Yolsuzluğa ‘mezun’ olanlar
İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu 19 Mart 2025’te gözaltına alındı. O gün bu gündür Türkiye’de siyasi hayat yargı vesayeti altında.
Manzara böyle. Yukarıdan ya da makul bir mesafeden bakıldığında böyle görünüyor.
Yargı, yazılı mevzuata göre bağımsız ve tarafsız.
Yazılı mevzuat fiili gerçekliği söyler mi? Söylemez, ilgilenmez bile. Yazarsın kâğıda, orada durur. Sorarlarsa söylersin.
Peki yargı kimin vesayeti altında?
Mevzuat bunu da söylemez. Mevzuat, kendi haline bırakıldığında masum bile sayılabilir. İnsanlar onu iyiye ya da kötüye kullanırlar.
Muktedirler mevzuatın değişik alanlarda, değişik maksatlar için kullanılmaya müsait olanını severler. Uydu mu? Uydu. Ben yaptım oldu.
İBB davasının duruşmaları hemen hemen bir ay önce başladı.
Savcı itham ediyor. Davalılar ve davalı avukatları savunuyor.
Eh, yadırganacak bir şey yok, bütün davalar böyle görülür.
Duruşmaların seyri açısından her şey normal.
Siyasetin seyri, hayatın akışı açısından her şey normal mi?
CHP’nin siyasi duruşu birçok bakımdan eleştirilebilir. Memleketin ortalaması ile barışık olduğu ve barışık olmadığı alanlar, icraatlar, beyanatlar, tutum alışlar sayılıp dökülebilir.
Şurasını teslim etmek lazım.
CHP 19 Mart 2025’ten beri çok şiddetli bir tazyik altında.
Belediye başkanları tutuklanıyor, hapse atılıyor, yargılanıyor. Kenarda köşede, teorik olarak yapılması mümkün olup da pratiğe intikal ettirilmeyen bir soruşturma, inceleme, açılmadık dava, yapılmadık itham bırakılmıyor.
Partinin mevcudiyetini hedef alan bir ‘butlan’ davası bile var.
Bir gün CHP’ye “Siz gerçekte yoksunuz” bile diyebilirler.
Mutlak butlanın 28 Şubat döneminde Refah Partisi’nin ya da iktidara geldikten sonra Ak Parti’nin maruz kaldığı kapatma davalarından ne kadar farkı var?
Bulmacalar vardır. ‘İki resim arasındaki 7 farkı bul. İlk bakışta iki resim aynı görünür. Ama dikkatlice ararsanız farkları bulursunuz. Ne kadar varsa. Burada da farklar teferruatta. Karşıdan bakınca böyle görünüyor.
Bu şiddetli, fırtınalı süreçte CHP lideri Özgür Özel partisinin tabanını diri tutmayı başardı.
İmamoğlu’nun hapse atıldığı günlerde Saraçhane’deki buluşmalar son derece heyecanlı, son derece dinamikti.
Bir müddet sonra tavsar diye düşünmüştüm. Havalar soğuk, insanlar gitmemeye başlar, yine mi miting?
Düşündüğüm gibi olmadı. Özgür Özel bıkmadan usanmadan 100’den fazla miting yaptı, kitlesinin heyecanını ayakta tuttu.
Dışarıdan bakınca… Yabancı bir ülkeden bakınca demek istemiyorum. Biraz geri çekilip makul bir mesafeden bakınca. Nasıl görünür manzara?
Bir temiz eller kampanyasıyla mı karşı karşıyayız?
Keşke olsak.
Kleptorkasi mi demokrasi mi? Birisi memleketi çarpanlarına ayırsa, ayıklasa. El öpme adetim yoktur ama gider elini öperim.
Yok öyle bir ihtimal.
Suç örgütünün lideri bile, eğer açılan davaları baz alarak söylersek, CHP’li belediyelerin önünden geçerken eğri büğrü yürüyor. Ak Partili belediyelerin önünde yürüyüşünü düzeltiyor.
Bunu 80 öncesi, Fatih Akıncılarının zamanındaki Fetih yurdu için anlatılanlara benzetmiştim. Sarhoşlar, Fevzi Paşa caddesinin kaldırımlarında, Fetih Yurdu’nun hizasına kadar yalpalayarak, küçük virajlar alarak yürürlermiş. Yurdun köşesinden itibaren Malta’nın hizasına kadar ne sallanır ne yalpa yaparlarmış.
Konu belediyelerle ilgili değil. İstatistikler gösteriyor. Biz yolsuzlukta muasır medeniyet seviyesine ulaşmış hatta geçmiş bir ülkeyiz.
Yolsuzluk yapmaya ‘mezun’ olanların bir sıkıntısı yok.
Nasıl görünüyor manzara?
Siyasi manzara. Dışarıdan veya içeriden bakılınca?
Ana muhalefet partisi her taraftan kuşatılmış.
Halkın oyuyla kazandığı belediyeleri elinden alınmış. Kimine kayyum, kimine vekil atanmış.
Ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı hapse atılmış.
Bu bir siyasi dava mı?
İçeriden bakanlar da dışarıdan bakanlar da öyle görüyor.
Anketlerde siyaseten ‘hayır, siyasi değil’ cevabı verenler de davanın siyasi olduğunu biliyor. Karşılaştığınız mekanlarda sorun bakalım, size ne diyecekler.
İşte böyle görünüyor.
