Köprüler ve tüneller

Beşir Ayvazoğlu

Nahid Sırrı Örik’in hakkı yeterince teslim edilmemiş çok önemli bir yazar olduğunu düşünenlerdenim. Birkaç yıl önce Türk Tarih Kurumu’nun Bağlarbaşı’ndaki satış merkezinde kitapları gözden geçirirken onun İstanbul hakkındaki gazete yazılarının bir araya getirildiği küçük bir kitap gözüme ilişmiş, hemen satın alıp ilk fırsatta okumuştum.

Geçenlerde bu kitabı yeniden karıştırırken “İstanbul ve Asma Köprü” başlıklı kısa bir yazı dikkatimi çekti. Tanin gazetesinin 22 Temmuz 1945 tarihli sayısında yayımlanan bu yazıda, Nahid Sırrı, bir zamanlar Üsküdar’la Sarayburnu arasına bir asma köprü yapılacağından söz edildiğini hatırlatıyor ve “İstanbul’un eşsiz çehresi için böyle bir bayındırlık eserinin arz etmiş olduğu tehlikeden şehrimizi doğrusu Allah korumuş!” dedikten sonra şöyle devam ediyor:

“En kıymetli servetimizi teşkil eden İstanbul’un güzelliği üzerine hassas ve kıskanç bir kalple eğilen her Türk, onun misilsiz hatlarındaki ahenge yapılacak hiçbir tecavüze müsaade etmemelidir. Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasına kalın cüssesiyle sokularak bu iki binayı ezmeye kalkan Adliye Sarayı’nın yanışına pek de matem tutmamış olduğumu itiraf edeceğim. Hâlbuki Sarayburnu ile Üsküdar arasındaki köprü, İstanbul ufukları için hiçbir yangının gideremeyeceği bir felaket olurdu.”

***

Nahid Sırrı, bu fikirlerini ifade ettikten sonra, Galata ve Unkapanı köprülerinin de bir gün yerlerini geniş birer tünele terk ederek ortadan kaldırılmalarını yıllardan beri içten içe dilediğini söylüyor. Nasıl Boğaziçi’nin iki kıyısı arasında bir köprü düşünemiyorsak, Nahid Sırrı’ya göre, Haliç için de düşünmemeli, mevcut köprüleri kaldırarak demir ve beton medeniyetinin kaba eserlerini mümkün olduğu kadar gizlemeli, “geceleri son asrın bütün ışıklarını tutuşturmakla beraber, bütün sahillere eski çağların saffetli çehresini vermeli, bunları, birbirlerine ulaşamamanın kederi içinde uzak ve hasretli gibi göstermeliyiz.”

O sıralarda fethin 500. yılının nasıl kutlanacağı konuşulup tartışıldığı için Nahid Sırrı, yazısını şu cümlelerle tamamlıyor:

“Bu beş yüzüncü yılın tes’idinden sonra imzalanacak ikinci bir program, şehrimizi semtlere ve daha doğrusu şehirlere ayıran denizleri tünellerle aşarak köprüleri kaldırmak dâvasını da ele alamaz mı? Asma köprüyü ise bir daha hiç kimse teklif bile edememelidir.”

***

Nahid Sırrı’nın yazısını okurken “Ah Nahid Sırrı Bey, ah!” dedim kendi kendime, “Sen dünyaya veda ettikten sonra İstanbul’da neler oldu, neler!”

18 Ocak 1960 tarihinde hayata veda eden Nahid Sırrı, 1950’lerde, bir süredir 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ismini taşıyan birinci Boğaziçi Köprüsü’yle ilgili tartışmaları ve teşebbüsleri takip etmiş olmalıdır. Bu tartışmalar sırasında bir şeyler yazıp yazmadığını bilmiyorum. Birinci köprünün yapıldığını görecek kadar yaşamadığı için gözlerinin arkasında köprüsüz Boğaziçi’nin resmini beraberinde götürdü. Eğer öteki dünyadan bu dünyada olup bitenleri takip etme imkânı varsa, İstanbul’un nüfusu sürekli arttığı için zamanla ikinci ve üçüncü köprülerin de yapıldığını öğrenince çok mutsuz olduğunu tahmin edebiliriz. Marmaray ve Avrasya tünelleri onu biraz teselli etmiş olmalıdır. Belki de buruk bir sevinçle, “Hah,” demiştir, “benim hayal ettiğim işte bunlardı!”

***

Avrasya Tüneli’nin açılışının hemen ardından, Nahid Sırrı’yı öteki tarafta sevindirdiğini tahmin ettiğim bir olay daha gerçekleşti. 1992 yılından beri Balat-Hasköy arasında hizmet veren, ancak Haliç’te sirkülasyonu ve gemi trafiğini engellediği için 2012 yılında trafiğe kapatılarak orta bölümü sökülen tarihî Galata Köprüsü kaldırıldı ve Tuzla’da bir tersaneye götürüldü.

Galata Köprüsü’nün kaldırılmış olması, hiç şüphesiz Nahid Sırrı’yı sevindirmiştir; ama duyduğu bu sevincin de “nâ-tamam” olduğu muhakkak... Çünkü Eminönü ile Karaköy arasında eskisine göre çok çirkin bir köprü var; Unkapanı-Azapkapı arasındaki köprü yerli yerinde; üstelik bunlara iki de kardeş gelmiş: Haliç Köprüsü ve Haliç Metro Köprüsü...

***

Eski Galata Köprüsü’nün tamir edildikten sonra nasıl değerlendirileceğine Büyükşehir Belediyesi karar verecekmiş. İnşallah doğru bir karar olur. 1912’den 1992’ye kadar tam seksen yıl İstanbul halkına hizmet veren ve kaç neslin hâtıralarına yerleşen bu köprü, eğer bir Şehir Müzesi kurulacaksa, bu müzede teşhir edilmek üzere özenle muhafaza edilmelidir.

Galata Köprüsü, İstanbul’u seven yabancılar için de çok özel bir değer taşıyordu; 1992 yılında yandığında bir İtalyan yazarının ağıt niteliğindeki yazısının tercümesini Tercüman gazetesinin kültür sayfasında yayımlamıştım.

Bu konu galiba bir yazı daha gerektiriyor. 2017’ye eski Galata Köprüsü’nden geçerek girmek istiyor ve tabii yeni yılınızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

NOT 1. İstanbul Yazıları (2011), Nahid Sırrı Örik hakkında akademik çalışmaları bulunan Bahriye Çeri tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır.

NOT 2. Nahid Sırrı Örik’in Üsküdar’la Sarayburnu arasında yapılmadığı için sevindiği köprü, meşhur işadamı Nuri Demirağ’ın projesiydi. Demirağ, Ahırkapı’yla Salacak arasına inşa edilmesi düşünülen bu köprü için San Francisco’daki asma köprüyü yapan firmayla anlaşmıştı. Atatürk’ün de benimsediği projenin o tarihte Bayındırlık Bakanı olan Ali Çetinkaya tarafından engellendiği söylenir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.