Neden bu kadar kolay kandırılıyoruz?
Halk TV’ye Yeni Parti lideri olarak ilk röportajını veren Özgür Özel, arada dikkatli kulakların hemen kabarmasına neden olan bir şey anlattı:
“Binali Yıldırım aradı ve tebrik etti. Aramızda böyle bir ilişki vardır. Kaza geçirdiğinde ben aradım. Bayramda ben ararsam, kandilde o arar. Ama Erdoğan aramadı.”
Birkaç saat önce de MHP lideri Devlet Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’in haklarının korunmasını ve aralarındaki husumetten bitirilmesini anlayan uzun bir yazılı açıklama yapmıştı.
Özel onun için de “Devlet Bey beni ve Yeni Parti’nin yanında değil, sivil siyasetin yanında” dedi.
Daha önce de Özel ve Bahçeli ilişkisinin yakınlığını görmüştük.
Bahçeli’nin DEM İmralı heyetinin favori siyasetçisi olduğunu da biliyoruz.
Belki Meclis çatısı altında olmanın getirdiği fiziksel yakınlık yüzünden ama daha çok siyasetin her zaman müzakere mesafesi bırakılarak yapılan bir iş olması sebebiyle, siyasetçilerin aralarındaki görünür hararet ile kapalı kapılar arasındaki muhabbet arasında bir çelişki her zaman oldu.
Ama profesyonel siyasetin dışındaki aktörlerin, özellikle gazetecilerin ve son dönemlerde siyasetin yeni gözdesi olan akademisyenlerin harareti ile bu bayramda ve kandilde birbirini arayan Özel-Yıldırım ilişkisi arasında apaçık bir fark var.
Entelektüeller, gazeteciler, akademisyenler, analizciler hakikati söyleyen, pozisyon bildiren, tavır alan ve bunu da genelde yazarak, konuşarak yani diyalogdan çok bir monolog olarak yapan figürler.
Her akşam bir kanalda karşılaşanlar hariç onların müzakere mesafesi diye bir kaygısı yok. Bir meseleyi çözmek, bunun için diyalog kurmak gibi bir dertleri de yok.
Tam tersine itibarlarını ve kitlelerin onlara kulak kabartmasını en keskin pozisyonları almalarına, en söylenmeyenleri söylemelerine, yürekleri soğutmalarına borçlular.
Böyle bir pozisyonda hata payı bırakmak, şüphe duymak, karşı tarafla empati yapmak, konuşmayı mümkün kılacak bir perdeden ses çıkarmak sıkıcı, kafası karışık bulunacaktır.
Kitleler onların hissiyatlarına ve öfkelerine sözcü olmalarını beklemekte, bir santrafor gibi rakibin kalesine gol atmaları için onları izlemektedir.
Böyle bir siyaset dışı siyasi aktör pozisyonuna soyunan herkesin sonu özellikle de bu gösteri ve sözel performans çağında radikalleşmektir.
Son 10 yılda AK Parti’nin en şahin, en keskin yüzleri, kamuoyundaki sözcüleri siyasetçiler olmadı. Gazeteciler, uzmanlar hatta troller oldu.
Siyasetçiler onların arşa çıkardığı çıtalara yetişmeye çalıştılar. Hatta onların şerrinin, tasfiyeciliğinin, parmak göstermelerinin kurbanı oldular.
Öyle olmamak için bir kısmı kendini nadasa çekti, bir kısmı trolleşti.
Tabii bu durup dururken olmadı. Ülkedeki siyasi ve sosyal atmosfer kutuplaştıkça, gerilim arttıkça siyasi pozisyonların sözcüleri de bu harareti taşıyan ve dillendirenler arasından çıktı.
Benzer bir durum şimdi muhalefette yaşanıyor.
İktidarın muhalefet üzerindeki baskıları arttıkça toplumun öfkesi artıyor. Bu öfkeyi taşıma ve dillendirme işi de siyasete ama daha çok kamuoyu önünde olan gazetecilere, kamusal aydınlara, akademisyenlere ve her çeşit uzmana, tabii ki troll hesaplara, troll sayfalara kalıyor.
Bu hem tehlikeli hem para ve itibar getiren bir pozisyonlanma.
Sosyal medya fikri monoloğu daha da mümkün hale getirdi. Laf çakıp kaçmak diye bir kamusal fikri eylem biçimi ortaya çıktı.
Bir çeşit fikri terör saldırısı bu.
Siyasetçilerin bir kısmı bu tansiyonu yakalayabiliyor. Ama anlık olarak akışta olan genç gazeteciler ve uzmanlar esas olarak bu tansiyonu daha iyi tutuyor ve kitlelerin öfkesinin sesi oluyor.
Böylece siyasetçilerin üzerinde bir siyasetçi sınıfı ortaya çıkıyor.
İktidara bir kere selam vermişe merhaba demeyi bile gazeteci ve akademisyenler davaya ihanet olarak görürken, ana muhalefetin lideri hiçbir kamusal eleştirisi duyulmamış eski başbakanla bayramlarda kandillerde araşıyor.
Gayet medeni bir şey de yapıyorlar. Olması gereken bu.
Mesele kamusal görünür tansiyonla bunun arasındaki makas.
O makas Türkiye’nin nasıl be kimler tarafından yönetildiği hakkında da ileride üzerinde daha açık konuşulabilecek bir fikir veriyor.
Tansiyon ve kutuplaşma bu kadar artınca birilerini cemaat kandırıyor, birilerini de Ahbap.
Bu kandırılma tecrübelerinden çıkarılan tek sonuç karşı tarafından ne kadar ahmak olduğu oluyor.
Yani kandırılmanın mümkün olduğu güvensizlik bataklığına biraz daha çöp atılıyor sadece.
