Körün gördükleri

Bekir Fuat

Görerek değil dokunarak muayene eden bir arkadaşım var; Doktor Enver. Enver Paşa diye takılırım.

Birbirimizi sevdiğimiz gibi adaşı Enver Paşa’yı da severiz. Benim kör doktor arkadaşım Ulus’u Ankara’dan izliyor, bir kamu kurumunda çalışıyor.

Nasıl doktorluk yaptığını bilmenizi istedim dostumun; çetin hayat caddesindeki mücadelesine az da olsa tanıklık edin istedim.

***

Başarılı ve sevilen bir doktorken bir trafik kazası sonrası görme yetisini kaybetti. Hayat yeniden başladı onun için. O ilk günleri ve sonraki uzun vakitleri bakın nasıl anlatıyor:

“Başlangıçta tam bir şok yaşadım. Çünkü tamamıyla karanlık bir dünya, yeni bir dünya. Öncesinde tüm yaşantınızı normal gören biri olarak yaşamışsınız, sonra görme yetiniz gitmiş. İşte sorular başlıyor o zaman: Acaba her şeyimi yitirdim mi? Meslek hayatım bitti mi? İnsanlara karşı davranışım değişecek mi? Ben hep birisinin refakatinde mi yaşayacağım?”

Ardı arkası kesilmez soruların, düşüncelerin.

“Başlangıçta derin üzüntü ve korku hakimdi. Olayın şokunu atlattıktan sonra kendi kendinize şunu düşünüyorsunuz; benim bugün elimde olan şeyler bunlar, sahip olduğum yetiler bunlar, ben bunları en iyi nasıl kullanabilirim?”

Ve ilk günler...

“İlk günler çok zordu, ama uzmanların söylediği ‘rehabilitasyon için beklemem gereken bir yıllık süreyi çok kısa bir zamanda atlattım. Sonra ‘kör bir yaşamda nasıl yaşanılıyor’un çabasına düştüm. Umudumu kaybetmek istemedim. Ameliyatın neticesinin artık belirlendiği, net olarak ışığın kaybolduğu o dönemden sonra yaklaşık bir ay geçti, ailemin desteğiyle rehabilitasyon arayışına giriştim. İlk önce Yenimahalle’de Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Görme Engelliler Merkezi’nden bağımsız hareket, bastonla yürüme dersleri aldım, üç hafta kadar. Sonra koridorda çalışmalar yapıldı, binanın dışına çıkıldı, kaldırımda yürümeler yapıldı. İşte günlerce köprüden karşıya geçme, karşıdaki bakkala ulaşma, geri dönme vs. eğitimleri…

Sonra ‘Benim yaşama alanım burası değil’ dedim, birden. ‘İşimden evime, evimden işime gitmem lazım; buradaki çalışmaları bırakıyorum, gidip kendim çalışacağım’ diye düşünmeye başladım.”

Merhaba kör hayat!

“Abim bana her gün refakat etti. Her gün çalışmaya çıktık. Evden dolmuş durağına kadar yürüme, Kızılay’da inme, Kızılay’dan iş yerine kadar olan mesafeyi yürüme, iş yerinin kapısına kadar gelip içeri girmeden tekrar geri dönme ve aynı güzergâhı takip ederek eve dönme. Bunu günde üç dört kere -üç ay boyunca- tekrar ettik ki kafamda şablon oluşsun.”

Hem kör, hem doktor olan Türkiye’de başka bir örnek var mı, diye sordum arkadaşıma:

“Ben duymadım. Amerika’da örnekleri var, orada çalışılıyor, ama Türkiye’de zannediyorum ilk benim. Doktor olduğumu duyunca beni onore edercesine, “aferin” diyorlar hemen, ‘İş bulmuşsun çalışıyorsun, ne güzel’ diyorlar. Değişik yani. Eğitimli meslek sahibi bir özürlü pek akla gelmiyor.”

Televizyonla, sinemayla münasebeti merak edilmez mi böyle bir adamın?

“Televizyonu körlük öncesinde olduğu gibi çok sıkı bir şekilde takip ediyorum. Televizyon izlerken, film izlerken, gören bir şahıs gibi hiçbir eksiklik duymadan o konuya vakıfım. Bazı sessiz olan bölümler var, görüntü var orada, fonda bir müzik, kimin ne yaptığının farkında değilsiniz, orada bir eksiklik oluyor. Orada da yanımdaki arkadaş, ‘Şu an merdivenden çıkıyor, deniz kenarına geldi, düşünüyor, sessiz sessiz ağlıyor,’ diye bana tarif ederek o bölümleri de anlaşılır hale getiriyor.”

Peki ya kitap?

“Görme kaybının öncesinden daha fazla kitap okur hale geldim. Çünkü galiba tembellikten kaynaklanan bir durumdu öncesi. Şimdi bir de internette kitap vs. dinleyebileceğiniz siteler var. O siteleri takip ediyorum. Umudum yazıya dönüştü şimdi. Yazılar umuda dönüştü.”

***

Gelelim muhabbetin can alıcı yerine. Evet nasıl doktorluk yapıyor?

Cerrahi operasyon değil yaptığı; genel dahiliye hekimliği. Sözü ona bırakalım:

“Elimden neşter düşsün istemezdim. Orası üzücü yani. Birçok şeyin teşhisinde ya hasta yardımcı oluyor veya yanımdaki hemşire. Hemşireye “Şu bölgede neler görüyorsun?” diyorum. Anlatıyor gördüğünü. Ondan sonra zaten dinleme ve elle muayene şeklinde teşhise devam ediyorum. Bir de muayene sonrası için formül buldum. Bir şablon çıkarttım, bu şablonun doldurulması gereken bölümlerini kestim. Bunu gelen reçete kâğıdının üzerine oturtarak o boşlukların yazılarak doldurulması da işimi kolaylaştırdı.”

İşte bunlar hep şiir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.