Ucu kime dokunursa dokunsun mu?
Ve şehre 2024 Haziran’ında bir savcı geldi… İlk iş olarak 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de kaybolan, 6 yıldır cansız bedenine dahi ulaşılamayan Gülistan Doku’nun acılı ailesiyle görüştü… Ve Gülistan’ın annesine “Bende bir kız çocuğu annesiyim, Gülistan benim de kızım, ben bu yola başımı koyacağım, kızına ne olduğunu bulacağım” dedi.
Ve Gülistan’ı Tunceli’nin dehlizlerinden çekip çıkarmak için bir ekip kurdu; kimsenin el sürmeye cesaret edemediği o ateşten dosyayı bütün ağırlığı ile sırtlandı. Bir buçuk yıl boyunca gecesini gündüzüne kattı, adliyede sabahladı, adeta bir dedektif titizliğiyle çalıştı; bütün delilleri yeniden inceledi, dijital kayıtlar ve geçmiş verileri tekrar değerlendirdi, suçluların geride bıraktığı izleri adım adım takip ederek yeni delillerle “organize kötülüğün” yuvasına ulaştı.
Ve Tunceli Başsavcısı, göreve yeni atanan Adalet Bakanı’na gitti ve Gülistan Doku’ya yapılan vahşeti anlattı. Ve elindeki delillere göre Gülistan’ın kayıp değil cinayete kurban gittiğini söyledi. Ama bunun basit bir cinayet soruşturması olmadığını; eski valinin, valinin oğlu, devlet hastanesi yöneticileri, polisler ve devlet üniversitesindeki bazı idarecileri de içine alan bir yapı içinde delillerin kamu nüfuzu kullanılarak ortadan kaldırıldığını anlattı. Ve ortada tesadüflerle açıklanamayacak ölçüde güçlü, organize bir örtbast zinciri bulunduğunu ifade etti.
Ve aynı zamanda HSK Başkanı olan yeni Adalet Bakanı, Tunceli Başsavcısına “dosyayı yürütün, kamu vicdanını yaralayan bir durum söz konusu, soruşturmanın ucu nereye giderse gitsin, sonuna kadar gidin” dediğini paylaştı kamuoyuyla. (20 Nisan)
Tunceli Başsavcısı Ebru Cansu “organize kötülük çetesi” için sırat köprüsü kurdu, hepsini tek tek sırat köprüsünün üzerine çıkarttı, altı yıldır “görmedik, duymadık, bilmiyoruz” diyenlerin dilleri çözüldü, “ben yapmadım o yaptı” diye diye itiraf ediyorlar.
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yapılan gözaltıların ardından “Şu an gözaltına alınanlar dahil herkes sorgulandı, yurtdışına kaçanları dahi getirdik sorguladık bir şey çıkmadı” dedi.
Soru şu: Altı yıl önce konuşmayanlar şimdi nasıl konuşuyorlar? Altı yıl önce neden, nasıl bir şey çıkmadı? Altı yıl önce ortaya çıkmayan şimdi nasıl çıkıyor?
Elbette ki ben de bir kız çocuğu annesi olarak kendisini tebrik ediyorum, hemşehrim olarak kendisiyle gurur duyuyorum. Rabbim hukuk ahlakına sahip savcılarımızın, güçlünün hukukunu değil, hukukun gücünü tesis eden yargıçlarımızın sayısını çoğaltsın. Başsavcı Cansu bir Cumhuriyet Savcısının yapması gerekeni yaptı.
Ama öyle iğneyle kuyu falan kazmadı, sümenaltı edilen delilleri değerlendirdi. Mesela bugün soruşturmaya yön veren en önemli delillerden biri, 26 Ocak 2022 tarihinde dönemin Baro Başkanı Avukat Kenan Çetin’in il merkezinde bulunan evinin kapısına bırakılan “Gülistan Doku’nun Vali Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Sonel ile ilişkisi vardı” notu. Baro Başkanı Çetin, notu dönemin savcılarına iletmiş ama kimse kılını kıpırdatmamış, o not şimdi soruşturma dosyasına girebildi.
Demek ki Sayın Soylu o not ve daha başka pek çok şey görmezden gelinmeseydi Gülistan Doku cinayeti altı yıl önce çözülecekti.
Şimdilik süreç gayet güzel bir şekilde ilerliyor, altı yılın sonunda Gülistan Doku’nun dosyası artık kayıp değil cinayet soruşturmasına dönmüş durumda.
Şimdi sıra mahkemede… Mahkeme bütün iddiaları, tanıkların ifadelerini, anlatımlarını değerlendirecek ve asıl bütün gerçek yargılama esnasında ortaya çıkacak. Tabii ki bir yerde “kudretli, hatırlı, dokunulmazlığı olan gizli bir el” devreye girmezse.
Ama asıl kritik noktayı atlamamız gerekiyor o da şudur:
İktidar medyası ve gazetecileri sosyal medya hesaplarından Gülistan Doku dosyasında asıl Bakan Gürlek’in “Güçlüye dokunulmuyor algısını yıkacağız” sözünden sonra yargı harekete geçtiği bilgisini paylaştılar. (14 Nisan)
Buraya kadar şahane, muhteşem, değil mi?
Ve Tunceli’ye bir başsavcı Ankara’ya bir Adalet Bakanı geldi diye filmi çekilse gişe rekoru kırar.
Nasıl da güzel, altı yıl sonra adalet yerini bulacak, Gülistan Doku Tunceli’nin dehlizlerinden çıkartılacak. Ve günün sonunda bu ülkede dokunulmaz denilen kimse yok, adalet tecelli eder, “güçlüye dokunulmuyor algısı” ülkemize yapılan bir haksızlık. Bir Adalet Bakanı gelir ve dokunulmaz denilen güçlülere de dokunulduğunu gösterir!
Böyle mi gerçekten?
Şimdi mesela Bakan Akın Gürlek diyor ki: “Bakanlıkta bir birim kurduk, toplumda hassasiyet, infial oluşturan faili meçhuller, daha önce takipsizlik verilen tüm dosyalar inceleniyor, sadece Gülistan Doku dosyası değil; Rabia Naz, Rojin Kabaiş dosyalarının üzerine de titizlikle gideceğiz, ucu kime dokunursa dokunsun, titizlikle soruşturmayı yürüten başsavcılarımızın yanındayız.”
Teşekkür Sayın Bakan ama ortada tuhaf bir durum yok mu? Bütün bu saydığınız dosyalar kimin döneminin dosyası? Ülke de iktidar değişikliği mi oldu da geçmiş iktidar döneminde üzeri kapatılan dosyaları “ucu kime dokunursa” diyerek yeniden raftan indiriyorsunuz?
Gerçekten “ucu kime dokunursa dokunsun” gidebilecek misiniz?
Peki mesela Tunceli Valisi Tuncay Sonel tek başına Gülistan Doku dosyasının üzerine beton dökebilir mi? Dosyanın ucu Tuncay Sonel’de mi kalacak?
Madalyonun yüzünde ki diğer önemli soruya gelelim.
Sayın Adalet Bakanı bakanlıkta sadece faili meçhuller için mi birim kurdu? Peki ülkenin diğer adalet sorunlarıyla ilgili bir birim kurmayı da düşünüyor mu? Mesela KHK’lılar sorunuyla ilgili, FETÖ davalarında yaşanan mağduriyetlerle ilgili, hakimlerin sırf kendilerini korumak için kararttıkları başka hayatlar için de bir birim kurmayı düşünüyor mu?
Mesela uygulanmayan AİHM ve AYM kararlarıyla ilgili bir birim de kuracak mı?
Mesela CHP’li Belediyelere yönelik yürütülen yolsuzluk, rüşvet davalarının ucunu AK Partili belediyelere de değecek şekilde genişletmeyi düşünüyor mu? Toplumda güçlüye dokunulmuyor algısını asıl oluşturan, yargıya güveni asıl zedeleyen siyasi davalardır, CHP’ye yönelik yürütülen davalardır.
Bu davalarla ilgili ne düşünüyor? Silivri’de görülen İBB davası iddianamesi mahkemede dökülüyor bu konuda ne düşünüyor acaba?
