Back To Top
“Danimarkalı Gelin” neden tutuklandı?

“Danimarkalı Gelin” neden tutuklandı?

- A +

80’li yılları sonları, 90’lı yılların başlarında Türkiye’de dindarların hayatına Beyaz ya da Milli Sinema denen akımın filmleri girmişti.

Minyeli Abdullah, Yalnız Değilsiniz, Sonsuza Yürümek, Bize Nasıl Kıydınız?, Sürgün, Kelebekler Sonsuza Uçar, İskilipli Atıf Hoca, Çizme, Reis Bey...

Fimleri izlemek için dindarlar akın akın sinema salonlarına, çoğu sinemalarda gösterilmediği için de okullar ve vakıflardaki gösterimlere gidiyor, filmlerin kasetleri elden ele dolaşıyordu.

İslami uyanış, alternatif tarih, tebliğ, başörtüsü mücadelesi gibi konuları olan o filmlerin en unutulmazlarından biriydi Danimarkalı Gelin.

Televizyon filmi olarak çekilmiş, defalarca gösterilmiş, kasetleri her eve girmişti.

Film laik bir Türk genciyle evlenen Danimarkalı bir kızın, eşinin ricasıyla formalite icabı geçtiği İslam’ı gerçekten öğrenmeye çalışması ve sonunda da başını örtmesiyle laik eşi ve çevresiyle yaşadığı çatışmaları anlatıyordu.

Filmin katarsis sahnelerinden birini izleyenler muhakkak hatırlayacaktır.

Artık başını örtmüş Danimarkalı Gelin, durakta otobüs beklemektedir. Onu gören iki yaşlı laik teyze aralarında onu ayıplayan ve küçümseyen sözler söylerler. Bu arada durağa yaklaşan bir turist bu iki teyzeye İngilizce bir şeyler sorar. Teyzeler afallar, cevap veremez. Danimarkalı gelin mükemmel İngilizcesiyle araya girer ve turistlere yolu tarif eder. İki teyze de çok bozulur.

90’ların ezilen, horlanan dindar kitlelerini laikler karşısında böyle sahnelerle heyecanlandıran sarışın, mavi gözlü Müslüman Danimarkalı Gelin’i filmde devrin en ünlü mankenlerinden Serap Akıncıoğlu oynamıştı.

Akıncıoğlu’nun hikayesi de Danimarkalı Gelin’e benzemiş, ünlü manken filmin ardından başını örtüp, podyumlardan ve setlerden çekilmişti.

Aynı tarihlerde onunla birlikte Türkiye Güzeli seçilen ünlü mankenler Gülay Pınarbaşı ve Didem Ürer de tesettüre girerek, podyumlardan çekildiler.

Tesettüre giren üç ünlü manken Refah Partisi toplantılarına gidip gelmeye başladılar. Milletvekili adaylığı bile gündeme gelen Gülay Pınarbaşı, Erbakan’ın da katıldığı bir salon toplantısında partiye katılmış burada yaptığı konuşmada “Allah’ın ipine sıkı sıkıya sarılın kurtuluş bu yoldadır, aranızda olmaktan gurur duyuyorum” demişti.

Daha sonra Serap Akıncıoğlu Yeni Asya’da, Gülay Pınarbaşı ise Milli Gazete’de yazmaya başladı. Uzun yıllar boyunca bu gazetelerde yazdılar, başörtüleriyle İslami bir hayat yaşamaya devam ettiler. Konferanslara, toplantılara katıldılar.

Üç ismin hidayet hikayesinin bir ortak özelliği daha vardı.

Üçü de Adnan Oktar’ın müridleriydi. Onun sayesinde bu yola girmişlerdi.

Son operasyona kadar da Adnan Oktar’ın çevresinde kalmaya devam ettiler. Gülay Pınarbaşı ve Serap Akıncıoğlu başörtüleriyle Adnan Oktar’ın en son “hanım arkadaşları”na verdiği yemekte de masadaydı. Twitter hesaplarına bakılırsa son ana kadar A-9 kanalında Oktar’ın katıldığı programların tanıtımlarını yaptılar.

Son ana kadar çünkü geçen haftaki operasyondan sonra Adnan Oktar ile birlikte tutuklanan 168 kişi arasında Didem Ürer ile birlikte Danimarkalı Gelin Serap Akıncıoğlu da var. Gülay Pınarbaşı ile ilgili herhangi bir gözaltı işlemi ise yapılmadı.

Peki neyle suçlanıyorlar?

Aslında Türkiye bir haftadır bütün ayrıntılarıyla bu suçlamaları okuyor ve izliyor. Çünkü Adnan Oktar ve 234 kişi için bir haftadır masumiyet karinesi ilkesi rafa alınmış durumda.

Cevap hakkı yok, sanıklar ne demiş kimsenin umurunda değil. 

Çünkü karşımızda İmam-ı Azam’dan bahsettikten beş dakika sonra göbek atılan programlar yapan, tutuklanmalarını “İngiliz Derin Devleti”ne bağlayan tuhaf, düşmanı çok, seveni az bir yapı var.

Operasyon, muhafazakarlar için dini çarpıtan bir sapık bir gruptan kurtulmak, laikler için genel tarikat ve cemaat düşmanlığına bir vesile.

Herkes suçlamaların içeriğine ve delillere bakmadan, bu 234 kişi kimdir demeden, devlete böyle bir yetki vermenin olası sonuçlarını düşünmeden devletin “tuhaf ve sapık bir grubu” tasfiye etmesinden son derece memnun. En ciddi eleştiri ise bu gruba dokunmakta neden geç kalındığı.

Aslında devlet çok da geç kalmış sayılmaz.

Bu Adnan Oktar ve grubuna yönelik 40 yılı aşkın tarihlerindeki dördüncü tutuklama dalgası.

İlk tutuklamanın tarihi 1986’ydı.

Daha o günlerde gazetelerin “Zengin aile çocuklarını İslami Felsefe altında toplamasıyla adını duyuran” diye tanıtılan Adnan Hoca, 1986 Haziran’ında Bulvar gazetesinde verdiği bir röportajda “Türk milleti değil, İslam milleti vardır” dediği için “Atatürk milliyetçiliği zayıflatıcı propaganda ve ümmetçilik yapmak” suçlamasıyla DGM tarafından tutuklanmış, gazete hakkında da toplatma kararı verilmişti.

DGM, Oktar’ı “Ümmetçilik propagandası yapmak suçlamasında cezai ehliyeti olup olmadığını tespit için” akıl hastanesine gönderdi.

Onu muayene eden doktor Sefa Saygılı’nın teşhisi “Toplumda zaman zaman sansasyonlara neden olan mistik hezayanlı paranoya vakası”ydı. Raporun içeriğine bakınca doktorun paranoya dediği de aslında Adnan Oktar’ın kendini “Mehdi” zannetmesiydi.

Aslında bu grubun 40 yıllık hikayesinin özü bu.

Mehdi olduğu düşünülen bir hoca ve onun etrafına toplandığı, ona inanan varlıklı ailelerin çocukları, güzel kızlar ve yakışıklı erkekler. İçişleri Bakanı’nın yeğeninden, kudretli paşaların çocuklarına, milyoner ailelerin veliahtlarına kadar uzanan bu grup, siyasete, devlet işlerine de gücü nispetince el atmış, etkinliğini artırmak, muarızlarını sindirmek için bu gücü ve parayı kullanmıştı.

80’lerde her dindar ailenin evine girmiş Masonluk-Yahudilik kitaplarıyla popüler olurken de, 1990’larda dindar kadın ve erkek mankenlerle Refah Partisi’ni desteklerken de, 94 yerel seçimlerinde Erdoğan’ın kampanyası için çalışırken de, Bilim ve Araştırma Vakfı adıyla yaptıkları toplantı ve yemeklere siyasetçiler ve ünlüler akın ederken de, okullarda Evrim karşıtı sergiler açarlarken de, Gezi olayları sırasında Twitter’da anti-gezi propagandanın başını çekip herkes tarafından RT edilirken, yazıları muhafazakar gazetelerde çıkarken de, 17/25 Aralık’tan sonra anti-paralel yayınları yaparlarken, seçimlerde hararetle Cumhur İttifakı’nı desteklerken de aynı inanca ve örgütlenmeye sahip gruptular.

Sadece son zamanlarda Adnan Oktar, Kuran’daki örtünme ayetini sadece cinsel organın ve göğüslerin örtülmesi olarak yorumladı ve 2013’ten sonra ekranlardaki “aşkım, sevgilimli” hitaplarla başlayan, dekolteden, dansöz oynatmaya varan işler başladı.

Ama bunun bile üzerinden beş yıl geçti. Soruşturmanın üzerine kurulduğu müştekilerin ifadelerinin en eskisinin 2018 yılı Mayıs ayında olduğu düşünülünce, neden devlet dokunmakta geç kaldı sorusuna olmasa da ne oldu da bunca yıldır sorun olmayan, şimdi sorun oldu sorusuna bir cevap bulmak gerek.

O sorunun cevabına soruşturma evrakından bakalım.

Geçen hafta polisin gözaltı dalgasının başladığı ilk gün Emniyet’ten bütün medyaya yapılan açıklamaya göre Adnan Oktar ve grubu hakkında 31 ayrı suçlama vardı. Kaçakçılıktan, terör yasasına muhalefete kadar uzanan bu 31 ağır suçlama içinde en dikkat çekici olanı ise “siyasi ve askeri casusluk”tu.

Ertesi günden itibaren dünkü tutuklama kararına kadar, gazetelerde ve televizyonlarda bu casusluk suçlamasıyla ilgili yüzlerce iddia ortaya atıldı. Daha bir kaç ay öncesine kadar çalgılı, danslı programlarıyla dalga geçilen Adnan Oktar ve kedicikleri meğerse Mossad bağlantılı çıkmıştı.

İsrail’e bilgi sızdırmış, FETÖ ile işbirliği yapmışlardı. Hatta Oktar Babuna’nın kemik iliği kampanyası da DNA’larımızı yurtdışına göndermek için bir komploydu.

Ama bir hafta sonra mahkemenin tutuklama kararında aralarında siyasi ve askeri casusluğun da olduğu 25 suçlama ortadan kayboldu ve bütün bu haberler de bir anda çöp oluverdi.

(Soruşturmayı yürütenler casusluktan kastını ise Hürriyet’teki haberden okuyalım:

“Casusluk faaliyetinin nasıl yürütüldüğünü sorduğumuz yetkili şöyle cevap veriyor: “Diyelim ki Türkiye arasında bir sorun var. İsrailliler talimat veriyor: ‘Bununla ilgili bir kamuoyu oluştur...’ Sosyal medya zaten ellerinde. Sosyal medyacılara etek dolusu para ödüyorlar. Dergilere, gazetelere istediklerini yazdırıyorlar. Yurtdışında rahip, haham gibi din adamları üzerinde etkileri var. Bir şekilde İsrail’den gelen talimat doğrultusunda o algıya hizmet ediyorlar. Bu da bir casusluk türü.”

Elinin altında Yahudi lobisi, ona bağlı medya, şirketler olan İsrail’in Türkiye’de Adnan Oktar ve kediciklerle iş tutarak algı yapmaya çalışması bu suçlamayı dikkate almayan hakime de tuhaf gelmiş olmalı.)

Gözaltına alınan 235 kişiden aralarında Adnan Oktar’ın da olduğu 168 kişi hakkında verilen tutuklama kararı ise altı suçlamaya dayanıyor.

Bu altı suçlama tamamı gruptan daha önce ayrılmış, dosyada müşteki olarak bulunan isimlerin ifadelerine dayanan suçlamalar; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, çocuğun cinsel istismarı, şantaj, nitelikli cinsel saldırı, malvarlığını yurtdışına kaçırmak, kişiyi hürriyetten yoksun bırakmak.”

Savcılığın tutuklama müzekkeresinin ilk paragrafında ise bu suçlamalar dışında daha “ağır” suçlara yer verilmiş:

“Örgütten daha önce ayrılan şahısları ve mağdurların beyanları ile örgüt hakkında yapılan ihbarların içeriklerinden elden edilen bilgilere göre; elebaşı Adnan Oktar’ın koşulsuz liderliğinde faaliyet gösteren örgütte, Adnan Oktar’a mehdilik kavramı üzerinden kutsiyet algısı oluşturmak amacıyla Kuran-ı Kerim’den çarpıtma yorumlarla kendisinin sözde Mehdiliğine delil olarak gösterdiği alıntılar yapılmak suretiyle örgüte kazandırılmak istenen şahısların zihinlerinin yıkandığı, bu sayede ailelerinden koparılarak örgüte kazandırılan şahıslara örgüt lider Adnan Oktar’a koşulsuz itaat edilmesi konusunda da mehdilik kavramı üzerinden empoze edildiği, örgüt lideri Adnan Oktar’ın örgüte katılımı özendirmek, sözde cemaatinin milli ve manevi değerleri koruduğu algısını oluşturmak amacıyla, A-9 televizyon kanalında örgüt mensuplarıyla birlikte genel ahlaka ve insan haysiyetine aykırı şekilde ancak din kisvesi altında yaptığı programlarda çelişkili açıklamalara yer verdiği, hatta kamuoyunun dikkatini çekmek için örgüt elemanı avukatlarının pianist Fazıl Say hakkında milli değerleri aşağıladığı iddiasıyla kamu davası açılmasını sağlayıp davayı takip ettikleri, örgüt mensuplarınca eş zamanlı olarak örgüt liderinin talimatlarıyla sosyal medya üzerinden milli ve manevi değerlerin koruyucu oldukların görünümü veren paylaşımlarla kamuoyunu yönlendikleri, aynı yöntemi örgütten ayrılan kişileri kamuoyunda iftiralarla kararlamak ve itibarsızlaştırmak amacıyla da kullandıkları anlaşılmaktadır.”

Peki bu uzun paragraftaki suç ne? Birinin kendisini Mehdi ilan etmesi mi? Sahte Mehdi’ye inanmak mı? Zihinleri yıkamak? Kuran’ı çarpıtmak?  Din kisvesi altında çelişkili açıklamalar yapmak mı? Milli ve manevi değerleri koruduğu algısını yaratmak mı?  Bir savcının görevi bunları soruşturmak olabilir mi?

Ya da Fazıl Say’a kamu davası açılmasını sağlamak mı? Ki bu suçsa esas suçlu kamu davasını açan savcı olmalı.

Ayrıca buradaki suçlamaların yapılmayacağı dini cemaat, grup bulmak da zor olabilir.

Müzekkerede Adnan Oktar grubuyla FETÖ arasında bulunan benzerlik ise Adnan Hocacılarda da “imamlar” olması, ve “dini duyguların sömürülmesi suretiyle şahısları ailelerinden koparıp onlardan himmet, infak ve ecir almaları.” Buradan da bütün cemaatler FETÖ’ye benzetilebilir.

Yine müzekkereye göre örgütün silahlı örgüt olduğunun delili ise şu; “Sahte kuyumculuk ve sözde can güvenliği kisvesi altında örgüt üyelerini silahlandırdığı, hatta bu kapsamda Şüpheli M.S. usuli işlemlerini yapmaya gelen polis memurlarına öldürmeye yönelik ateş ettiği, bu yönüyle de örgütün silahlı suç örgütü olduğu anlaşılmıştır.”

Müzekkerede tutuklanmalara sebep olan cinsel saldırı, istismar, şantaj ve hürriyetten alı koyma suçlamaları ise dört müşteki ve iki tanığın ifadelerine dayandırılmış. Bu isimler daha önce bu yapı içinde bulunmuş kişiler. Bunların ifadelerinin Mayıs 2018’de alınması, soruşturmanın iki yıllık olduğu iddiasını desteklemiyor.

Gruptan çeşitli sebeplerle ayrılmış kişilerin husumet içerebilecek ifadelerinin gerçekliğiyle ilgili soruşturma dosyasında şimdilik bir delil görünmüyor. Bu kadar kısa zamanda bu iddiaların nasıl ispatlanıp, soruşturmanın bunun üzerine kurulduğu da başka bir soru.

Bu iddialara göre grupta turnike adı verilen bir sistem var. Gruptaki kadınlar gruptaki erkekler tarafından ayartılıyor, cinsel istismar ediliyor, kapalı tutuluyor, onlara ilaç veriliyor  görüntüleniyor ve bu görüntülerle onlara şantaj yapılarak grup içine kalmaları sağlanıyor.

Handmaid’s Tale dizisini andıran bu iddialar grup hakkındaki 1991 ve 1999 soruşturmalarında da benzer ifadelerle dile getirilmiş ama sonuçta mahkeme Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında beraat kararı vermişti.

Bu iddialarla ilgili akla gelen sorularsa şöyle; Gruptaki kadınlar şantajla orada tutuluyorsa, neden 1999 soruşturmasından sonra gruptan ayrılmadılar? Neden bu son soruşturmayı fırsat bilip, itirafçı olmadılar? Ve tabii eğer kadınlar mağdursa neden neredeyse hepsi tutuklandı?

Ayrıca bu iddiaların merkezinde yer alan ifadenin sahibi olan C.Ö’nün uzun yıllar grup içinde yer aldığı, tv yayınlarına çıktığı, hatta bir yıl önce Vice News’ın grupla ilgili yaptığı haberde Adnan Oktar’ı öven konuşmalar yaptığı düşünüldüğünde neden bunca zaman bunlara katlanıp, sessiz kaldığı gibi sorular akla geliyor.

Ayrıca grubun erkek ve kadın üye profiline bakıldığında, çoğunluğu varlıklı ailelerden gelen eğitimli insanlar olduğu görülüyor. Yani iddianamedeki gibi bu grupta yer almalarını ve herkese tuhaf gelen şeyleri yapmalarını “kandırılma, beyni yıkanma, ailesinden koparılma, cinsel istismar, şantaj”la açıklamak zor.

Bu bağlılık daha çok Adnan Oktar’ın Mehdi olduğuna inanmalarıyla ilgili.

Çoğunluğu İslam’ı Adnan Oktar üzerinden tanımış insanlar.

A-9 tvdeki programlara bakınca “kedicik”lerin kalbürüstü bir dini bilgileri olduğu, bazılarının hafız olduğu, beş vakit namaz kıldıkları anlaşılıyor.

Mehdi olduğunu düşündükleri Adnan Hoca’nın örtünme ayetiyle ilgili yorumunu kabul etmeleri, Mehdiyeti temsil eden bir grup olarak İslam’ın modern yüzünü dünyaya göstermek motivasyonuyla bu şekillere girmeleri çok tuhaf değil.

Yine Mehdiliklerinin evrensel kabulünü göstermek için Yahudilerle yakın fotoğraf verdikleri anlaşılıyor. Ki birlikte göründükleri Yahudiler de Mehdiyete inanan Yahudiler.

Yani komplo teorileri, ağır iddialar dışında da olan bitenlerin bir açıklaması olabilir. Ayrıca ceza kanununda sahte mehdiye inanmak diye bir suç da yok.

Tabii ki böyle ağır bir motivasyonu olan grupta suçlar işlenmiş olabilir, bu grubun düşman bellediği kişilere karşı bazen istihbari ve bazen hukuki yöntemler kullandığı biliniyor, mağdurların ifadeleri dışında da deliller bularak kolluğun bu suçları soruşturması doğru.

Ama bunu bir linçe çevirmeden, beyinleri yıkananlar, dini istismar gibi savcılığın konusu olmayan alanlara girmeden yapmak gerekir. Tabii “kedicik” denen kadınların da insan ve vatandaş olduğunu, onların da hukuki hakları olduğunu, onlardan birinin bir zamanların Danimarkalı Gelin’i olduğunu da hatırlayarak...

Tabii bir de hoşumuza gitmeyen, fikirlerini, yaptıklarını sevmediğimiz insanların, grupların devlet tarafından tasfiye edilmesinden duyulan bu aşırı memnuniyetin yarın bir gün o vizenin verildiği devletin sizin kapınızı çalmasına neden olabileceğini de unutmadan...

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 24 Temmuz 2018 02:08
Çok güzel özetlemişsiniz. Tesekkurler. Aydinlattiniz bizi.Belgelerle kanıtlanmamış iddialar anayasamıza göre suç olarak kabul edilemez.
Yunus Bey 23 Temmuz 2018 16:41
Anayasamızın en temel maddelerinden biri "masumiyet karinesi"dir. Hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı olmadıkça "herkes masumdur". Yıldıray Bey'in bu yazısı oldukça vicdanlı, soğukkanlı ve akılcı bir yazı olmuş. Suç varsa, delilleri de varsa ortaya konur mahkeme de kararını verir. Suç yok ama sırf yaşam tarzı ve Kuran'ı yorumlama tarzı farklı diye kimse kimseye ağır hakaret edemez ve nefretini kusamaz. Türkiye Cumhuriyeti laik bir hukuk devletidir. Devletimiz er ya da geç gerçekler neyse ortaya çıkaracaktır.
KARAR OKURU 23 Temmuz 2018 10:20
Tebrikler iyi analiz ve vicdan hepsi bu. Yıldıray bey sizi diğerlerinden ayıran özelliğiniz vicdanlı yaklaşımınız olmuş. Tekrar tebrik ederim.
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 21:22
Bu yazıdan sonra üst akıl Türk medyası üzerinde baskı mı uyguluyor? Sorusu aklıma geldi. Çünkü burada anlatılanlara medyanın tek kalemden çıkmış haberleri taban tabana zıt. Medya, kamera odasındaki sokakların görüntülerini gösteren kamera görüntülerini bile müstehcen görüntüler bu kameralarla çekildi diye haber yaptı. Tabi haberi sunarken kamera odasındaki görüntülerin sokakları gösterdiğinin farkıma varamayak kadar üst akıllanmışlar Üstakıllılanmışlılar sizi :)
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 20:55
Böyle tek elden yönetilmeyen yazar da varmış tebrik ederim alma mazlumun ahını mazlumun ALLAH'I VAR GÖRECEKSİNİZ
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 20:25
Teşekkürler
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 23:56
1
Tüm yazilari gibi kaliteli insafli adil hukuka ve vicdana uygun enfes bir yazi. Vee tebrikler.
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 18:14
Teşekkürler gerçekten etraflıca düşünülmüş ve kaleme alınmış bir yazı..
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 17:00
Açıkçası şaşırdım böyle tarafsız bir yazı kaleme almanıza. Linçe devam eden medyada böyle sesler olması çok sevindirici. Tebrik ederim.
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 15:48
Güzel yorumlar yapılmış, basın bir linç kampanyası yapıyor. Adalet herkese lazım. Türkiye laik bir devlet tir.
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 15:28
Süper bir yazı olmuş. Bu algı operasyonunu kim yönetiyor sorusu akla geliyor. Darwinistler mi? Anarşist komünistler mi? pkk mı? İngiliz Derin devleti mi? Ve şunlarada bakılmalı. Nevil Jhones kimdir? Jhon Woodcok kimdir? Ed Hüseyin kimdir? Bu kişileri Türkiyede kimler ağırlamış eşlik etmiştir. Bakın lütfen. Çok ilginç sonuçlar göreceksiniz.
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 16:55
2
bırakın bu ingiliz komplosu laflarını. adamların işi yok da oktara mı operasyon çektirecekler. yeter artık bu komplolar
Rüstem Kahraman 22 Temmuz 2018 15:09
Tarafsız bir yazı yazdığınız için öncelikle sizi tebrik ederim. Mahkeme aşamasında olan bir davanın sanıkları hakkında herkes tarafsız olmalıdır, çünkü anayasanın 38/4 maddesine göre hüküm giymemiş yani suçu ispat edilmemiş herkes masumdur ve böyle kişilere suç isnad etmek suçtur. 11 Temmuz da yapılan operasyonla birlikte gerek medya da gerek basın da kullanılan suç örgütü ifadeleri anayasayı ihlaldir. Eğer Adnan Oktar ve arkadaşları bu davadan beraat ederlerse iftira atan kişi ve kurumlar hakkında karşı dava açma hakları vardır, bu durumda m
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 14:50
Tarafsız bir yazı olmuş . Adaletli ve hakkaniyetli yazmışsınız .Tebrik ediyorum .Her zaman adalet yapmak lazım . Kimseye suçu ispat edilmeden kötü söz ve kötü davranışta bulunmak doğru değil . Suç unsuru olan bir şey var mı ? Bu suça delil var mı bakmak lazım.
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 13:26
Ben bu guruptan haz etmiyorun ama yaşananlar bir oyunun döndüğünü gösterir gibi.
Hakkaniyet 22 Temmuz 2018 12:40
Bir topluma olan kininiz sizi adaletten men etmesin... A.O grubu hoşuma gitmesede haberlerde bir vicdansızlık sezinliyordum, insaflı ve hakkaniyetli bi yazı olmuş gerçekten...
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 12:11
Hakkaniyetli bir yazı olmuş... tebrik ederim
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 12:03
Söylemek istediğim tek şey var, tarafsız ve çok analiz edilerek yazılmış bir makale. Bu da demektir ki, Türkiye'de hala aklı selim köşe yazarları basın üyeleri var. Allah'a şükürler olsun. İftira atmadan gerçekleri yazmaya emek vermiş. Tebrik ediyorum
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 11:31
Harika tarafsız bir yazı kaleminize sağlık
Akrep Sokmaz 22 Temmuz 2018 11:15
Gürültü çok çıkıyor sonra unutuluyor. Sonra tekrar aynı gürültüler çıkıyor ve yine unutuluyor. Yıllar böyle geçiyor bu ülkede. Şu sıralar mehdinin geldi yada gelmek üzere olduğuna inanan gruplar çok fazla. Bence iman esası olmayan bir konunun bu kadar öne çıkması sorgulanmalı. Hem itikadi hem sosyal ve psikolojik olarak.
KARAR OKURU 24 Temmuz 2018 02:57
0
Sana sorgulama diyen yok kardeşim, şahid olmadığın veya hoşlanmadığın mesele hakkında sadece makeme kararını bekle ve nefret yayma
M.Güneş 22 Temmuz 2018 03:38
Güzel bir yazı olmuş. Linç etme, kötüleme, algı oluşturma peşinde olan medya bu makaleyi okusun ve utansın.
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 00:19
Hay saglik mubarek adam.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 18:59
Devletin çivisi çıkmış çakmak lazım
Yılmaz 21 Temmuz 2018 18:01
Yıldıray Bey, yazınız güzel, farklı noktalara değinmiş ama eleştirdiğiniz konulardan kimi sorumlu tuttuğunuzu anlayamadım. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, hatta Osmanlı’nın son dönemini de dahil edebiliriz, bir omurga geliştirememiş hukuk sisteminin, eğitiminin ve bizzat hukukçularının kendilerinin yirmi yıllık Ak parti iktidari döneminde düzelmesi gerektiğini düşündüren nedir?
yolcu 21 Temmuz 2018 14:03
sayin Oğur. yazdiklariniz ve doğrulariniz ,doğru ve adaleti savunma biciminizle bu toplumda yalnizlari oynayacaginiz aciktir. bu ulkenin yasalarina aykiri olmayan davranislarin toplum muhendisligi ile suc ilan edileli cok uzun zaman oldu. bosa kurel cekmeyiniz lutfen. bu aradaafnana oktar ve gurubu benim inancima gore sapkindir ve gunah islemektedir. ancak islam dinine gore haram olan bazi seyler yasalara gore henuz suc degildir.ozeĺikle inanma biciminin suc olmamasi da gerekir.cunku iman edip egmemek ve kurani yasayip yasamamaya karar vermek cuzi iradeye aittir.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 13:40
başta baş papaz ve mankurtları olmak üzere ne kadar münafık yapılanma varsa üzerine gidilmeli inlerine girilmeli, nasıl mı anlıcaz? lider olarak gördüğü, hapşuruğuna sahip çıkamayan zatı tanrının yeryüzünde ki temsilcisi olduğu söyleminde bulunanların , buna inan gerizekalıların alayı gözetim altına alınmalı.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 19:28
0
Bas papaz diyerek Hristiyan din adamlarina hakaret etmeyin. Bu kadar seviyesiz olmayin. Hakaret etmeden goruslerinizi ifade etmekten aciz misiniz.
D 21 Temmuz 2018 12:43
Kardeşim devletin dini değil adaleti olur.Neyse partiler oy için cemaatlere ses.cikarmiyor peki devlet ve diyanet ne yapıyor.Saglik ve adalet bakanlığı bizim diyor cemaatçi bir diğer radikal grup milli eğitim. bizde peki devletini seven cami cemaati ne yapsin
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 22:21
1
Devletin dini yoksa diyanet ne diye duruyor. Demek ki devletimizin dini var.
Delidumrul 23 Temmuz 2018 16:46
0
Devletin dini düne kadar islamiyete düşman bir fanatik laiklikken , göğe bakıp ıslık çalıyordunuz ama...
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 12:38
Realite: gazzede patlayan bombalar
D 21 Temmuz 2018 12:37
Cemaat söylemi doğru ama tarikat günümüzde şu esat hocanın grubu dışında raslamadım..Tarikat siyasallasiyorsa ticarethaneye dönüyorsa ve dunyevilesiyorsa cemaat olur ki devlet için zararlı hale gelir.Simdi bakanlık verilmesi bir çorbacı cemaat üyeleri ne yapar veya senin yurdun yanlış yapılmış dese ne olur.Dinde olmayan kutsalları şeyhler uyduruyor.Sakin Allah tan başkasının önünde eğilmeyen diyen peygamberi dinlemeyen derviş çorbacı şeyhinin karşısına eğilerek gidiyor
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 12:37
Bu goruntulerdeki hahamlar dünyada her Mesihim, Mehdiyim, beklenen zatım diyeni şiddetle merak eden. Bu konuda her hıyarim var diyene tuz alıp koşan bir tuhaf ekiptir. Mesih beklentileri bu denli çılgınlık düzeyine varmakla beraber onlar bile AO nun boş adam olduğuna kanaat getirmişlerdir diye tahmin ediyorum. Mesihlik konusunda bu cilgin umut ve bekleyislerine ragmen onların bile göz ardı edemeyeceği temel kriterleri vardır. Mossadin onlardan istediği rapora büyük ihtimal ile bu adam mesih olamaz diye yazmislardir. Mossad da gülmüş ve "yok bir de olacaktı! Bizim düm
09.41KARAR OKUYUCUSU Şu an hapiste olup olmadığını bilmiyorum ama o dönemde ağır psilojik baskı ve sık sık yapılan atalardan dolayı mesleğinin baharındayken mesleğini gerek istifa gerekse emekli olmak zorunda kalarak psikolojij ve maddi sıkıntılarla hayatını devam ettiren askeri personel (subay,astsubay,uzman erbaş ve askeri öğrenci) tanıyorum.Ben de bu personelen biryim.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 12:17
Mehdi hakkında (revize) rivayetler: Mehdi iki kere soruşturmaya konu olacak ve iki kere hapse girecekmiş (daha önce bu sayı bir idi). İkisinden de yüzünün akı ile çıkacak sonra mehdiyetini resmen ilan edecekmis. Her şeyin ilahi planın bir parçası olduğu buradan anlaşılıyor.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 09:51
yine objektif bi yazı.tesekkurler.her zaman lince karşıyım.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 09:31
Herkese adalet: Evet. Ama bu ve benzeri olusumları mercek altina almak: ona da yüz kere Evet.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 09:00
Sen birazda sahte delillerle ömürlerini mapus daminda geçiren yirmisekiz şubat mazlum larını yazsana mesain sadace sapkın vatan haini çevreler icin mi geçerli bayim
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 09:41
5
Sadece merakımdan soruyorum. Şu anda 28 şubattan dolayı hapiste olan bir kişi var mı hala. Bilen biri cevaplasın lütfen
... 21 Temmuz 2018 12:37
1
09:00 Biraz derken ne kadar yazsın? Ne kadarı sizi tatmin eder? 28 Şubat mağdurlarını yazdıktan sonra Oktar mevzusunu yazmasına izniniz olur mu? 28 Şubatta 18 ay yemiş, Rahşan affıyla iceride yatmamış biri olarak yazıyorum. 28 Şubatta ben mahkemelerde süründürüldüm diye birileri de sürünsün diyecek kadar vicdansız değilim. Hak, hukuk ve adalet!
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 12:59
0
Var. 16 yıl AKP iktidarı gecti ve 28 subattan hala içerde yatanlar var.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 13:36
3
28 şubattan dolayı içeride yatan varmı diye soran arkadaş, var var var ... tüm meraklarını google sorup gideriyon da bunu niye burda güya saf ayakların yatıp soruyon....
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 07:40
2003 doğumlu bir müritin kızının uğradığı taciz ve diğer taciz iddiaları da oldukça ciddi iddialar ,üstünde durulmalı ...
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 04:12
ilk iddianamede 35 suctan bahsedilmis, birkac gun icinde 25inden vazgecilmis . Bu vazgecilen suclamalar arasinda "casus" iddiasi buyuk gurultu kopardi. Her gazetede Adnan Hoca meger Israil casusuymus, askeri sirlar satmis haberleri cikti gunlerce...Bu savcilara guvenilir mi arkadaslar? Once 35 suc unsuru yaz, mahkemede gulunc duruma dusecegini anlayinca 25ine cizik at. Adnan Hoca'yi savunmuyorum. Yillardir bu adam sarlatanin biri diye gulup gecerim. Mutlaka isledigi suclar da vardir. Ama bu ortamda, bu savcilarla adil bir yargilama mumkun degil. Beni korkutan da bu.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 22:17
3
Nasıl bir ortam ve savcı arzu ederdiniz hasmetmahaplari
KARAR OKURU 22 Temmuz 2018 17:25
0
Bir gun mapusa dusersen senin haklarini koruyacak, hukukun ustunlugune inanan bir ortam ve iskembeden atmayan, olmayan deliller uretmeyen, hayali suclamalarda bulunmayan savcilar isterim. Bura Turkiye, AB ulkesi degil dersen sana da haklisin derim.
PAŞA 21 Temmuz 2018 02:31
Linç etme, şeytanlaştırma keşliğini yaşayan, asmacı/kesmeci, sentez yoksunu, cehaletini feraset sanıp özgüven edinen ve nihayetinde anafikri ha bire ıskalamakta olan bir toplumdan beklenen neyse o oluyor. Devlet olgusunun kendisini elitize ettiği ve kolluk kuvvetlerinin yükselme devrini müsahede ettiğimiz bu günler, tam anlamıyla bir ortadoğu devleti olduğumuzun isbatıdır. Devlet vatandaşları üzerindeki taahükümünü vatandaşı eliyle ve fazlasıyla kazanmıştır.
Çerkez Ethem 21 Temmuz 2018 01:50
Yıllardan beri yaptıkları sanki dün keşfedilmiş gibi operasyon yapıldı ! Bunun da tek sebebi vardır t.c de, oda bu sahtekarın, elit/siyasetçilerle bir yerde, aralarında rant/güç çıkar çatışması veya cemat olarak kullanış tarihi bitmiştir okadar ! Gerisi sadece göz boyama kolpa medya showudur ! Emin olabileceğemiz tek şey, bu sahtekarın gene birkaç yıl sonra biraz modife olmuş şekilde t.v. lerde görmeye devam etceğimiz !
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 01:47
Sen ne güzel bir insansın Yıldıray Bey! ÖLÇÜ, ÖLÇÜ, ÖLÇÜ. Ve de İNSAF. Bu devirde şu iki haslete sahip insan o kadar az ki. Vicdan, insaf deyince aklıma Mahçupyan da geliyor. Lütfen artık dönsünler.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 01:27
''önce sosyalistler için geldiler, ben sosyalist olmadığım için sesimi çıkarmadım, sonra sendikacılar için geldiler, sendikacı olmadığım için sesimi çıkarmadım, sonra yahudiler için geldiler, yahudi olmadığım için sesimi çıkarmadım, sonra benim için geldiklerinde, benim için sesini yükseltecek kimse kalmamıştı'' martin niemöller
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 22:20
2
Sen hangi meşreptensin soylede sıranı bilelim
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 01:25
Bu ülkede neler oluyor????? Somut suç kavramı buhar oldu, artık birilerinin kanaatiyle işler yürür, adalet(!!!!) sağlanır oldu.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 01:20
C.Ö her kimse acayip H.G.'ye benziyor.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2018 01:08
ENTERESAN BİR KONU. bekleyip görmek gerek. Bunlar hukuki mücadele verilmesi gerekli,gerçek mücrimlermi, yoksa tasfiyesinden çıkarları olan gurupların bir tezgahımı. Birde Adnan hoca grubundan en çok müşteki olanlar boğaz içi aşiretinin elitleri idi. Birde son zamanlarda kanal 9 televizyonunun devletin dış politikasını yönlendirmek için yaptığı İran lehine yaptığı yanlış yayınlardı.ama yinede suçsuzluk karinesi esas alınarak tutuksuz yargılanma esas alınmalıydı.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN