Muhalefeti ezmek
Muhalefet belediyelerini “silkelemek” artık iktidarın yargı eliyle uyguladığı temel seçim stratejisi haline geldi. Son olarak Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tüm ailesiyle gözaltına alınması, bu stratejinin yeni aşaması. Toplam gözaltı sayısı 59.
Soruşturulan konular arasında, yedi yıl önceki ilçe belediyesi işlemleri de varmış.
Nasıl hedef alanın yıllar öncesine kadar araştırıldığı açık.
Peki, CHP’ye geçmeden önceki AK Parti belediyelerinin işlemleri? Onlar hariç!
Akın Gürlek’in İstanbul Başsavcılığı dönemindeki bütün bilgi ve bilgi araştırmaları sadece CHP dönemiyle sınırlıydı. AK Parti sınırına gelince durmuştu.
BAKAN’IN RAKAMLARI
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “parti ayrımı yapmadıklarını” söyleyerek, Bakanlığının verdiği soruşma izinlerine dair rakamlar açıkladı: AK Partili Belediyeler hakkında verilen soruşma izni sayısı 591, CHP Belediyeler hakkında 321, MHP’li belediyeler hakkında 112... Diğerleri küçük partiler…
Bakan’ın verdiği rakamlar elbette doğrudur fakat kesinlikle yanıltıcıdır. İki sebepten:
- Basın yer almayacak kadar önemsiz küçük belediyeler hakkında soruşturma izni vermekle, mesela İBB ve İmamoğlu hakkında soruşturma izni vermek aynı olabilir mi?
Bütün belli başlı CHP belediyeleri hakkında yargı eliyle siyasi “silkeleme” yapılıyor.
İmamoğlu’nun kapısına sabah vakti polis timleri gönderildi. 106 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Soruşturmanın samimiyetine dünya inanmadı. Dövizi tutmak için Merkez Bankası bir haftada 9 milyar dolar harcadı.
- İkincisi, Sayın Bakan “2019’dan itibaren” diyor. Niye Bursa’ya gelince, eski ilçe beledilerine gidiliyor … Gazeteciler ve muhalif politikacılar hakkında on sene önceki tivitlerine gidiliyor da iktidarın elindeki İBB, ABB dahil büyük belediyeler aynı şekilde inceleme ve soruşturma konusu olmuyor? Aslında, belediyeler isimleriyle birlikte açıklanmalı ki partizanlık yapılıp yapılmadığı “ağırlık”la görülsün, “sayısal” yanılsama olmasın.
NİYE YASALAŞMADI?
İktidar yolsuzlukla mücadele etmiyor, yolsuzluk iddialarını muhalefeti “silkelemek” için kullanıyor. Nitekim iktidar on beş yıldır siyasi etik yasasını çıkarmıyor.
Cemil Çiçek, Meclis Başkanlığı döneminde, 23 Nisan 2012 tarihinde Meclis’te temsil edilen dört partiye resmen mektup göndererek, “siyasette açık, dürüst ve hesap verebilir bir anlayışın yerleşmesi için” Siyasi Etik Komisyonu kurulmasını ve kanun taslağı hazırlanmasını istemişti.
İnisiyatifin iktidardan değil, Cemil Çiçek gibi bir devlet adamından gelmesi ve tüm partileri harekete geçmeye çağırması önemlidir.
AK Parti’den Köksal Toptan, CHP’den Oktay Ekşi, MHP’den Sümer Oral, BDP’den Adil Kurt tarafından komisyon kurulmuş, altı ay çalışarak yasa taslağını hazırlanmıştı.
Soru şu: Niye yasalaşmadı?
2016 yılında Başbakan Ahmet Davutoğlu, “vizesiz Avrupa” yolunu da açmak için, benzer bir taslak hazırlattırmış, Genel Başkan Yardımcısı hukukçu Ayhan Sefer Üstün’e koordinasyon görevi vermiş, Üstün parlamentoda takip ederek komisyondan geçip Meclis Genel Kurulu’na gelmesini sağlamış fakat orada tıkanmıştı!
Soru yine aynı: Niye yasalaşmadı?
Vizesiz Avrupa yolunu açık için bile gerektiği halde?..
GÜVEN SORUNU
Yolsuzluk Algı Endeksinde 2012 yılında 174 ülke arasında 54. sırada yer alan ve Doğu Avrupa ülkelerinden daha iyi durumda bulunan Türkiye, yıldan yıla adım adım inerek 10 Şubat 2026 raporunda 182 ülke arasında 124. sıraya düştü!
Son belediye operasyonları hakkında Avrupa Konseyi’nin 2025 İlerleme Raporu’nda şu satırlar yer alıyor:
“Büyükşehirlerde ve ilçelerde muhalif partilerden seçilmiş belediye başkanlarına karşı üst düzey yolsuzluk davaları açılırken, büyük şehirlerde hâlihazırda veya önceden iktidar partisinden seçilmiş yetkililere karşı hiçbir soruşturma açılmamıştır. Söz konusu seçici soruşturmalar/kovuşturmalar, yetkili makamların yolsuzlukla mücadeledeki etkililiği hususunda güven vermemektedir.” (Brüksel, 4 Kasım 2025)
Ekonominin bir türlü düzelemeyişinin de temelinde bu “güven vermeme” sorunu var.
Yolsuzlukla mücadele ahlaken olduğu gibi, ekonomik rasyonelleşme için de zorunludur fakat samimi ve objektif olmak şartıyla.
Partizanlık Türkiye’nin ayak bağlarından biridir; hiç unutmayalım.
