Trump’ın korona ile imtihanı

Hasan Kösebalaban
Amerikan seçim takviminde son bir aya girilmişken Trump’ın ve eşinin Kovid pozitif çıktığı haberi bütün dünyayı sarstı. Trump pandemi süreci boyunca hem ülke hem de kendi sağlığı konusunda ihmalkar davranmakla suçlanıyordu. Şimdi ülkesindeki 7 milyon pozitif vakadan biri.

74 yaşındaki Başkan’ın ne kadar karantinada kalacağı bilinmiyor ama kampanyasının bundan çok olumsuz etkileneceği ortada. Kısa sürede iyileşmemesi durumunda başkanlığı bırakmasına ve seçimden çekilmesine kadar gidebilecek bir süreç.

ABD’de Başkanlık seçimlerinin ertelenmesi sözkonusu değil. Seçimler her dört yılda bir, 1 Kasım’ı takip eden Salı günü yapılıyor. 1845 yılından bu yana bu takvimde hiç aksama olmadı. Her iki partinin de tüzüğüne göre, başkan adayının yarıştan çekilmesi halinde, parti Ulusal Komitesi’nin toplantıya çağrılması ve yeni bir aday belirlemesi gerekiyor. Eğer Trump’ın devam edemeyeceği durumu ortaya çıkarsa, Başkan Yardımcısı Pence seçime kadar başkanlık görevini üstlenecek.

Haber ajanslara düşer düşmez, komplo teorileri de peşinden geldi. Doğrusu, davranışlarını sınırlayacak bir kriter olmadığını defalarca ispatlamış olan Trump, seçimi kazanmak için elinden gelen herşeyi yapabilecek biri. Bu konu ise onlardan biri değil. Sadece ABD’yi değil, bütün dünya siyasetini ve ekonomisini doğrudan etkileme potansiyeline sahip olan, küresel finans piyasalarını sarsan, ABD silahlı kuvvetlerini alarm durumuna geçiren kritik bir olaydan bahsediyoruz.

Kaldı ki Trump’ın korona virüsüne yakalanması, kampanyasını olumlu değil, olumsuz etkileyecektir. Şimdi ülkesini ve kendisini pandemiden koruyamamış bir lider imajı verecek. Salı günü yapılan televizyon tartışmasında “sürekli maske ile dolaşıyor” diye alaya aldığı Biden’a karşı sağlıklı ve cesur adam imajı çizen Trump, zayıf ve hasta adam imajı vermek istemeyecektir. Trump’ın şu anda en son arzu edeceği şey, dikkatlerin pandemiye çekilmesi olabilir.

Biden da televizyon tartışmasında en zayıf noktası olarak görülen Covid-19 pandemi krizinden ve ekonomik krizden dolayı Trump’ı sıkıştırmıştı. Biden Trump’ı krizi hafife almakla ve iyi yönetememekle suçladı:

“200 bin ölü. Biz dünya nüfusunun yüzde 4’ünü oluştururken dünyadaki bütün ölümlerin yüzde 20’si Amerika’da. Her gün 40 bin insan COVID’e yakalanıyor. Buna ilaveten, her gün 750 ila 1000 kişi hayatını kaybediyor... Başkan bu konuda ne yapacağını dahi bilmiyor.”

Trump ise eğer gerekli önlemleri almamış olsaydı, sadece 200 bin değil milyonlarca insanın öleceğini ileri sürdü. Sonra da virüsün yayılmasından dolayı Çin’i sorumlu tuttu. Ayrıca başka ülkelerdeki rakamların da güvenirliğini sorguladı:

“Rakamlardan bahsediyorsunuz ama Çin’de kaç kişinin öldüğünü bilmiyorsunuz. Rusya’da kaç kişinin öldüğünü bilmiyorsunuz. Hindistan’da kaç kişinin öldüğünü bilmiyorsunuz. Bu ülkeler size doğru sayı vermiyorlar.”

Trump’ın bu konuda hakkını teslim edelim. Ne ABD’de ne de Avrupa’da Covid-19 pandemesiyle ilgili tartışmalarda şimdiye kadar rakamların güvenirliğine dair bir iddia gündeme gelmedi. Ancak Rusya, Çin ve Hindistan’la ilgili bu iddialar her zaman ileri sürüldü. Şimdi de açıklanan rakamlar konusunda şüpheyle bakılan ülkelere Türkiye de dahil oldu. Bu konuyu ayrıca değerlendirelim.

Her zaman olduğu gibi, Trump’ın seçimi kazanma uğruna kullanmaktan çekinmediği gerçek silahı kutuplaşma söylemi. Biden’la olan tartışmasında beyaz ırkçılığını kınamaya davet edilince, buna yanaşmadığı gibi şiddet yanlısı ırkçı Proud Boys örgütünün ismini “stand back and stand by” kelimeleriyle birlikte anmıştı. Bu sözlerle Trump’ın aşırı sağcılara “harekete hazır olun” mesajı verdiği ileri sürüldü.

Münazaranın hemen akabinde, Minnesota’da yaptığı miting konuşmasında Trump’ın eyalette hatırı sayılır bir nüfusa sahip olan Somalili mültecileri ve Somali kökenli Müslüman kadın vekil İlhan Ömer’i yuhalatması da, kutuplaştırıcı söyleminin ulaştığı tehlikeli boyutu gözler önüne seriyordu: “Mültecilerin sayısı yüzde 700 artacak. Dünyanın en tehlikeli yerlerinden geliyorlar: Yemen, Suriye ve sizin favori ülkeniz Somali. Biden Amerika’yı bir mülteci kampına çevirecek.” Trump adeta dinamizmini göçmen ülkesi olmaktan alan bir ülkenin değil, sadece beyazlara ait, ırk ayrımcısı bir ülkenin başkanı gibi konuşuyor.

Milyonlarca vaka ve hızla artan ölümlerle ülke ekonomisini esir alan pandemi sürecine karşı, Trump elinde tek çare olarak kalan, mülteci düşmanlığını, İslamofobiyi ve halkı ideolojik ve etnik kimlikler üzerinden kutuplaştırma siyasetini fütursuzca kullandı. Seçimi kazansın ya da kaybetsin, Amerikan siyaset tarihinin en provokatif, en bölücü başkanı olarak tarihe geçecek. Hep küçümsediği virüs şimdi onu da buldu. Cumhuriyetçi adaylara destek açıklama geleneğini bu seçimde bozan Los Angeles Times gazetesinin ifadesiyle,  “Sorumsuz davranışıyla, sadece kendisini ve ailesini değil, ülkenin istikrarını da tehlikeye atan pervasız bir başkan.”

 

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (7)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.