Back To Top
‘Anayasayı açıklama, yoksa partiyi kapatırız’

‘Anayasayı açıklama, yoksa partiyi kapatırız’

 - Son Güncelleme: 21.09.2019 Cumartesi 09:59
- A +

Tarihte kırılma anları vardır. O anda verilen bir karar ya da atılan bir adım ardından gelen tarihin tüm akışını domino etkisiyle değiştirmiştir.

Türkiye yakın tarihinde de böyle dönüm noktası anları bulanabilir.

Örneğin Terakkiperver Fırka kapatılmasaydı, Cumhuriyet’le yaşıt bir demokrasi tarihimiz olabilirdi. Demokrat Parti Tahkikat Komisyonu’nu kurmasaydı, darbe defteri hiç açılamayabilirdi. Demirel ve Ecevit bir kez koalisyon kurabilselerdi, Türkiye 70’ler bataklığına batmayabilirdi. Özal 89’da cumhurbaşkanı olmaya karar vermeseydi bugün siyasette bambaşka aktörlerle karşı karşıyaydık.  

Daha yakın dönem tarihimiz için benzer kırılma anlarının en çok olduğu yıl 2007’ydi. 

O yıl verilen kararlar, atılan adımlar bugünü etkilemeye devam ediyor.

Hrant Dink suikastı, Malatya Zirve katliamı, e-muhtıra, 367 kararı, cumhuriyet mitingleri, Ergenekon davası ile Türkiye’deki siyasi havayı zehirleyen, iktidar mücadelesini sertleştiren, toplumu kutuplaştıran, hukuku siyasileştiren kötü bir kapı açıldı. 

Dönemin ana aktörleri henüz konuşmadığı ve hatıralarını yazmadığı için o yıl tam olarak neler yaşandığını bilmiyoruz. 

Maalesef Türkiye’de hatalardan öğrenme, özeleştiri kültürü yerleşmediğinden, tarihsel olaylar anakronizmle kesilip biçildiğinden, siyasetçiler, üst düzey sivil- asker bürokratlar da ‘kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışı, ‘devlet terbiyesi’ gibi gerekçelerle bildiklerini anlatmak istemezler, hatıratları da ketumdur. Davet edildikleri Meclis komisyonlarına, tanık olarak çağrıldıkları mahkemelere gitmeyi ise zül sayıp, sürekli bir mazeret ileri sürerler. 

O yüzden geçen hafta Yargıtay’da görülen, HSYK eski Birinci Daire Başkanı İbrahim Okur’un üç yıldır tutuklu yargılandığı davaya, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in tanık olarak katılması önemliydi. 

Dün Karar’da Elif Çakır, Sadullah Ergin’in 1,5 saat süren tanık ifadesinde İbrahim Okur’la ilgili sorulara verdiği cevapları yazdı. Henüz mahkeme kaydı açıklanmasa da yakın tarihe ve görülen davadaki iddialara şerh düşen bir ifade olduğu anlaşılıyor.

Sadullah Ergin, Milli Görüş kökenli, 28 Şubat günlerinde Refah Partisi’nin Hatay İl Başkanlığı’nı yapmış bir isim. Fazilet içindeki bölünme sırasında yenilikçiler saflarını seçip, AK Parti kurucusu olmuş, 2002’de Hatay milletvekili olarak girdiği TBMM’de ise AK Parti Meclis Grup Başkanvekili olarak AB adaylık süreci kapsamında çıkarılan demokratikleşme ve yargı reformu paketlerinde kritik bir rol oynamıştı. 

2009-2013 yılları arasında 4.5 yıl Adalet Bakanlığı yaptı. Bu uzun ve kritik süreçte yaşadıklarını yazmadığı ya da anlatmadığı için başka pek çok AK Partili siyasetçi gibi o da zaman zaman günah keçisi muamelesi görüyor.

Son dört ay içinde gözlerinden dört kez ameliyat olan Sadullah Bey’le dünkü ameliyatının ardından telefonda konuştuk. 

Sadullah Bey, mahkemede soru-cevap kısmına geçilmeden önce 2010 anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duyulduğuyla ilgili bir girizgah yapmış. Bu sırada anlattıkları arasında bugüne kadar hiç duymadığımız, bilmediğimiz bilgiler var.

Konuşmasında Türkiye’yi 2010 Anayasa Referandumu’na götüren süreci 28 Şubat’la başlatmış, “siyaset kurumunu dizayn etmek için yargısal aktivizm” dediği gelişmeleri sıralamış:  “1998’de Refah Partisi kapatıldı. 2001 yılında Fazilet Partisi kapatıldı. Bu sırada başka partiler hakkında da kapatma kararları verildi. 2007 yılında cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’nin başvurusu üzerine, Genelkurmay’ın yayınladığı muhtıradan dört gün sonra Anayasa Mahkemesi bugün bile bizi mahcup eden 367 kararını verdi.”

Bunun üzerine AK Parti, erken seçime gitti. 22 Temmuz 2007’deki seçimden de yüzde 47 gibi o günler için rekor bir sonuçla çıktı.

Buraya kadar olan kısmı zaten biliyoruz.

Fakat Sadullah Ergin’in ifadesinde ilk kez anlattığı olay seçimlerden sonra yaşanıyor.

Hatırlayanlar olacaktır, 22 Temmuz 2007 seçimlerine giderken AK Parti, e-muhtıra, 367 kararlarına karşı yeni anayasa kartını açmıştı. 

Haziran ayının başında Başbakan Erdoğan, Prof. Dr. Ergun Özbudun’la görüşüp, ondan bir anayasa taslağı hazırlamasını talep etmişti.

Bunun üzerine Prof. Özbudun başkanlığında bir komisyon kuruldu. Komisyon, AK Parti’yle farklı siyasi eğilimleri olan anayasa hukuku hocalarından oluşuyordu: Şu anda Anayasa Mahkemesi başkanı olan Prof. Dr. Zühtü Arslan,  Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, Prof. Dr. Levent Köker, Prof. Dr. Yavuz Atar ve Doç. Dr. Serap Yazıcı.

Yeni anayasa tartışmaları seçimlerin hemen ardından bambaşka bir şekilde patlak verdi.

AK Parti milletvekili seçilen, liberal-sol eğilimli anayasa profesörü Zafer Üskül, “yeni anayasada Atatürk milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılapları gibi kavramların olmasına gerek yok” deyince kıyamet kopmuştu. 

Bu arada komisyon hazırladığı ilk anayasa taslağını bitirip 2 Ağustos’ta Başbakan’a sunum yapmış, son hali de 29 Ağustos’ta AK Parti’ye teslim edilmişti.

AK Parti’nin itibarlı anayasa hocalarına böyle bir taslak hazırlattığı duyulur duyulmaz da büyük tartışmalar başladı.

İlk itirazlar AK Parti’nin tek başına anayasa yapamayacağı, bunun için Kurucu Meclis’e gerek olduğu şeklindeydi. Bunu anayasada Atatürk olacak mı, üniter devlet korunacak mı, vatandaşlık tanımı gibi tartışmalar izledi. 12 Eylül 2007’de taslak ortaya çıkınca girişte Atatürk’e atıf yapıldığı, ilk dört maddenin aynen korunduğu görülünce bu kez tartışmalar başörtüsüyle ilgili maddeye kilitlendi.

Kimsenin gözü anayasada ifade ve medya özgürlüğünü garanti altına alan, vatandaşlık tanımı meselesini çözen, din derslerini zorunlu olmaktan çıkartan maddeleri görmedi.

Taslakta üniversitelerde başörtüsü sorununu çözmek için iki alternatifli bir madde önerilmişti: “Kılık ve kıyafetinden dolayı hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz” ve “Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.”

İşte bugün bize basit görünen bu iki öneri, o günlerde TÜSİAD’dan CHP’ye, rektörlerden, merkez medyaya kadar laiklik itirazlarına, ‘taslak askıya alınmalı’ çağrılarına neden oldu. Tartışmalara rahatsızlığını bildiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da katılmıştı.

Aynı günlerde başlayan “Türkiye Malezya olur mu”, “Mahalle baskısı” tartışmaları da bu hassasiyetleri artırmıştı. 

AK Parti’nin ve Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ü yeniden cumhurbaşkanı aday yapıp yapmamayı düşündüğü, denge politikaları takip ettiği günlerdi. 

AK Parti, eleştirileri önce “bu henüz bizim taslağımız değil” diyerek savuşturmaya çalıştı. Sonra parti anayasa taslağını görüşmek üzere Erdoğan başkanlığında üç günlük bir kampa girdi. Ama kampın sonunda taslakla ilgili bir karar açıklanmadı.  Taslak ortada kaldı.

Tam bu sırada ilginç bir gelişme oldu ve devreye TOBB girdi. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, yanına TİSK, TESK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ gibi sekiz kuruluşun başkanlarını alarak yeni anayasa için bir platform kurduklarını açıkladı ve Meclis’in inisiyatif alarak bütün kesimlerden anayasa için katkı almasını istedi. 

Bu çağrıdan sonra Meclis Başkanı Köksal Toptan devreye girdi,  bütün kesimlerden yeni anayasa için öneri ve katkı bekliyoruz diyerek topu Meclis’e attı. 

Bu arada TOBB öncülüğündeki Anayasa Platformu, ‘toplumun bütün kesimlerinden’ görüşler almak üzere her ilde toplantılar yapmaya başladı.

Böylece AK Parti’nin Prof. Özbudun başkanlığındaki komisyona hazırlattığı anayasa taslağı, “katılım, herkesin görüşü alınmalı” gibi gerekçelerle profesyonel bir hamleyle rafa kaldırılmış oldu, zaten bir süre sonra da unutuldu.

Peki Türkiye yeni bir anayasaya ilk kez bu kadar yaklaşmışken tam olarak ne olmuştu?

İşte Sadullah Ergin, Yargıtay’daki tanıklığında anayasa taslağının neden rafa kaldırıldığını ilk kez anlatıyor:

“Anayasa Hukuku hocası Prof. Dr. Ergun Özbudun ve arkadaşlarının hazırladığı ve Parlamenter Sisteme dayalı yeni Anayasa metni AK Parti tarafından kamuoyu ile paylaşılmak üzereyken, Başbakan Yardımcımız üzerinden AK Parti’ye şu mesaj gönderildi. ‘Yeni Anayasa metnini açıklamayın, açıklarsanız AK Parti’ye kapatma davası açmak zorunda kalacağız.’ Bu siyaset kurumuna ve TBMM’nin yasama fonksiyonuna karşı yapılmış bir tehditti. Bu mesaj/tehdit üzerine bu paketin açıklanması bir süre ertelendi.”

Yani AK Parti’ye üniversitelerde başörtüsü özgürlüğü getiren yasa değişikliği yüzünden 16 Mart 2008’de açılan  kapatma davasından altı ay önce ilk kapatma tehdidi Prof. Özbudun başkanlığındaki komisyonun hazırladığı anayasa taslağı yüzünden gelmişti.

Sadullah Bey’in ifadesinde Başbakan Yardımcımız dediği isim ise Cemil Çiçek’ti. 

Dün Cemil Bey’i arayarak bu olayı sordum. Çok ayrıntısına girmek istemedi ama böyle bir uyarı geldiğini zımnen teyit etti:

“AK Parti’nin denetimli serbestlik altında iktidar olduğu yıllardı o yıllar. Olup bitenleri bu kavram altında değerlendirmek gerek. Demokrasiye inanmamış, oportünist çevreler o dönem sadece eğitim hakkıyla ilgili bir madde üzerinde durdular. Varsa yoksa eğitim hakkı üzerinde duruyorsunuz. Baştan bir kurgu vardı, bir kapatma davası yoluna gidiliyordu.” 

Cemil Bey ve Sadullah Bey isim vermedi ama o uyarıya dönemin Yargıtay Başkanı aracılık yapmış.

TOBB’un Anayasa Platformu’yla araya girmesi ise yine hükümetin, kapatma tehdidinden sonra bu işi rafa kaldırmak için bulduğu bir ara yolmuş.

Fakat bütün bu alttan almalara rağmen o kapatma davası altı ay sonra yine başörtüsü meselesi yüzünden açıldı. 

Erdoğan’ın İspanya’da yaptığı “başörtüsü velev ki siyasi simge” çıkışı üzerine, MHP’nin “gelin çözelim” meydan okuması ile Meclis’ten geçirilen üniversitelerde başörtüsü özgürlüğü getiren yasanın ardından AK Parti’ye kapatma davası açıldı. 

Ama aynı MHP, kapatma davası açılınca, AK Parti’nin “parti kapatmayı zorlaştıran bir değişiklik yapalım” teklifine önce sıcak bakıp, sonra “Siyasetçilere siyaset yasağı şartı” isteyerek yanaşmamıştı. 

Neyse ki Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasından kapatılmaya yetecek oy çıkmadı. O günlerde olan bitenlerin hikayesi de henüz yazılmadı.

Fakat yine Sadullah Ergin’in ifadesinden bu kapatma davasından sonra da onun tabiriyle yargısal aktivizmin rahat durmadığını, bu kez 2008-2009’da bir kere daha AK Parti’nin kapatılması için girişim yapıldığını öğreniyoruz. 

Bu girişim Deniz Feneri davası çerçevesinde, partinin yurtdışından yardım aldığı iddiası üzerine açılmaya çalışılmış, bunun için yazışmalar da yapılmış ama ikinci kapatma davası girişimi sonuçsuz kalmış.

Yani 2007 ile 2009 arasında, AK Parti üç kez kapatılmaya çalışıldı. Birinde dava açıldı. 

“Siyaset Kurumu bürokrasi ve yargı eliyle icra edilen siyaset mühendisliğinin esiri haline getirilmek isteniyordu. 2010 Anayasa Değişiklik Paketi işte böyle bir atmosferde hazırlandı” diye anlatıyor Ergin yaşananları.  

Ama parti kapatmayı zorlaştırmak, yargısal aktivizmi engellemek için hazırlanan anayasa paketi, referanduma bu ikisi için konulmuş maddeler törpülenerek gitmişti:

“Bir bütün olarak hazırlanan paketin iki maddesi yasama ve yargı denetimi aşamasında zedelendi. Birincisi paketin içerisinde sekizinci madde olarak hazırlanan maddeydi. Siyasi partilerin kapatılmasını, Meclis’te grubu olan partilerin eşit sayıda (5’er üye) vererek kurulan komisyonun iznine bağlayan düzenleme. Bu madde ile partilerin kapatılma sürecine demokratik bir denetim mekanizması getirilmek istenmişti. Ancak madde iyi anlatılamadığı için 330 oy sınırın altında kalarak paketten düştü. İkincisi ise HSYK’nın oluşumuna dair Anayasanın 159. Maddesini düzenleyen paketin 22.maddesiydi. Bu madde yazılır iken HSYK’nın seçimle gelen üyelerinin seçiminde ‘tek oy’ sistemi  öngörülmüştü. Yeni oluşacak HSYK’nın çoğulcu yapıda oluşması için böyle bir önlem alınmıştı. Anayasa değişiklik teklifi ‘tek oy’a göre yapılmıştı. Anayasa Komisyonu’ndan geçen metinde ‘tek oy’ vardı. TBMM’nin kabul edip yasalaştırdığı metinde ‘tek oy’ vardı. Referanduma sunulan metinde tek oy vardı. Ancak paket referandum sürecinde iken ana muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davada ‘tek oy’un da iptalini istemişti. Tek oy sisteminin niçin getirildiği mahkeme üyelerine de anlatıldı. İptal edilmesin diye gayret gösterildi. Ama Anayasa Mahkemesi oy çokluğu ile ‘tek oy’ sistemini iptal etti. İptal günü Adalet Bakanı olarak şu açıklamayı yaptım: ‘Bizim öngördüğümüz modelde çoğulcu bir yapı vardı. İptalden sonra ortaya çıkan tablo çoğunlukçu bir yapıyı teşvik edecektir. Bu da orta ve uzun vadede diğerine göre daha sağlıksız bir yapıyı getirir. Mahkeme çoğulcu bir yapıyı iptal etti, çoğunlukçu bir yapının önünü açtı.’ Benim bu beyanım 7 Temmuz 2010 günü yapılmıştır. HSYK seçimlerinden tam 4 ay önce. HSYK oluşumunda herhangi bir grubun HSYK’da salt çoğunluk sağlamasını önlemek ve çoğulcu bir yapı inşa etmek için maddeye konulan sigorta Anayasa Mahkemesi eliyle devre dışı bırakılmıştır. O sigorta kalmış olsaydı büyük ihtimalle bugün bu konuları konuşuyor olmayacaktık.”

Sonrası malum. Her hakim ve savcının tek adaya tek oy verme sistemi yerine eski liste usulü kalınca, HSYK seçimi ideolojik gruplar arası nüfus sayımına döndü.  Yargıdaki en örgütlü yapı olan Kemalist YARSAV’ın listesine karşı, hükümet de vefat eden Adalet Bakanlığı müsteşarı Ahmet Karaman’ın organizasyonuyla kendine yakın muhafazakar milliyetçi grupları karşı listede birleştirmeye çalıştı. Ama günün sonunda, liste usulü seçimin kazananı diğer muhafazakar grupları ve hükümeti de aldatarak kendi adaylarına oy veren, başka kılıklarda listeye giren FETÖ’nün adayları oldu. Daha sonra FETÖ’nün YARSAV’ın da bir kısmını kontrol ettiği, onlardan da oy aldığı ortaya çıktı. 

Sadullah Ergin, Yargıtay’daki tanık ifadesinde çok eleştirilen bu HSYK seçimleri için şöyle diyor: 

“2014 HSYK seçimlerinde tehdit olarak FETÖ vardı ve o tehdide karşı Yargıda Birlik Platformu oluşturuldu. Bu platform içerisinde FETÖ’ye karşı olan gruplar yer aldı. 2014’teki platformu oluşturan bileşenlerden herhangi biri ileri tarihte bir suça bulaşıp, suç örgütü haline gelse, 2014’te oluşturulan platformun diğer bileşenleri bu suça ortak mı olacaktır. 2010 HSYK seçimlerinde tehdit algısı ise 2008’de AK Parti’ye kapatma davası açan-açtıran, 2009’da yeni bir kapatma davasının hazırlıklarını yapan ve yargısal aktivizmi, siyaset mühendisliği için kullanan bir gelenekti. “

Dokuz yıl sonra filmin sonunu bilerek olan bitene bakınca değerlendirme yapmanın adil olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.

Ama kesin olan bir şey var. Tarih başka türlü akabilirdi.

Emniyet’teki FETÖ yapılanması, iktidarı ve toplumu Ergenekon davalarına 2007 krizi ve kapatma davaları sayesinde ikna edebilmişti. 

Eğer bugün kimsenin mesele etmediği Cumhurbaşkanı’nın eşinin başörtüsüne takılıp, e-muhtıralardan 367 kararlarına kadar krizler çıkarılmasaydı, bugün yine kimsenin geri dönmesini savunmadığı başörtüsü yasağında ısrar edilmesiydi, hatta bu yüzden iktidar partisine kapatma davası açılmasaydı, iktidar da kendisini korumak için sertleşmeyebilir, FETÖ’nün davalarla tasfiye teklifine ikna olmayabilirdi.

Ama öyle olmadı. Hayatta kalma güdüsüyle iktidar da yargısal aktivizme teslim oldu, siyaset sertleşti, hukuk siyasallaştı, kutuplaşma arttı, yolun sonu 15 temmuz darbe girişimine  ve bugün yine yargısal aktivizmin siyaseti ve toplumu dizayn için kullanılmasına kadar çıktı.

Halbuki, Türkiye, 2007’deki krizden ders çıkarıp, sorunlarını yeni bir anayasayla da aşabilirdi. O gün anlamsız, önyargılı gerekçelerle yeni anayasaya karşı çıkanlar, bugün o hakların ve özgürlüklerin garanti altına alınmasına en çok ihtiyaç duyanlar haline geldiler. 

Tarihte kırılma anları tam olarak böyle oluyor. 

Toplumlar ellerine geçen fırsatları işte bazen böyle heba edebiliyorlar.





Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Alper Özkan 23 Eylül 2019 17:11
Sayın Oğur, Biz genellikle o fırsatları heba ettik. Anlamsız ön yargılı gerekçeler ve kısır çekişmelerle. Toplum yararını düşünen sağ duyulu bireylerin çoğalması dileğiyle. Saygılarımla,
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 23:24
kuzu suyu bulandirmasaydi alcak kurtlar darbe yapmazdi... ilginc bir tez:)
ali namlı 21 Eylül 2019 21:37
Oldukça uzun bir yazı olmuş,yine de sonuna kadar okudum . Böylece geçmişte parça parça yaşadıklarımızı bir bütün halinde ( kısmen de olsa ) tekrar görme imkanımız oldu ; haliyle insan daha gerçekçi ve sağduyulu olarak değerlendirebiliyor . Bu arada aşağıdaki güzel yorumları da okudum . Tabii çok değişik açılardan bakmak ve çok değişik düşünceler beyan etmek mümkün ancak yer yeterli değil .Sonuç olarak bizim gibi henüz demokrasiyi özümsememiş , seçen ile seçilenin karşılıklı menfaat peşinde koştuğu ,siyasi ahlaksızlığın hüküm sürdüğü toplumların doğal bir kaderidir !
Şahin 21 Eylül 2019 21:14
Ülkenin ve AKP'nin geldiği noktaya bakınca, belki kapatması daha iyi olurdu. Bunu neden düşünmüyorsunuz?
KARAR OKURUMürsel 21 Eylül 2019 19:51
Kemalist vesayet rejimi ve fetö ucubesi iktidarın kıvamını bozdu.Yazık.
nebliyem 21 Eylül 2019 16:06
Bugün ağzına demokrasi ve özgürlük lafını alma hakkı olmayan, vaktiyle 28 Şubatın besleyicisi şakşakçısı bir utanmaz parti var ki şimdilerde kalkmış herkesi kucaklamaktan bahsediyor.
OLMASI GEREKENE CEVAP 21 Eylül 2019 21:59
0
EFENİ 1 PARTİ SÖYLEMİN YANKIŞ AN AZ 5 PARTİ BİLİYORUA BİZ SİZE CEVAP VERİLMEZ AMA YİNEDE VVVVVVEEEERRRRRDDDİİİİMMMM
KARAR OKURU 25 Eylül 2019 09:58
0
nebliyem, takma kafay ! onları ne Kürtçe yasağı için, ne başörtüsü yasağı için ne de 80 yılda yaptıkları daha bir sürü hödüklük için utandıramazsın azizim, şecereleri böyle. Herkesi gerici, yobaz diye yaftalarlar ama özeleştiri nedir bilmezler. Yani yobazın daniskasıdırlar.
Okur 21 Eylül 2019 15:12
Cambaza bakmaktan ne zaman kurtulursunuz acaba?
kaan 21 Eylül 2019 14:02
Biri yapılması gereken işi yapmayıp,kaçırırsa''sen yapacağın,kazanacağın yerden gece geçesin'' ata sözü ile güzel açıklanır.Şeffaf olsak, konuşsak,arşivi açsak,yabancı devlet adamları gibi hatıralar yazılsa,bütün renkler konuşulsa......beyaz renkli sayfalarda yol alırız.Bunu yapmak çok mu zor?Halk,herkes istiyor.Eğer yapamazsak güzellikleri,mutlulukları,iyilikleri, gelişmeyi,teknolojiyi hep ıskalar, gece geçeriz.on yıl sonra yine aynı şeyleri konuşuruz.
Köroğlu 21 Eylül 2019 12:32
HSYK'nın çoğulcu değil de çoğunlukçu bir yapıya sahip olmasının sebebi 2010 Anayasasının ilgili maddesi değil CHP'nin AYM'ye yaptığı (anlamsız) itirazdır. O dönemde CHP sürekli hukukun bağımsızlığına, demokrasiye ve AB sürecine karşı son derece gerici bir tutum aldı (bkz 367) . Bununla da yüzleşmiyor. Çünkü temelde hala aynı tutumda. O yapılanların doğru olduğunu düşünüyor. "Doğru"yu bilen aydın(!) bir memur oligarşisinin bilinçsiz halkı(!) yönetmesi gerektiği fikri hala CHP'nin anafikridir.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 11:13
2010 referandumu öncesi oylamaya sunulacak maddelere itiraz ederek paslaşmaya giren ana muhalefet partisinin ("tek oy olayı") adını nedense vermemişsiniz. Bu garabete sebep olan CHP yi açıkça yazalım.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 11:03
Anayasaya uymadıktan sonra Anayasayı değiştirsen ne olacak? Mevcut Anayasa Md:38 açık ve net bir şekilde "işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz" diyor. Ama hakimler 2014 ve öncesinde yasal bir bankada hesabı var diye 2016 ve sonrasında vatandaşlarına hapis cezası verip aylarca hapis yatırıyor. Yetkililer dahil kimsenin umurunda değil.
Ehl-i İrfan 21 Eylül 2019 10:33
Bu yazının başına,"ben dahil günümüzün bütün müfrit, muhasım, muarrız muhaliflerine ithaf olunur"şeklinde bir giriş cümlesi,olaylardan ders ve ibret alma anlamında daha da anlamlı olabilirdi.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 20:00
0
Oğur'u hiç okumamışsın belli. O o zaman da adaleti hakkı savunurdu. Şimdi de öyle. Hiç senin gibi şak şakçı olmadı. Ben 2007' den beri takip ederim hep kitabın ortasından yazar anlayana...
KARAR OKURU 23 Eylül 2019 11:38
0
Bir lakaba bak bir de yoruma... Mevlana ne de güzel söylemiş; ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol.
Bedr 23 Eylül 2019 14:20
0
20:00 okura: Hak ve Adalet hepimize lazım, ama sormadan edemiyorum; Neden Demirtaş'a yapılan ikinci suni tutuklama ve o davadaki savcı ve hâkimin keyfî, hukuksuz davranışları hiçbir Karar yazarı tarafından ele alınmadı?
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 09:48
Yazili anayasasi olmayan ülkeler var! On numara özgürlükçü Anayasa yapsan ne olacak? iktidar istedigini istedigi gibi uyguluyor ise, uygulamada dedigim dedik ise, ne yazar Anayasa öyle olsa böyle olsa! Sanki o gün o Anayasa ćiksa ülke güllük gülistanlik, özgürlükler ülkesi olacak ve mutlu mesud yola revan olacaktik! Fazla romantik ve iktidari da sonraki edimlerinden bigünahlik tahtina oturtuyor dolayli olarak!
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 09:18
Sn. Oğur, .miş, .muş'ların hiç birisi olmadı bu ülkede. Ama 2017 anayasa değişikliği oldu. Hem de AKP eliyle. Özbudun anayasasını, anayasa hazırlama usulünü bilmeyen AKP, gönüllü olarak rafa kaldırdı. İsteseydi sonuna kadar giderdi. 2017 gibi berbat bir anayasayı bu ülkeye AKP getirdi. Mağdur edebiyatını geç artık. Asıl mağdur Türkiye'dir. İsteseydi Özbudun anayasasını 2017 geçirebilirdi.
Mustafa 21 Eylül 2019 09:17
Türkiye sorunlarını yeni bir anayasa değişikliği ile aştı zaten. İyiki parlamenter sistemle yönetilmiyoruz. Bu kadar darbeye karşı gelmek, eski tabirle yetkisiz yetkililer döneminde olsaydı mümkün olabilirmiydi? Fetö'nün 17/25 Aralık çıkışında eskiden olduğu gibi koalisyonlar dönemi olsa idi ne hale gelirdi bu ülke? Bir düşün kardeşim 15 temmuza gelmeden önceki süreci bir hatırlayın, Kılıçdaroğlu'nun fetö'nün kanallarına nasıl sahip çıktığını eğer koalisyonla yönetirse idik. Fetö ülkeyi yönetiyor olurdu şimdi. Her zaman tek başına iktidar olamazsınız. İşte bunun için bşk. Lık sistemine ihtiyaç
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 17:24
0
AKP değil CHP başta olsaydı FETÖ bu kadar büyüyebilir miydi? Önemli olan sistem değil değil, "kuvvetler ayrılığı ilkesi". Ne diyor yazar o zaman "tek oy" geçseydi HSYK'de heterojen bir yapı olurdu. Ne FETÖ olurdu ne de bugünkü gibi saçma sapan bir hukuk düzeni.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 09:04
bekri mustafa ayasofyaya imam oldu. siz duymadınız mı daha
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 09:03
Siyaset isine geldi zaman herkesi kulanir basi sikisinca Ben ben gormedim der tuyet o yuzden herkes yarar gordu surce dava adami oluyor yoksa Başk larnin koltu icin hampoluga gerrk yok bu yuzden saf ve masum duyhularmzi kulandrmayalim vatandas tuzak kuranlar biz tuzak kendilerni dusrelim
Karar Okuru 21 Eylül 2019 08:43
Artık bu konular ile vakit kaybının anlamı yok. Toplumsal çöküş adım adım geliyor
musto 21 Eylül 2019 08:23
Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur.Mağduriyet yaratılmaması için Muhtar, olamaz denilirken: Deniz Baykal,bunların yasaklarını kaldırmadı mı bunlar ne yaptı:Kalede açılan ilk gedikle aynı taktik gerginlik ve mağduriyet üzerinden yeni gedikler, açarak toplumun belli bir kesimini rahatsız etmeye devam ettiler.Amaçlarına hasıl oldular netice: Toplum huzura refaha erdimi yeni sistem sorunları çözdü mü.
musahhih 21 Eylül 2019 12:55
3
Musto onun doğrusu şu: Amaçlarına ulaştılar. Bunu, eskiden, maksat hasıl oldu, şeklinde söylerdik. Biraz zorlamayla, amaçları hasıl oldu ya da amaçlarına vasıl oldular, diyebiliriz. Ama “amaçlarına hasıl oldular” olmaz. :)
KARAR OKUYAN 21 Eylül 2019 14:56
1
Musahhih: amaç üzüm yemek olmalı, musto dövmek değil!
KAFKASYALI 25 Eylül 2019 10:16
0
musto diyor ki 367 haklı idi, demokrasi memokrasi vitrin, önemli olan 80 yıldır ülkenin kaymağını yiyenlere dokunulmasın, batının ayran budalası taklitçileri olan elit bürokrat takım ile sermayeyi kontrol eden oligarşik kapital ve beyaz Türkler, Kemalist ordunun korumasında, geri kalan %90’nın sırtından paraziter yaşamlarını sürdürsünler. Olur canım, görürsem söylerim !
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 07:49
Anlattıklarınız hikayeden ibarettir, tartışılacak konu bu gün Türkiye'de hukukun üstünlüğü sağlanmışmıdır? Yargı bağımsızlığı varmıdır? olmalıydı .... bu sorulara cevap verebiliyormusunuz.gerisi teferruattır.
Yıldıray bey hülasa "Halbuki, Türkiye, 2007’deki krizden ders çıkarıp, sorunlarını yeni bir anayasayla da aşabilirdi. O gün anlamsız, önyargılı gerekçelerle yeni anayasaya karşı çıkanlar, bugün o hakların ve özgürlüklerin garanti altına alınmasına en çok ihtiyaç duyanlar haline geldiler." Peki neden kavgaya, şüpheye, ithama, korkuya yatkınız! Akil adamlık ve kanaat önderliği kurumunu işgal edenler niteliksiz.Korku ve hesaplarımızın esir aldığı akıl, ruh ile marazipatolojik işler yapıyoruz. Şu anki patolojik cumhurbaşkanlığı sisteminin itici gücü bu hastalıklı halimiz. TOPLUMCA HASTAYIZ!
Efedamat 21 Eylül 2019 06:54
Her insan geriye baktığında bir çok şeyi keşke yapmasaydım diye hayıflanır. Bu hayıflanma kendisi ve ailesi ile sınırlıdır. Ama ülke yönetiminde söz sahibi olanlar ve olmak isteyenlerin keşkesi çok pahalı olur.bu ülke o keşkelerle neler kaybetti. Kürt meselesi başörtü meselesi. 411 el kaosa kaktı diye manşet atan hürriyet gazetesi bugün o ellerin borazanı. Sabih kanadoğlu anayasa mahkemesinin 367 kararı için ne düşünüyor. Cumhuriyet mitingleri.ordu göreve pankartları.o zamanlar adalet diyenler şimdi adaleti mumla aratıyorlar. Ama adalet bir gün herkese lazım olur sözü boşuna değil.
Karar Okuru 21 Eylül 2019 02:28
Türkiyeyi buraya getirmiş olanların mı özgür anayasa yapacak güldürmeyelim. Destek vermiş olduğunuz anlayış elde ettiği güç işe istediğini yapıyor. Şimdi gerçek yüzleri ortada sizde eleştiriyorsunuz ancak geçmişte yanlış olduğu ortaya çıkan öngörüler gibi yine yanılgı büyük. Bu anlayış hiçbir zaman gelişmiş bir toplum olacak anlayışta değil. Ülkeler sonuçta halklarının gelişmişliği ölçüsünde gelişir. Buradan fakirlik, cehalet ve bağnazlık dışında bir şey çıkmıyor.
Cidden mühim şahsiyet 21 Eylül 2019 20:03
0
Eleştirilerimizde kendimizi ayrı tutmayacak şekilde davranabilmek hassasiyeti göstererek çözümü kolaylaştırıriz kanaatindeyim Masum değiliz hiçbirimiz
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 02:25
AKP’nin kapatılmasına engel olan Haşim Kılıç şimdi “ Bunlar ne ahlak ne hukuk bıraktılar” diyor. Bu günü görmüş olsaydı herhalde oyu başka olurdu.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 02:24
Bu ülke, bu millet ne çektiyse meselelere hep ifrat tefrit boyutunda bakan insanlar yüzünden çekti. Bugün sorsan bu olumsuzluklar neden yaşandı diye; biri biz ta en başından uyarmıştık bu insanların iyi niyetli olmadığını (insanların kalbinin içini yarıp kötülüğü görenler) derler. Diğeri bugünün bütün olumsuzluklarının sebebini "bu kötü niyet okuyucular" olduğunu söyleyip kendilerini sütten çıkma ak kaşık olarak görenler. İki tarafında kendi açılarından kendilerinin hiçbir suçu yok. Suç mutedil(onlara göre dönek) insanlar ve karşı taraf.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 00:57
Sonunda gariban vatandaşlar işin ceremesini çekiyor. Fetö'nün yöneticileri yurtdışında hayatlarını yaşıyor. Reis ve ak parti Türkiye'de iktidarını sürdürüyor. İktidar, fetö yü önceleyip diğerlerini yanına çekmeye karar verince, ergenekon ve balyozda da her delil sahte, her iddia komplo oldu; yaşın yanında kurular da rahata erdi. Darbeyi ne önceden bilen, ne de desteklemiş olan binlerce kişi ise içeride.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 00:28
Yani 15 temmuza giden yolun taşlarını muhalefet, iktidar ve malum örgüt beraber döşemiş, cezasını ise büyük çoğunlukla darbe girişiminden haberdar olması imkansız ibadet katmanı çekiyor.
KARAR OKURU 21 Eylül 2019 00:10
Eski hatalardan ders çıkarmalıyız elbette. 2010 referandumundaki maddeler kötüydü, bir şekilde farklı maddelerin oylanması sağlanmalıydı. Eski maddeler yüksek yargıya çok güç veriyordu, bu antidemokratikti. Ama 2010 tasarısındaki HSYK ve AYM maddeleri de yürütmeye çok güç veriyordu, nitelikli çoğunluk aramıyordu, ve yeterince çoğulcu değildi. Aslında Kılıçdaroğlu da 2010 tasarısının yargıya dair maddeler haricini destekliyordu, bir fırsat vardı. Yapacak bir şey yok artık.
Karar Okuru 21 Eylül 2019 02:30
2
Ülkenin bir geleceği yok. Kendi yolunu bulmak gerek. Bir kaç nesil bu tahribatlar düzelmez. O zamana ülke kalır mı oda belli değil
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN