Değişimin ikinci adımı gelecek mi?

İbrahim Kahveci

Bir ülkeyi bir insan gibi düşüşün... Orta yaş, yani çalışabilir döneminde sıkı bir çalışma ile birikimini yapar ve yaşlılık dönemine hazırlığını tamamlar.

Çocukluk ve delikanlılık döneminde aileden harcayan kişi hele de bir eğitim almışsa daha geç yaşlarda çalışma hayatına girer. Ama daha çok ve daha uzun süre çalışarak birikim sağlar.

***

Türkiye 80’lere kadar “GURBET” mantığı ile insan yetiştirdi. Gençler gurbete giderek birikim sağlıyordu. Köylerde daha 13-14 yaşlarında tarlada çalışıp 20’li yaşlarda da gurbete gidilip bir hayat kuruluyordu.

80’lerde bu mantık değişti. Köyden gurbete gitme yerine komple şehre göç başladı. Doğal olarak şehre göç eden aileler evlatlarını daha uzun süre eğitim hayatında tutarak okuma dönemi başladı.

Orta okula gitmenin bile başarı sayıldığı bir dönemden artık herkesin üniversiteli olduğu bir döneme geçtik. (bir aşırı uçtan diğer aşırı uca)

***

80’lerde dikilen ağacın meyvelerini topladık ama iyi değerlendirdik mi?

Maalesef hayır.

İlk kalkınma programından sonra 90’larda adeta yeniden “Ülkeyi nasıl yıkarız” mantığı hakim oldu.

Birden 40’lı yaşlarda emeklilik icat edildi. İktidar hırsı ile kamu bankalarından ve kamu hazinesinden ulufeler dağıtıldı.

Üretim-değer ve kalkınma yerine günün gün etme, günü kurtarma, iktidara sarılma süreçleri hakim oldu.

Hatta 2003 sonrası oluk oluk akan yabancı sermayeyi de bir güzel hoyratça yedik bitirdik. Yetmedi eskinin kamu mallarını da satıverdik (bir kısmı doğru). O da yetmedi gelecek kuşakların gelirlerini Hazine garantisi vererek ipotek ettik, yani şimdiden harcadık.

***

Eğitim sistemimiz çökmüş durumda ve buna bağlı olarak Türkiye’nin bilim ve teknolojik düzeyi de hiç ilerlemiyor. Dini-Milli eğitim mantığı ile adeta bilime savaş açarak ülkemizi içeriden yıkıyoruz.

Pozitif bilimi çökerterek inanca ve itaate dayalı bir sistem ile mevcut iktidarı sürdürme adına Ülkenin geleceğini yok ediyoruz.

Lakin nüfus öyle yerinde durmuyor.

2015 sonrası ekonomik karamsarlık aileleri çocuk yapamaz duruma getirdi. Adeta her yıl şelale gibi düşen aile başına çocuk sayısı 2,1’den 1,62’ye geriledi.

Oysa nüfusun aynı seviyede kalabilmesi için aile başına 2,1 çocuk gerekiyor. Biz bu oranı çoktan kaybettik ve ilerleyen yıllarda nüfusumuzun artmayı bırakın gerilemesini bile garanti altına aldık.

Net söyleyeyim: Türkiye Afganlı, Iraklı, Somalili gibi göçler almazsa nüfusumuz düşecek.

Hatta şunu ifade edeyim: 2017 yılında 80,8 milyon olan Türkiye nüfusu 2022 yılında 85,3 milyona çıkıyor. Oysa 2018-2022 yılları içinde 5,7 milyon bebek doğumuna karşılık 2,4 milyon vefat edenler oluyor. Yani ülke nüfusu 3,2 milyon artması gerekirken 4,5 milyon artıyor. İşte bu aradaki fark seçimlerinde kaderini belirleyen “yabancılardan göç aldığımız” nüfustur.

Nüfusunu aynı düzeyde koruyacak çocuk dahi üretemeyen (!) bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız.

***

Çocuk gelmiyor da ne oluyor?

2007-2022 yılları içinde 4,6 milyon olan yaşlı nüfus sayımız 7,9 milyona çıkarken 0-4 yaş nüfus artmadığı gibi 2017 sonrası gerilemeye bile başladı.

Yaşlı nüfusun çocuk nüfusa oranı hızla düşüyor (grafik2).

Kısaca Türkiye nüfus açısından bitiyor. 3 çocuk yapın diyen Erdoğan kötü (ekonomi) yönetimi ile Türkiye’yi çocuk bile yapamaz noktaya getirdi.

YENİ DÖNEM

Hafta sonu CHP’de yönetim değişti. Bu çok önemli.

Parti içi demokrasi ile ve de seçim ile bu değişim yaşandı.

Parti içi demokrasi olmadığında parti dışı demokrasinin de olmadığını bize şu anki yönetim çok güzel örneklerle gösteriyor. Lidere bağlılık ve o lidere oy vermek demokrasi değildir; lideri sorgulamak ve yanlışlarına karşı tavır alabilmektir demokrasi.

Siyasal partilere demokrasi gelmediğinde Türkiye’ye de demokrasinin gelmeyeceğini bilmeliyiz. O nedenle demokrasiyi partilerden başlatmamız gerekiyor ve bu örneği CHP verdi.

***

Bugün küresel açıdan ekonomideki en büyük sorun “gelir dağılımıdır”. Ülkeler büyürken sabit gelirliler fakirleşiyor.

Makro zenginlik maalesef milletin zenginliği anlamı taşımıyor. Zaten Türkiye’de makro zenginlik bile emsallerinin çok gerisinde kaldı.

Küresel ekonomilerde yaşanan bu dengesizliğin çaresi eskiden SOL partilerdi. Ama bugün görüyoruz ki SOL partiler yerine radikal sağ ve milliyetçiliğe yönelen bir anlayış hakim. Tıpkı 29 Büyük Buhranı sonrası Avrupa’da Hitler, Mussolini, Franco gibi bir süreç.

Şimdilerde benzerlerini Orban’da ya da Netenyahu’da görüyoruz. Polonya, Hindistan ve kıl payı kurtulan Brezilya’yı da unutmayalım.

***

Aklın ve realitenin yeniden yerleşmesi ve yeni bir kalkınma hamlesi için paylaşımcı ekonomik modellerin topluma sunulması gerekiyor. Son 30 yıldır adeta tek bir ağacın dikilmediği ekonomik kalkınmaya yeniden daha güçlü şekilde geçmemiz gerekiyor.

Çünkü nüfus yapımız gösteriyor ki “SÜREMİZ BİTTİ BİTECEK”

Geçmişte defalarca yazdığım “reform değil DEVRİM” yazılarıma lütfen bir bakın.

Evlatlarımıza bir gelecek borçluysak Türkiye’yi “KAÇILAN ÜLKE” olmaktan çıkartıp yaşanılacak ülke haline getirmek zorundayız.

Hep söylediğim cümle ile bitireyim: Türkiye kaybettiği parayı bulur, asıl mesele kaybettiği aklı bulmasıdır. Rasyonaliteye dönüş için asıl büyük değişim kimsenin yapmadığını yapmaktır. Türkiye’ye Özal sonrası yeniden bir kalkınma hamlesi başlatmaktır.

Gerisi sadece isimlerin değişimi olarak kalacak ve toplumu daha da radikal arayışlara sevk ederek ülkemizi yıkıma götürecektir.

Sorumluluğunuz çok büyüktür... Lütfen unutmayınız.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (33)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.