyeye teslim edildikten kısa süre sonra, bir şekilde yolunu bulup kanunun pençesinden kurtuluyorlar. Çok geçmeden kendilerini yine sokaklarda görüyoruz.

Böyle olmasaydı, onlarca sabıkası olan, pek çok kişinin kanına girmiş suçlular, nasıl yine aramızda dolaşıyor olurlardı?

Bunun neden böyle olduğunu Savcılık ve yargı tarafındakilere sorsanız, verecekleri cevap şudur:
“Efendim, mevcut suç takip mevzuatı, ceza yargılama usulü ve infaz sisteminin kuralları böyle…Mevcut kanunlarla ancak bu kadar yapabiliyoruz.”

Ortaya koydukları gerekçelere bakarsanız, iki taraf da haklı…

Demek ki sorun, tek başına sadece İçişleri Bakanlığı ve polis; veya tek başına savcılık ve yargı mercilerinin çabalarıyla çözülemiyor.

Çünkü iki tarafın yürüttüğü uygulamalar ve aldıkları kararlar, aynı yönde sonuç vermiyor, hatta çoğu defa birbirleriyle çelişiyor.

Demek ki, sorun sadece uygulamadaki aksaklıklardan doğmuyor; aynı zamanda sistemin tasarımındaki tutarsızlıklardan ve hukuki düzenlemelerdeki eksikliklerden kaynaklanıyor.

Demek ki konuyu, sosyo-ekonomik gerçeklikten beslenen boyutlarını dikkate alarak, bütüncül bir yapı içinde; hem güvenlik, hem de yargı işlevleri birbirini tamamlayacak şekilde ele almamız gerekiyor.

Bu tespit ve değerlendirmelerden ortaya çıkan sonuç şu:

Mevcut güvenlik ve adalet sistemimizin; suçların önlenmesinde, suçluların yakalanmasında, suçların gereği gibi cezalandırılmasında, ceza kararlarının gereği gibi infaz edilmesinde, yargılama ve
dava süreçlerinin beklenti ve ihtiyaçlara uygun yürütülmesindeki yetersizlik ve açmazlarını gidermek üzere, acilen kapsamlı bir “güvenlik ve yargı reformuna” ihtiyaç var.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.