“Kahramanlaştırılan suçlu,” güvenlik ve adaletin yetmezliğine bir tepki mi?

Bundan tam 6 yıl önce, Konya’da bir parkta beraberindeki kadına şiddet uygulayan Özgür Duran’a engel olmak üzere müdahale ettiği sırada çıkan arbedede Duran’ı bıçaklayarak öldüren Kadir Şeker, iki gün önce Kırıkkale’de bir restoranda görüntülenmiş.

Yapılan yargılama sonucu 12 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırılan Şeker, yaklaşık 3,5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 31 Temmuz 2023’te tahliye edilmişti. Tahliye sonrası kamuoyunda pek yer almayan Kadir Şeker’in yıllar sonra yemeğe gittiği restoran sahibince ağırlanırken kendisini gösteren video haberi; "Kadir Şeker beyefendi, vatanını milletini seven bir yiğittir. Bilenler bilir, bilmeyen de Google’a yazsın” notuyla sosyal medyada paylaşıldı.



Yaşananların ve yargılama süreçlerinin kamuoyunun hafızasında tekrar canlanmasını sağlayan haber; Şeker’in masumiyeti, aldığı cezanın haklılığı, kadına karşı şiddete müdahalenin ve meşru müdafaanın sınırlarının ne olması gerektiğine dair tartışmaları tekrar ülkenin gündemine taşıdı.

Habere ilişkin yapılan yorumların büyük bölümü; bir mazlumun imdadına koşarken elinde olmayarak cinayet işleyen ve “kader mahkumu” konumuna düşen Şeker’in yiğitliğini ve kahramanlığını öne çıkarır nitelikteydi.

Önce olayla ilgili gerçekleşen yargılama süreçlerini inceleyelim:

Mahkeme heyeti, Kadir Şeker'in suçunu “kasten insan öldürme” olarak değerlendirip önce “müebbet hapis” cezası verdi. Bu ceza, farklı aşamalarda "haksız tahrik" hükümleri, “iyi hal” ve diğer gerekçelerle en son Temmuz 2022’de 10 yıl 10 aya indirildi. Şeker, bu süreç boyunca iki kez tutuklanıp salıverildikten ve kısa süre hapiste yattıktan sonra, 8 Haziran 2023 tarihinde izinli olarak tahliye edildi. Temmuz 2023’te çıkarılan düzenleme gereği, bir daha hapse girmeyeceği açıklandı.

Ortaya çıkan nihai tabloda ciddi bir çelişki, bir muamma; ama aynı zamanda basit bir sonuç var:

“Tıp fakültesine girmek üzere sınavlara hazırlanan bir öğrenci, bir parkta bir kadına şiddet uygulamakta olan birini engelleyeyim derken, onu bıçaklayarak öldürmüş.”

Nasıl ve neden öldürmüş? Neden bıçak kullanmış?

Bu soruların cevabı, savcılık soruşturması ve yargılama süreçleriyle sonuca bağlanması gereken konular. Nihayet yargılanmış ve tespit edilen bulgular ve ceza yasası hükümleri çerçevesinde “cinayet işlemekten” hapis cezasına mahkum edilmiş.

Olayın basit ve “ayan-beyan” sonucu ise, “bir adamı öldürmüş olması…”

Elbette “öldürme kastı” olmadığını düşünmek ve kabul etmek durumundayız.

Ama “uygulanan şiddete engel olmak isterken, bir kişiyi öldürmüş olmak;” pek çok hafifletici gerekçe açısından bakılsa bile, göz yumularak geçiştirilecek bir konu değil.

Burada esas hayret uyandıran nokta, habere yapılan yorumların büyük çoğunluğunda, Şeker’in olayı engelleme girişimi “yüceltilip idealize edilirken”; sonuçta bıçakladığı kişinin ölmüş olmasının bilinçli veya bilinçsiz olarak gündem dışında tutulması ve neredeyse tamamen göz ardı edilmesi…

Şiddete uğrayan bir kadın savunulmalı mı? Evet.

Bir kadına karşı şiddet kullanan kişi öldürülmeli mi? Elbette ki, hayır…

Doğru ve mantıklı yaklaşımın, şöyle olması gerekmez mi?:

-Kadını şiddetten kurtarmak üzere “müdahale etme cesareti göstermesi,” “kutlanmaya değer” bir davranış. Kendisini bu nedenle takdir ediyoruz ve alkışlıyoruz.
-Ama, sonuçta ortada ölen bir insan var. Bu, plastik bir “sinek kovucu” ile bertaraf edilen bir sinek değil, bir insan…

Kahramanımızın olayı önleme girişimini takdir edersiniz; ama konu bir insan öldürmüş olmasına gelince, eylemini sonuçta kaderin bir cilvesi ve talihsizlik de olsa, bir cinayet olarak değerlendirmelisiniz. En azından, bu yönüyle gereken ayırımı yapar; “kadına karşı şiddete tepki gösterme” amaçlı duygusal bir reaksiyonla ve bilinçsizce gerçekleşen cinayet üzerinden kendisini kahramanlaştırma durumuna düşmezsiniz.

Ne yazık ki, “insanın yaşama hakkına saygı duyulması” ve “hayatının korunmasıyla” ilgili hassas konularda; alabildiğine sorunlu, sağduyudan uzak ve duygusal kontrolsüzlüğe varan bir zihniyet yapısına sahip olduğumuz, bu habere ilişkin yapılan yorumlardan açıkça anlaşılıyor.

Tüm yorumlar arasında, olaya dengeli yaklaşma basiretini gösteren çok az kişiden biri konumundaki “John Lock” adlı hesap sahibi, sağduyu ve akılcılıkla şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Bir insanın hayatını almış birini “abi,”“yiğit,” “masum” diye pazarlamak; adaletle, vicdanla, akılla alay etmektir. Suçun faili kim olursa olsun, sonucu bir ölümdür ve bu gerçeği romantize eden her görüntü, her alkış, her övgü yeni bir çürümenin belgesidir. Bir cinayeti bağlamlarla yumuşatıp halk kahramanlığına çevirmek, hukuku değil linç kültürünü besler. Toplum, suçluyu aklamaya başladığı gün adaleti değil, kaosu kutsar. Masumiyet, kamerayla değil mahkemeyle belirlenir; geri kalanı propaganda ve vicdan körlüğüdür.”

Kimileri de yorumlarda bu denli analitik irdelemelerlerde bulunmamakla birlikte; gencimizin “20 santimlik öldürücü bir bıçağı neden yanında taşıdığını” sorguladı.

Bu olay toplumumuzda, genelde kamu otoritesi ve kamu düzeni kavramlarına; özelde ise halkın can güvenliğinin sağlanması ve adalet hizmetinin ifasına ilişkin, sistemsel yetersizlik ve açmazları ortaya koyan bir prototip veya örneklem niteliğindedir.

Her şeyden önce toplumumuzun bu örnek olaya yaklaşımı ve yaşananlarla ilgili sergilediği zihniyet profili; bir bütün olarak güvenlik ve yargı sistemimizde ve ceza adaleti pratiğimizde yaşadığımız derin çelişkilerin ve kronikleşen sorunların hem temel sebebi, hem de kaçınılmaz sonucudur. Tıpkı “tavuk-yumurta” hikayesi gibi…

Bu olayla ilgili olarak, son tahlilde hangi tespit ve değerlendirmeleri yapabiliriz?:

Bir defa, yorumların kahir ekseriyetinde; gencin “kurtarıcı bir yiğit” olarak nitelendirilmesi ve eyleminin idealize edilmesi; devletin asayiş ve can güvenliğini sağlama ve masum insanları suçluların vereceği zarardan koruma işlevini gereği gibi yerine getirememesinden, dolayısıyla halkın kendisine duyduğu güvensizlikten kaynaklanan bir tepkidir.

Bu olayda su yüzüne çıkan temel bir çelişki şudur:
Halk, can güvenliğini koruma ve adaleti sağlama işlevini yerine getirmek üzere elinde şiddet tekeli bulunan devleti; gerektiği yerde, gerektiği kadar caydırıcı ve önleyici tavır almaması nedeniyle herhangi bir sorgulamaya tabi tutmuyor ve hesap sormuyor. Ama buna karşılık, kaotik ve tehlikeli durumlarda ortaya çıkan riski bertaraf etmek için; gerek bireysel, gerek toplumsal düzeyde yetkisiz ve kontrolsüz güç kullanımını meşru ve geçerli bir yol olarak görüyor. Hatta örnek olayımızdaki gibi, kendi adaletini kendisi sağlayan (ihkak-hak) kişileri veya “kurtarıcı yiğit” kabilinden ortaya çıkan “emsal figürleri” kahramanlaştırıyor.

Güvenliğe ve adalete ilişkin sorunlarını bu yolla çözmeye çalışan, bu doğrultudaki eğilim ve girişimleri yücelten toplumlar; kamu otoritesinin üstünlüğünü sağlayamamış, kamu güvenliğini ve adil yargı sistemini tesis edememiş, diğer bir ifade ile “ilkel aşamadan kurtulamamış” toplumlardır.

Söz konusu haber üzerine yapılan yorum ve değerlendirmeler; Türkiye’de güvenliğe yargıya ve ceza adaletine dair yüz yüze olduğumuz acı gerçekliği, toplumumuzun aynasında bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seriyor.

Ayrıca buradan nihai olarak ortaya çıkan çözümsüzlük tablosu, güvenlik ve adalet gibi devletin temel varlık nedeni olan konularda; bize bu ve benzeri olaylara çok daha rasyonel, duygusallıktan uzak, dengeli ve empati çerçevesinde yaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.