Kula kulluk ve fanatizm

İbrahim Kiras

Geçen yazıda Fetullahçılığı üreten ifrat bataklığını anlatırken o bataklığın karşı sahilinde de IŞİD, el Kaide gibi örgütlere asker yetiştiren tefrit çiftliğinin yer aldığını söylemiştik. İfrat bataklığı derken, tarihi süreç içinde İsrailiyat’tan ve Hristiyan ezoterizminden mülhem gelişen bir din yorumunun ürettiği “insanüstü vasıflara sahip ve ağızlarından çıkan söz sorgulanamaz olan din büyükleri” anlayışını kastettiğimizi söylemiştik... Yani peygamberlerin bile sahip olmadığı payeler verdiğimiz bazı kişilere kendi aklımızı ve irademizi teslim ederek körü körüne itaat ve bağlılık göstermemiz neticede FETÖ gibi yapılara kapı açıyor demiştik…

Bir anlamda tasavvufun yanlış yorumlanmasından kaynaklanan bu kültür, yani akıl yürütmeyi, birey özgürlüğünü ve kişi iradesini terk etme tutumu aslında bunun tam karşı kıyısında görünen yani tasavvuf karşıtı pozisyonda duran sözde Selefi yapılarda da hâkim tutum. Onlar da aklı, mantığı, bilimsel bilgiyi ve insan iradesini paranteze alan bir din yorumuna sahipler. Batı’daki Protestan-Evanjelik bağnazlığa benzer şekilde metnin lafzi anlamını esas kabul eden, dini kuralları maksatlarıyla değil biçimsel yönleriyle benimseyen dar ve katı bir anlayış.

***

(Her ne kadar dışarıya karşı kendilerini “ılımlı İslam” temsilcisi gibi sunmaya çalışsalar da Fetullahçılar da esas itibarıyla İslam’ın en dar, en katı ve en şekilci yorumunu benimsemiş bir fanatikler topluluğudur. Bu yapıyı yakından izleyenler bunu gayet iyi bilirler. Ne var ki Fetullahçılara karşı İslami kanattan yöneltilen eleştirilerde tam aksine bunların “tedbir” amacıyla yaptıkları bazı işler veya söyledikleri sözler İslami yönden gevşeklik kanıtı olarak ileri sürülür öteden beri. Güncel pratik tartışmalar bağlamında anlamlı ve yararlı görünüyor olsa da bu yaklaşım karşımızdaki problemin niteliğinin örtülmesine, dahası temeldeki problemi doğuran zihniyetin meşrulaştırılması riskine yol açabilir. Buna dikkat etmek gerekir.)

***

Bugün karşımıza düğünleri bombalayıp çocukları katleden vahşiler örgütü IŞİD olarak çıkan zihniyet de netice itibarıyla maalesef İslam’ın farklı bir yorumu. Maalesef deyişim bu insanlarla aynı dine inanıyor veya aynı kimliği taşıyor görünmemizden dolayı. İslam’ın farklı bir yorumu derken, herkesin de bildiği gibi, adına Selefilik denilen ama aslında fikir tarihimizdeki aynı isimli akımla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir zihniyetten söz ediyoruz…

Bu konuyu başka bir vesileyle daha önce de dile getirmeye çalışmıştım: Aslında “selefi” terimi dinin şekilci ve geleneğe bağlı katı bir yorumunu esas alan bu aşırılıkçı örgütlerin ideolojik çizgisini doğru anlatan bir terim değil. Selefilik aklı ve serbest düşünceyi paranteze alan şekilci geleneksel din anlayışının İslam dünyasını geri bıraktığını düşünen ıslahat ve tecdit (reform ve yenileşme) taraftarı İslamcı aydınların fikir çizgisini ifade eden bir terim çünkü öncelikle.

Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh ve Reşit Rıza gibi yenilikçi âlim, düşünür ve aydınların öncülük ettiği, bizde de Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi, Şerafettin Yaltkaya, İzmirli İsmail Hakkı gibi isimlerin temsil ettiği yenilikçi İslamcılık akımıdır bu. Bu akım İslam’ın aslî mesajını tarih boyunca oluşan yorumlarından ayırmak anlamında “öze dönüş” fikrini esas aldığı için ve bu bağlamda 14. yüzyıl âlimlerinden İbn Teymiye’nin ıslahatçılığına bağlanan bir fikir zincirine eklendiği için “ikinci devir Selefilik” olarak adlandırılır.

İslam inancını, tarih içinde gerçekleşen kültürel etkileşimler sonucunda dışarıdan gelen yabancı kültür unsurlarından ve batıl inanışlardan arındırmak isteyen İbn Teymiye’nin felsefeyi ve tasavvufu da dışlayan katı tutumu yüzyıllar sonra içe kapanmacı ve şekilci bir din anlayışına dayanan Vahhabiliğin de ilham kaynağı oldu. Böylece “Selefi” adlandırması bir taraftan -Mehmet Akif, Muhammed İkbal gibi- yenilikçi İslâmcı aydınları, öbür taraftan ise Usame bin Ladin veya Ebubekir Bağdadi benzeri fanatik figürleri kapsayacak şekilde kullanılabiliyor bugün.

***

Sözün özü: Aşırılığın iki ucu olan ifrat da tefrit de bir yerde aynı problemin iki sonucu. Akılcılığı ve irade hürriyetini terk ettiğinizde kula kulluk ve fanatizm kapılarını açıyorsunuz.

Radikal politik hareketleri besleyen sosyolojik problemler ise bir başka konu…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.