Değer etiketli değersizlik zindanı
Etrafımız ateş çemberi. Biz birbirimizle kıyasıya kavgadayız. Gücü ele geçiren ötekinin tepesine biniyor. Hak hukuk hak getire.
Ramazan’dayız. Her tarafta din sosu, din etiketi, dinden görünme yarışı. Ama ortada dinden eser yok. Evet yok. Din değerler sistemidir. Emanet, adalet, liyakat, meşveret ve maslahat istenen değerlerdir. Bunlar yoksa her tarafı camilerle donatsanız ve içini doldursanız da din yoktur. Bir ay değil on bir ay oruç tuttuğunuzu zannederek belli bir süre aç kalsanız da yoktur.
Emanet, adalet, liyakat, meşveret ve maslahat dinin temelidir. Peşinde koşulacak bunlardır. İyilik esastır. Namaz oruç gibi ritüeller araçtır. Bunlar iyiyi ve iyiliği yerleştirmek için ruh ve kafa disiplini sağlarsa maksada uygundur. Değilse dönüp bakmak lazımdır. Benim, tanıdıklarımdan, okuduklarımdan, öğrendiklerimden anladığım budur.
Adalet (hak gözetmek), emanet (güvenilir olmak), ehliyet (iş bilenleri göreve getirmek), maslahat (kamu yararını gözetmek), meşveret ( danışarak iş yapmak) din düşüncesi üzerinde çalışanların ittifak ettiği hususlardır. İslâm’ın evrenselliğini zirveleştiren her düşünceye uyan ölçülerdir.
“SEN DERVİŞ OLAMAZSIN!”
Tasavvuf erbabının bu temelden giderek ölçüleri daha rafinedir. Yûnus dilince “Derviş gönlü baş gerek”tir. “Derviş gönlü taş gerek” şeklinde söylemek yaygındır. “Taş” demeye de yorum bulunur. Fakat doğrusu baş olmalıdır. Baş, aynı zamanda yara demektir. İçten çıkan bir yara. Yaranın baş vermesi de o. “Derviş gönlü dertli-yaralı gerek” manasındadır.
Şiirin tamamında derviş âdetâ tarif edilir. Bu tarifte bildiğimiz din ritüelleri değil, hal ve tavır anlatılır. Çünkü asl olan hayattır. Din diliyle söylersek “amel”dir. Davranışlarınızla değerlendirilirsiniz. Hayatınıza ne yansıtıyorsanız osunuz. Ne dediğiniz değil, ettiğiniz önemlidir: “Dilin ile şakırsın/Çok maniler dokursun/Vara yoğa kakırsın/Sen derviş olamazsın!”.
Bugünkü gösterişçilik sekiz yüz yıl önce de vardır. Camiye gider, etrafına tafralanır. Camide müşteri bekleyen Hoca kılıklı ona namazla övünmeyi öğretmiştir. O namazın namaz olmayacağını bilmez ki düşünsün! Biraz derine dalanlara o kürsülerden neler neler söylenmiştir. Yûnus’a da çokça ok atılmıştır.
Onlara da seslenir: “Bir kez gönül kırdın ise/Bu kıldığın namaz değil!” Gelin de bizim Müslümanlığımızla kıyaslayın!
Bizim cami kürsüsünde, mihrapta minberde ne göreceğinizi, ne duyacağınızı bilemezsiniz. Son yıllarda günah işlememek için camiye gitmediğini söyleyenleri duyuyor, görüyoruz. Vaazda hutbede duydukları insanları dehşete düşürüyor. Din din olmaktan çıkınca haliyle cami de cami olmaktan çıkar. Orada mıyız? Evet, “Günah işlememek için camiye gitmiyorum” diyenlerin gün günden artan sayısı bize bu yolda olduğumuzu gösteriyor.
“HÂLİMİZ YAMAN”
Dervişliğe, bilgeliğe soyunmak “Her dem Sırat’tan geçmektir”. Onu geçtik, biz ölçüleri yüzünden bile yaşasak yeter! Ölçüler yoksa manasızdır. Çürük ceviz bile değildir. Çürük cevizin ceviz olmak isterken yolu kesilmiştir. O yoldayken tamamlanmamıştır. Bizim dindarlığımızın kabuğundan bile bahsetmek gün günden güçleşiyor.
Müslümanım diyenlere bakın anlarsınız. İran’a bakın anlarsınız. Arap ülkelerine bakın anlarsınız. Türkiye’ye bakın anlarsınız. Anlarsınız.
Bitmeyen kavgalar içindeyiz. Kavga konuları da tamamen kişilerin dürtüleriyle ilgilidir. Her kavganın altından cebi-midesi, koltuğu-pozisyonu çıkar. Dinin saydığımız kurallarının askıya alınmasının üzerinden asırlar geçmiştir. Objektif-pozitif kurallar da kâfir işidir ve zaten tukakadır. Başıboş topluma din diyerek kendi nefsinin yularını takma derdindedir.
Doğrular güven içindedir. Bunlar korkaktırlar. Onun için başka düşünceye tahammülleri yoktur. Hayat hakkı tanımazlar. Hâkim din anlatılarına bakın istisnası hemen hemen yoktur. Bizdekilerin çoğu da bu köktenci körlüğün ya içinde ya da bir tık gerisindedir. Şu veya bu vesayetten şikâyetle ömür geçirenler fırsat ele geçince vesayet üstüne vesayet bindirirler. Gidene rahmet okuturlar. Görür ve yaşarsınız.
GÖRDÜK VE YAŞADIK
“Nass var!” diyene karşı söz söyleyemeyen Türkiye neler kaybettiğini görmedi. Bu bizdeki şimdilik daha hafif olanı. Türk Müslümanlığı ne kadar aşağı düşse de yine diğerlerine göre iyi durumda sayılır deyip rahatlayamayız.
Kendine göre yeni bir din uyduranların bitmeyen darbelerine muhâtabız. Saysanız yüzlerce din anlayışı bulursunuz. Her biri diğerinin düşmanıdır. “Allahü ekber” diyerek birbirlerini boğazlayan kütleler maalesef bugün istisna(marjinal) değildir.
Dinlerinde bilmek değil kendilerine tabi olmak esastır. Yüzünden Kur’an oku, yeter. Allah o dini sanki papağana gönderdi. Anlamana gerek yoktur. Anlama ve anlatma tekeli –verirseniz- onlardadır. Tanrı adına hüküm verme hakkı ellerine geçerse yandınız. Din yalnız onların dediğidir. Çünkü benlikleri dinleridir. Bu kendini dayatmalardan din ve iyilik gelir mi?
Kendilerine de gelmeyeceğini hayat bize gösteriyor. Yanıltanların yanılgısı dehşettir. Görüyoruz, aklı, kurumları- kuralları kovarsanız güderim zanneder, güdülürsünüz. Düzensizlik düzen olmaz. Üç buçuk Yahudi her yerde tepenize biner, adım atamaz hale getirir. Bari bunu görerek uyansak!
