Devleti kutsamayı İran’dan almışız
Şunu artık herkes üç aşağı beş yukarı biliyor. İslam’ın ilk asırlarında Müslümanlar o zamanki dünyanın gidişatını değiştirebilecek
ölçüde aktif ve başarılıydılar. el-Kındi, Farabi, İbni Sina, Biruni, Harizmi hatta Gazali gibi çok önemli ilim adamları ve düşünürler yetiştirdiler. Sonraki asırlara göre daha özgür bir dünya kurdular. Doğu ve Batı arasındaki ticaret yollarını kontrolleri altında tuttular ve bu onlara ticarette büyük avantaj sağladı. Kalabalık ve zengin şehirler kurdular. Fizikte, kimyada, matematikte, tıpta büyük keşifler yaptılar.
Sonra hızları kesildi.
Bazıları bu yavaşlamayı ya da duraklamayı İmam Gazali’ye bağlıyor.
Ben de bu konuyu birkaç defa yazdım. Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün önayak olduğu ve Gazali’yi de istihdam ettiği Nizamiye medreselerinin felsefeyi, kelamı, ‘dünyevi’ tabir edilen ilimleri medreselerin müfredatından çıkarmasının, Eş’ari kelamının diğer düşünce mekteplerine galip gelmesinin bu duraksamada etkili olabileceğine dair cümleler kurdum.
Gazali’nin ‘nedenselliği’ son derece başarılı bir şekilde reddetmesi de ilmi araştırmaların cazibesine kaybetmesinde etkili olmuş bir faktör sayılabilir. ‘Nedensellik’ diye bir şey yoksa fiziği, kimyayı, alemin işleyişini araştırmak gerekmez.
Ateşin pamuğu yakmasının nedensellikle ilgisi yoktur. Ateşi pamuğa yaklaştırınca pamuk yanıyorsa, bu iki olay arasındaki ilişki sadece birbirini takip etme ilişkisidir. İki olay birbirinin ‘muakkibidir.’
Her defasında bu duraklamanın bütün faturasının Gazali’ye yazılmasının isabetli olmadığını ilave ettim.
Şu cümleyi birkaç defa kurdum.
“Sorun, bir düşünce iktidarla koalisyon yaptığında ortaya çıkıyor. Yani büyük vezir Nizamülmülk, Gazali’nin düşüncesinden bir ‘tevhid-i tedrisat’ nizamı çıkarınca.”
Bu yaklaşımın, Prof. Ahmet T. Kuru’nun ‘ulema-devlet ittifakı’ teziyle bağdaştığını düşünüyorum.
Gazali büyük bir alim, büyük bir felsefeci. Nizamiye medreselerini kurduktan sonra devletten uzaklaşmış, tasavvufa yönelmiş. Fikirlerinde önemli değişiklikler olmuş.
Ahmet T. Kuru ‘İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık’ kitabında Gazali’yle ilgili tezleri de gündemine almış.
Şöyle diyor:
“Gazali’nin Müslümanların entelektüel durgunluğunun ana nedeni olduğu argümanının birçok zayıf yönü bulunmaktadır. Gazali, karmaşık ve bazen çelişkili fikirleri olan bir dahi idi. Mesela Nur Metafiziği (Mişkatul Envar) adlı eseri kâinatın işleyişinde ara nedenlerin etkisinin tanınması gibi Eş’ari vesileciliğiyle çelişen fikirler içerir.” (Ara nedenleri kabul etmek nedenselliği de en azından kısmen kabul etmek anlamına geliyor.)
“Ayrıca, (Gazali’nin) İhya ve diğer eserlerindeki sufi bakış açısı şekilci fıkıh anlayışına yönelik önemli eleştiriler içerir.”
“Şu sorular sorulabilir: Neden Gazali’nin farklı yorumları içinde daha gelenekçi görüşleri baskın hale geldi. Ve neden Gazali’nin fikirleri asırlarca tekrar edilirken felsefe ve bilimleri savunan diğer alimlerin fikirleri unutuldu?”
“Her iki soruya da cevap verebilmek için güç ilişkilerinin bir tahlili gerekir. Gazali ve Nizamiye medreseleri diğer çeşitli aktörleri ve kurumları da ihtiva eden güçlü ve geniş bir koalisyonun parçasıydı. Bu koalisyonu Sünni ulema ve askeri devlet arasındaki ittifak olarak adlandırıyorum. Gazali hem bu ittifaka katkıda bulundu hem onun desteğini aldı. Ulema-devlet ittifakı, Gazali’nin belirli görüşlerinin yayılmasını kendi ideolojik ve siyasi egemenliği için faydalı gördü.”
Ahmet T. Kuru’nun kitabında sultanı ve devleti kutsama geleneğini nereden tevarüs ettiğimize, bugün muhafazakâr veya dindar kitlelerin nasıl olup da fanatik devletçi tiplere dönüştüğüne dair bazı ipuçları da var.
“Gazali, din-devlet ittifakı fikrini mütemadiyen savundu. Bağdat’ta siyasi meselelerle alakadar bir alim olarak ‘İtikatta İtidal’de şöyle yazdı: ‘Din ve melik ikizdir. Din temeldir, melik ise muhafız. Temeli olmayan çöker ve muhafızı olmayan yok olur.’
Peki bu fikir nasıl doğdu?
Biz, Roma’nın, Bizans’ın, eski Yunan’ın düşünce dünyamız üzerindeki etkilerini zaman zaman tartışıyoruz. Sasaniler’in etkisini de tartışıyoruz ama o kadar değil.
Ahmet T. Kuru, Sasaniler’in Müslümanları daha çok etkilediğini düşünüyor.
“Sasani siyasal geleneği üç ana nedenden dolayı Müslümanların siyaset düşüncesi üzerinde daha derin bir etkiye sahip oldu. Birincisi, Müslümanlar Bizans topraklarının sadece bazı kısımlarını fethederken Sasani imparatorluğunun tüm topraklarını ele geçirdiler. Yunan elitleri Suriye ve Mısır’ı terk ederken İranlı seçkinlerin gidecekleri imparatorluk kalmamıştı. Bu nedenle Persler, Müslüman toplumlara entegre oldular ve onları derinden etkilediler.”
“Sultanlar Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” sözünün de bize Sasaniler’den, (hem de hadis olarak) geçtiği söylenir.
Sasaniler’in etkisi bundan ibaret olsa bile bizi devletçi yapmaya, devleti, sultanı kutsamamıza yeter.
