Milli mutabakatla müebbetine..

Yıldıray Oğur

Bu bayram namazında tıklım tıklım dolan camilerden biri Kocaeli’nin Darıca ilçesinin merkezindeki Hacı Tahir Kavala Camii’ydi.

1950 yılında bu camiyi yaptıran Hacı Tahir Kavala, şimdi Yunanistan’a bağlı olan Kavala şehrinin Sarışaban kasabasına bağlı Bayramlı köyünde doğmuş, mübadelede kardeşi Hacı Hüseyin ile birlikte aileleriyle Türkiye’ye gelip Darıca’ya yerleşmişti.

Büyük dedeleri Hasan Bölükbaşı adlı bölgede nam salmış bir Yeniçeri bölükbaşısıydı.

Soyadı Kanunu’nda kardeşlerden biri bu namı sürdürmek için Bölükbaşı’nı, Hacı Tahir ise geldikleri şehrin adı olan Kavala’yı soyadı olarak seçti.

Kavala’da tütün tüccarlığı yapan aile, Türkiye’de de bu işe devam etti. İşler büyüdü.

Hacı Tahir Bey, 1937 yılında İzmir’de tütün işleme fabrikası kurdu.

Aile Türkiye’nin en önde gelen tütün ihracatçılarından biri haline gelmişti.

Zenginleşen Kavala ailesi Darıca’dan İstanbul’da taşındı. Şirketin merkezi Galata oldu. Göztepe’de bir köşkte oturmaya başladılar.

1961 yılında vefat eden Hacı Tahir bey 50’li yıllardan itibaren işleri oğlu Mehmet Kavala’ya bırakmıştı.

Tütün ihracatçılığına devam eden Mehmet Kavala, Volvo araba, Normag traktör, Minerva dikiş makinesi, Java motosikletin de aralarında olduğu dişçi malzemelerinden asansöre kadar pek çok markanın Türkiye mümessilliklerini aldı.

Ailenin şimdi hatırlanmayan zenginliğine sadece iki örnek vermek gerekirse;

Alarko’nun kurucularından İshak Alaton, iş hayatına Mehmet Kavala Müesseseleri’nde başlamış, sanayici Zühtü Şenyuva’nın ilk işi de Kavala’nın Volvo bayiliğini yapmak olmuştu.

1980’lerin başına gelindiğinde 30’u aşkın şirketten oluşan Kavala Şirketler Grubu Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden biriydi artık.

1982 yılında Mehmet Kavala, ani bir şekilde hayatını kaybetti.

Şirketin yönetim kurulu başkanlığına eşi Necla Kavala geçti.

Ama şirketin esas yönetimi o sırada yüksek lisans eğitimi için ABD’de olan 25 yaşındaki ailenin tek erkek çocuğuna kalmıştı.

Osman Kavala’ya…

Robert Kolej’in ardından ODTÜ’de İşletme, Manchester Üniversitesi’nde Ekonomi okuyan Kavala, yüksek lisans için New York’taydı.

Ama vaktini Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden birinin veliahtı olmaya hazırlanmaktan çok devrimci aktivizmle geçirmişti.

Türkiye dönmeden birkaç ay önce pasaportunu çaldırdığı için hapis yattığı Peru’yu birlikte turladığı Robert Kolej’den yakın arkadaşı Sevan Nişanyan, o günleri şöyle anlatıyor:

“Bundan birkaç ay sonra aniden babası öldü. Osman apar topar Türkiye’ye döndü. Memleketin en büyük şirket gruplarından birinin başına geçti.

New York’tayken bulaşmadığı devrimci hareket, katılmadığı anti-emperyalist eylem kalmamıştı. Dönmesinden aylar sonra şöyle telefon görüşmeleri olmaya devam etti:

- Alo, biz Güney Afrika Devrimci Halk Kurtuluş Kongresi.

- E?

- Cumartesi günü protesto yürüyüşü var. Filistin Devrimci Sosyalist Grubu da katılıyor. Osman arkadaşı tertip komitesine alacağız.

- Maalesef Osman Türkiye’de.

- Amanin! Tutuklandı mı? İşkence görüyor mu?

- Yok. Türk Hava Kuvvetlerine F-5 uçağı satıyor galiba.

-Öh.”

20’li yaşların ortasında kendi tercihi olmadan başına geçtiği babasının Kavala Şirketler Grubu, 114 milyon dolar ihracat yapan 40 şirketten oluşan adı öyle olmasa da dev bir holdingti artık.

Grup bünyesinde 30 milyon dolar ihracat kalemine sahip dededen kalma Türkiye’nin en büyük tütün tesisi, Türkiye’nin turşu ithalatının yüzde 40’ının yapıldığı Afyon ve Turgutlu’daki turşu fabrikaları, turizm şirketleri, oteller, Sabancı’larla rakip olan bir kumaş işleme fabrikası, Sivas’ta bakır, çinko, kalay madeni, Finlilerle ortak asönsör şirketi vardı.

Şirketin yönetimini devralan Kavala ve yakın akrabalardan oluşan şirket ortakları o yıllar için vizyoner bir adımla daha teknolojik alanlara yöneldiler.

Elektrik devre kesicisi üreten bir tesis, bankalara işletim sistemi kuran bir yazılım şirketi, Türkiye’ye ilk kişisel bilgisayarlar olan Commodore 64 ve Amigaları getiren bilgisayar şirketi Teleteknik, F-16’lara elektronik harp sistemi takan Loral adlı Amerikan şirketinin temsilciliğini yapan ve 1986’dan 1994’e kadar Kavala grubu içinde yer alan Mikes o şirketler arasındaydı.

1988 yılında grup bünyesinde daha sonra şirketin zor günler yaşamasına neden olacak Birleşik Yatırım Bankası kurulmuştu.

90’ların başında bu şirketlere Türkiye’nin en büyük cep telefonu ithalatçısı olan KVK’daki bir “K”lık ortaklık eklendi.

Ama genç işadamı Osman Kavala, 80’lerde ve 90’larda işadamı kimliği kadar solculuğuyla da gündemdeydi.

Hem Turizm Yatırımcıları Derneği’nin hem de Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin, Türk Yunan Dostluk Derneği’nin kurucuları arasındaydı.

Hem TÜSİAD üyesiydi hem de şirketlerinin yönetici pozisyonlarında Asaf Savaş Akat, Seyfettin Gürsel gibi sosyal demokrat diye bilinen isimleri getirmişti.

80 öncesi Türkiye’ye getirdiği bir minibüsü Fatsa belediye başkanı Terzi Fikri’ye hediye eden Kavala, 80 sonrasında darbenin ardından çıkan ilk muhalif yayınlardan Yeni Gündem dergisinin ve İletişim Yayınları’nın kurulmasına katkı yaptı.

İnsan hakları, ifade hürriyeti mücadelelerinde, şimdi adamı olmakla suçlandığı ABD’nin Körfez Savaşı’na, 1993’deki Sivas Katliamı’na karşı yayınlanan bildirilerde en önlerde onun imzasını görmek mümkündü.

Bu yüzden 90’larda adı çoktan “kızıl milyarder”e çıkmıştı bile.

Ama aynı zamanda bütün sağcıların ezbere bildiği, muhtemelen hakkında müebbet kararı veren hakimin ofisinde de asılı olan Şeyh Edibali’nin Vasiyetnamesi’ni yazan, romanları Türkiye’deki Osmanlı fikrinin canlanmasına büyük katkılar yapmış Tarık Buğra’nın damadıydı.

Teyzesinin eşi Medine Müdafi Fahrettin Paşa’nın oğlu Selim Türkkan Paşa’ydı. Onun iki oğlu yani Fahreddin Paşa’nın iki torunu Ömer ve Zeki Türkkan, Osman Kavala’nın hem kuzenleri hem de Kavala Şirketler Grubu’ndaki ortaklarıydı.

Kavala’nın sonradan çok eleştiri alan F-16’lara harp sistemleri satan Mikes’teki ortakları da Fahreddin Paşa’nın torunları olan bu iki kuzeniydi.

1944’de tabutluklarda yatmış Türk milliyetçisi profesör Reha Oğuz Türkkan da Osman Kavala’nın uzaktan kuzenlerinden biriydi.

Dedesinin Bölükbaşı soyadlı kardeşinin ailesi ise Meral Akşener ile kuzen olmuş, Kavala ve Akşener ortak kuzenlerinin düğününde bir araya gelmişti.

Yani ortada 1930’lardan beri Türkiye’nin en varlıklı ailelerinden birinin veliahtı olan, en az 40 yıldır yaptıklarıyla gazetelerde yer alan, adı 90’larda çoktan kızıl milyardere çıkmış solculuğunu gizlemeyen bu hikayesi dışında gizemli bir yanı olmayan genç bir işadamı vardı.

Peki bu işadamı nasıl 60’lı yaşlarına girerken “Kızıl Soros”, “dış güçlerin adamı”, “darbeci”, “Gezi olaylarının organizatörü” ilan edildi ve 2022 yılında müebbet hapis cezası alacak bir devlet düşmanına dönüştürüldü?

Neden iktidar tabiri caizse ona bu kadar kafayı takmıştı? Neydi özelliği?

Bu soruların cevabı Kavala Şirketler Grubu’nda 90’ların ortalarından itibaren işlerin bozulmasıyla başlıyor.

Turizmde yaşanan kriz, 30 farklı sektörde faaliyet gösteren şirketlerin artan borçları, 95 krizi ile grup o yıllarda sarsılmaya başlamıştı.

Bu düşüşte muhtemelen parasını bankada unutacak kadar kapitalizme uzak Osman Kavala’nın tam anlamıyla kitabına uygun bir işadamı olamamasının da katkısı vardı.

90’ların ortalarından itibaren grup elindeki şirketleri satmaya başladı.

F-16’lara harp sistemi yapan Mikes de 1994’de satılan şirketlerden biriydi.

Gruba esas darbeyi ise 1998’de grubun bankası Birleşik Yatırım Bankası’nın faaliyet izninin durdurulması vurdu.

Mevduat değil, yatırım bankası olan bankanın yönetimi 1999’da TMSF’ye geçti.

İşlerin bozulduğu bu dönemde, yaşanan nakit ve satış sorunları sırasında şirketin ortağı olan asker kökenli kuzenler Türkkan ailesi üzerinden bir ara Sedat Peker’le de yolları kesişti.

2000’lerin başında artık işlerini büyük ölçüde tasfiye etmiş bir Osman Kavala vardı.

Artık sadece istediği işleri yapabilecekti.

2002 yılında Anadolu’daki farklı kültürler, azınlıklarla ilgili kültürel faaliyetler yapmak üzere Anadolu Kültür AŞ.yi kurdu.

Anadolu Kültür’ün ilk projesi Diyarbakır Sanat Merkezi’ydi.

Daha sonra dededen kalma İstanbul’daki tütün deposu Depo adlı bir kültür sanat alanına dönüştürüldü.

Bu arada siyasetle ve sivil toplumla yakından ilgilenmekteydi.

1961’de Nejat Eczacıbaşı öncülüğünde kurulan ve 1994’de Can Paker ve İshak Alaton’un girişimiyle vakfa dönen TESEV’in yönetiminde yer aldı.

1999’da Sabancı Üniversitesi’nin kuruluş çalışmaları sırasında yapılan bir arama konferansı için Türkiye’ye gelen George Soros’un Can Paker ve İshak Alaton’la tanışması sonrasında 2001 yılında İstanbul’da açılan Açık Toplum Enstitüsü’ne babasının arkadaşı İshak Alaton’un teşvikiyle kurucu oldu.

Osman Kavala etrafında yıllar sonra bir hapishaneye dönecek komplo teorisinin ilk tuğlaları bu sırada dizilmeye başlandı.

İmece usulü herkesin katkı verdiği bir komplo teorisiydi bu.

Yıl 2004.

2000 yılında Sırbistan, 2003’de Gürcistan, 2004’de Ukrayna’da halk isyanları eski rejimlerden kalma iktidarları yıkmıştır.

Gül Devrimi, Turuncu Devrim adlı isyanlara kısaca “Renkli Devrimler” adı verilmiş, bu peş peşe devrimlerin doğal olmadığı, arkalarında Soros ve Batılı güçlerin olduğu fikri özellikle sol dünyada ve Türkiye’de dolaşıma girmişti.

2001 yılında İstanbul’da açılmış Açık Toplum Enstitüsü bu günlerde dikkat çeker.

2002 yılında iktidara gelen AK Parti’nin AB reformları, demokratikleşme, sivilleşme adımları ve Kıbrıs’ta çözüm adımlarına karşı asker ve sivil kanatları olan ulusalcılık yükselmiştir.

Annan Planı, Ermeni Konferansı, Kürt Konferansı, 301 davaları tansiyonu yükseltir.

Ulusalcılara sivil toplum beşinci kol faaliyetidir ve BOP projesinin eş başkanı olan AKP iktidarına hizmet etmektedir.

En nefret edilen STK’lar listesinin tepesinde ise AK Parti iktidarının demokratikleşme, sivilleşme, AB adaylığı politikalarına faaliyetleriyle destek veren TESEV ve ona destek veren Açık Toplum Enstitüsü vardır.

Özellikle ordu TESEV’in sivilleşme ve Kürt meselesi çalışmalarından rahatsızdır. Açık Toplum Enstitüsü eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Marthi Ahtisari başkanlığında kurduğu bir akil insanlar heyetiyle Türkiye’nin AB adaylığı için lobi yürütmektedir. Bu sırada George Soros üç kez Başbakan Erdoğan ile bir araya gelmiştir.

Soros-TESEV- AK Parti ilişkisi ilk kez 24 Nisan 2004’de ulusalcı çizgide yeniden yayınlanmaya başlayan Nokta Dergisi’nin kapağına çıka.

“Soros Türkiye’de neyin peşinde?” başlıklı kapak dosyasında adı geçen isimlerden biri de işadamı Osman Kavala’dır.

(Haberi aynen alıntılayan Evrensel gazetesinin linki

https://www.evrensel.net/haber/147202/turkiye-deki-marifetleri)

Bu haberi “devletin denetim birimlerinden eline ulaşan” bilgilerle yazan Cumhuriyet yazarından okuyalım:

“Çok değerli gazeteci Ümit Zileli ile 2003 yılında Nokta dergisini çıkarıyorduk. Kapağın konusu devletin denetim birimlerinden elime ulaşan ilişkiler zinciriydi...

Belgeler, ünlü para sihirbazı George Soros’un Türkiye’de kimlerle; hangi STK’lerle, işadamları ve akademisyenlerle işbirliği yaptığını anlatıyordu...

“Demokrasi” vaadi ile ulus devletlerde “sivil darbeler” yapan Soros’un ipliğini pazara çıkaran araştırmam büyük yankı bulmuştu.

O dönem Soros’un Türkiye’de Açık Toplum Enstitüsü, Helsinki Yurttaşlar Derneği vb. birçok STK’yi finanse ettiğini belgeleri ile yazmıştım.

Yine o günlerden iki isim... Osman Kavala ve Can Paker... Soros’un örümcek ağı örgütlenmesinin Türkiye’deki en önemli ortaklarıydı...”

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/tuncay-mollaveisoglu/anayasa-kazani-ne-doguracak-1812588

Aynı yıl Mustafa Yıldırım adlı bir araştırmacı, nasıl elde ettiği meçhul bazı sivil toplum kuruluşlarının faaliyet raporlarına dayanarak Sivil Örümceğin Ağında adlı daha sonra bestseller olacak bir kitap yazar.

Kitapta Türkiye’de AB, Avrupa ülkeleri ve ABD’li vakıf ve kuruluşlardan fon alan bütün sivil toplum örgütleri yurtdışından para alarak rejimi yıkmaya çalışan beşinci kol faaliyetleri olarak anlatılmaktadır.

Suçlamaların odağında yine Batı destekli olduğu iddia edilen AK Parti iktidarı vardır.

TESEV ve Açık Toplum Enstitüsü’ne özel bölümler ayrılan kitapta Osman Kavala’nın adı iki kez geçmektedir. Esas suçlamalar ise Can Paker ve İshak Alaton’a yönetilmektedir.

Yıl 2005.

Aynı iddialar bu kez AK Parti’ye yakın İslamcı sekizsutun.com sitesinde görünür.

Osman Kavala’nın içinde olduğu bir grup aydın ve sivil toplumcu Kürt sorunu ile ilgili Başbakan Erdoğan ile görüşme yapmış, Erdoğan da bu görüşmeden sonra Diyarbakır’a giderek “Kürt sorunu benim sorunum” diyerek ilk çözüm sürecini başlatmıştır.


Osman Kavala, görüşmenin en dikkat çekici isimlerinden biridir. Gazetelere verdiği röportajlarda Başbakan Erdoğan’ın açılımına destek verir.

Tam bu günlerde ilk kez ondan “Türk Soros”u diye bahsedilen yazı sekizsutun.com sitesinde çıkar:

"İlginç Bir Portre: Başbakanla Görüşen "Türk Soros":

“Belli ki Kavala, bundan böyle daha fazla perdenin önünde olacak. George Soros, bildiğiniz gibi Doğu Bloku'nu çökerten adam olarak ünlü. Doğu Bloku aydınlarını maaşa bağlayan, halk hareketleri örgütleyen, buna son yıllarda Kafkasya'da yeni bir uygulama alanı bulan Soros, Türkiye'de de etkin. Kavala da Soros'a hem benziyor, hem de onunla birlikte çalışıyor. Kavala, 1957 doğumlu. Henüz epey genç. 80'ine merdiven dayamış Soros'un şöhretinin ancak 1990’1ı yıllarda patladığı düşünülürse, Kavala'nın biraz daha vakti var."

2005 yılında yazılmış bu yazı 2022 yılında Kavala’nın müebbet hapis cezası alacağı iddianameye de delil olarak girecektir.

Osman Kavala, Anadolu Kültür AŞ dışında Irak işgaline karşı kurulmuş Barış Girişimi, Hrant’ın Arkadaşları, Baskın Oran seçim kampanyası, Kürt meselesi, azınlıklar, ifade hürriyeti ile ilgili tartışmaların ve eylemlerin hepsinde yer alan İstanbul sivil toplumunun önemli bir ismidir artık.

2006’da PKK’ya karşı silah bırakma çağrısı yapan, 2007’de AK Parti iktidarına karşı e-muhtıraya tepki gösteren bildirilerin ilk imzacıları arasındadır.

2008’de Ergenekon operasyonlarında Türkan Saylan’ın gözaltına alınmasına karşı çıkmış, 2009 KCK, 2010’da Balyoz davalarına eleştirel tutum almış, 2010 referandumunda boykot çağrısı yapan grubun içinde yer almıştır.

Ve Mayıs 2013.

Gezi Olayları başlar.

Tabii ki Kavala da Gezi’dedir. O günlerde olaylarda yönetici olmadığını tek başına ispata yetecek bir fotoğrafı iktidara yakın bir sitede böyle haber olmuştu.

Kavala ile ilgili komplo teorisine en büyük tuğlalardan biri bu sırada yerleştirilir

O zamanki adıyla cemaatçi polisler tarafından.

Gezi olayları sürerken, “Gezi olaylarının arkasında Soros var” tezi önce Emniyet kaynaklı haberlerle Türkiye ve Yeni Şafak gazetelerinde görünür.

Haberlerin kaynağı 15 Haziran 2013 tarihli İstanbul Emniyeti Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı Nazmi Ardıç imzalı bir fezlekedir.

Fezlekedeki iddia özetle şudur:

“Sırbistan’daki renkli devrimi yapan Otpor lideri İvan Maroviç'in tiyatrocu Mehmet Ali Alabora ve ekibiyle Kahire'de görüştü, görüşmeden sonra Türkiye'ye dönen grup 'Mi Minör' adlı oyunun provalarına başladı ve böylece Gezi Parkı eylemini başlattılar. Adı spekülasyonlarla anılan George Soros isimli şahıs tarafından kurulan Açık Toplum Enstitüsü Danışma Kurulu üyesi olan Mehmet Osman Kavala’nın organizatör ve finansör olduğu ve adı geçen şahısları yönlendirdiği, şahısların Mısır’da olduğu sırada Kavala’nın da 11-14 Temmuz 2012 tarihi arasında yurtdışında olduğu tespit edilmiştir.”

Bu iddia bir polis fezlekesinden ibaret kalmaz. Alabora, Kavala’nın aralarında olduğu isimler hakkında dinleme ve fizik takip kararları alınır.

Ama daha sonra birkaç ay boyunca yapılan bu dinleme ve takiplerin Kavala’nın da içinde olduğu geniş bir kısmı arşive kaldırılır.

Toplanan delillerin bir kısmıyla ise Muammer Akkaş imzalı bir dava açılır. Aralarında Mücella Yapıcı’nın da olduğu yargılanan 26 kişi 2015 yılında beraat eder.

Osman Kavala ve yedi kişi ise 9 yıl sonra arşivden “yeniden kıymetlendirilerek” indirilen bu fezlekedeki iddialar ve deliller üzerine kurulmuş bir iddianameyle yargılanıp, ceza alacaklardır.

Gezi Olayları sürerken cemaatçi polislerin bu komplo teorisini destkeleyen sözler beklenmeyen bir yerden geldi.

TESEV’in başkanı, Açık Toplum Vakfı’nın kurucusu Akil İnsan işadamı Can Paker’den.

2013 Temmuz ayında Paker’in “Geriye Bakmak Yok” adlı nehir söyleşisinden oluşan hatıratı yayınlandı.

Hatıratta o güne kadar az kişinin farkında olduğu Açık Toplum Vakfı’ndaki yol ayrımını anlatmıştı.

Kavala ile birlikte ceza alan o günkü vakfın Genel Koordinatörü Hakan Altınay, Balyoz davasına karşı eleştirel bakılmasını savunurken -Altınay, 18 yıl hapis cezası aldığı iddianamede FETÖ ile işbirliğiyle suçlanıyor- vakfın başındaki Can Paker buna karşı çıkmış, konuya Açık Toplum’un yönetimi de müdahil olmuş, Paker’in yerine kuruculardan Kavala’nın geçmesini istemiş, İshak Alaton da buna destek vermişti.

Paker’in anlatımı buydu.

Kitapta Paker, Soros ve Açık Toplum’un AK Parti’ye karşı yön değiştirmesinin dönüm noktası olarak 2009’da Davos’ta Erdoğan’ın one minute çıkışını işaret etmişti:

“Soros, Macar Yahudisi’dir. Bu yoruma göre, One Minute ve Mavi Marmara’dan sonra, Başbakan İsrail’i karşısına aldıktan sonra, harekete geçildi. Ben bunu bilmiyorum.”

Bu suçlama Açık Toplum Türkiye’nin sert bir açıklama yapmasına neden oldu:

“George Soros'un Yahudi olduğu için İsrail'in çıkarlarına göre hareket ettiği ve Açık Toplum Vakfı’nı bu doğrultuda tavır almaya zorladığı saçma sapan bir iddiadır. George Soros, vatandaşı olduğu ABD’nin uyguladığı bazı politikalarına karşı çıktığı gibi, İsrail devletinin uyguladığı politikalara da sert eleştiriler yöneltmiş biridir. Bu, aynı zamanda, utanç verici bir iddiadır. Bu iddiayı ciddiye alanlara, tartışmaya açanlara ve gazetelerdeki köşelerine taşıyanlara, antisemitizmin bir ırkçılık çeşidi sayıldığını hatırlatmak isteriz.”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/acik-toplum-vakfindan-can-pakere-zehir-zemberek-sozler-24510759

Paker’in 27 Temmuz 2013’de Gezi Olayları sürerken Türkiye gazetesine verdiği röportajda sorulan iki soruya verdiği cevaplar dikkat çekiciydi:

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/58011.aspx

“Gezi Parkı Soros'un mimarisi mi?

Ben bir sivil toplum kuruluşunun başındayım, bir. İkincisi bir kişiliğim var. Gezi Parkı, Soros'un yol haritası mı, bekleyip görmek lazım. Bunu ancak istihbaratçılar bilir.

Soros, muhaliflere Gezi Parkı'nda destek vermiş olabilir mi?

Açık Toplum Vakfı ne şekilde organize eder ya da yapar mı, yapmaz mı bilmem. Türkiye'de halk ne istediğini iyi biliyor. Türkiye toplumu artık istikrarını ve iktidarını kaybetmemeye kararlı. AK Parti, tabanının ve diğer toplumsal kesimlerin özlemlerini yerine getirilecek şekilde ilerliyorsa, iktidarda kalır.”

Yıl 2015.

Çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlanmış. 7 Haziran seçimlerinde AK Parti çoğunluğu kaybetmişti. Koalisyon hükümeti denemelerinin sürdüğü günler.

Osman Kavala’nın adı Öcalan’la HDP arasındaki İmralı görüşmelerini yayınlayan Milliyet gazetesinin ünlü haberinde geçmişti:

“Sırrı Süreyya Önder: Başkanım her şeyi konuştuk. Bir de başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok hassas. Osman Kavala'nın size selamları var. Totaliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediyorlar.

Öcalan: Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey'in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz."

Dolmabahçe Mutabakatı’nın ardından HDP lideri Demirtaş’ın parti grubunda özellikle Türkiye solunda ve muhalif çevrelerdeki bu endişeleri bastırmak için söylediği “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışı da Kavala’ya bağlanmıştı.

7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 ile beklenmedik bir başarı kazanan HDP’nin kutlama mekanı da Kavala’nın Cezayir Lokantasıydı.

Tam o günlerde Sabah gazetesinde bir Osman Kavala yazısı yayınlandı:

“Cihangir Cephesi’nden Osman Kavala” başlıklı yazıda daha sonra Cumhurbaşkanı’nın da tekrarlayacağı “Kızıl Soros” tabiri ilk kez kullanıldı:

“Adı, bildiri yazmaktan Birgün'ü finanse etmeye kadar geniş bir spektrumda siyaseti sermayeyle beraber yönlendirme gücüne binaen 'kızıl Soros'a çıkmış olan Kavala'yı, Milliyet'e HDP'nin sızdırdığı İmralı tutanaklarında da görecektik”

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hilalkaplan/2015/08/26/cihangir-cephesinden-osman-kavala

Kavala, Radikal gazetesine yazdığı bir yazıyla bu yazıya cevap verdi:

“…bu eş zamanlı medya taaruzu bana normal bir gazetecilik olayından çok, bir karalama kampanyası başlatma çabası gibi görünüyor. Temelsiz suçlamaların kafa karışıklığı yaratmasını bir nebze önleyebilmek için birkaç noktayı aydınlatmak ihtiyacı duyuyorum.”

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/osman-kavaladan-karalama-kampanyasi-aciklamasi-357037

Mart 2016.

Bu kez Sabah gazetesinin tam zıddı bir cephededir sıra; Yurtsever Cephe’de…

Türkiye Komünist Partisi’nde yöneticilik ve Yurtsever Cephe’de sözcülük yapmış, bu sırada İncirlik’ten Dolmabahçe’ye yürümüş, TKP’nin milletvekili ve belediye başkan adayı olmuş, 2014 yılına kadar da Sol gazetesinde yazmış, kendisi de Gezici olan eski yüzbaşı Murat Papuç, hala bilinmeyen bir sebeple 28 Mart 2016 günü İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne giderek Gezi ve Osman Kavala hakkında bir ifade verir:

“…sivil toplum gönüllüsü ve finansörü olarak gözüken Mehmet Osman KAVALA'nın barış temalı çalışma ve projelerin, azınlık hakları ve çevre duyarlılığı, düşünce özgürlüğü gibi projeleri ve dernekleri destekleyen oluşumların kurucusu ve finansörü olduğunu, bu kuruluşların Türkiye'deki çatı örgütü olan ANADOLU KÜLTÜR, TESEV gibi STK'lar arasında para akışını sağlamasının tesadüf olmadığını, sadece Türkiye'de değil bütün dünyada rejimleri değiştirecek toplumsal hareketleri organize eden AÇIK TOPLUM VAKFI ile irtibatlı olmasının rastlantı olmadığını, açık kaynaklardan da bu AÇIK TOPLUM VAKFI'nın koordinatör ve finansörünün George SOROS olduğunun bilindiğini, Osman KAVALA'nın Türkiye'nin SOROS'u olarak nitelendirildiğini, Türkiye'de sıralanan bu başlıklarda bir şey yapacak olan kurumun ve kuruluşun Osman KAVALA'yı bulduğunu, toplumsal hareketi bir fırsat olarak gören sol fraksiyonlu yapıların bu büyük tabloyu bilmeyerek veya çoğunluğu bilerek bu bir fırsattır argümanıyla hiç yan yana bulunamayacakları düşünülen sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelebildiklerini..Osman Kavala’nın Türkiye'nin SOROS'u olarak anıldığını, Gezi olayları ile özdeşlik kurulan Dünya'daki birçok kalkışmanın renkli demokrasi devrimi olarak lanse eden ve bu amaçlı uluslar arası STK’lara para, lojistik, kaynak, insan sağlayan Açık Toplum Vakfının Türkiye'deki bütün organizasyonlarını yapan kişi olduğunu, Gezi olaylarının kitleselleşmesi, yaygınlaşması ve süreklileşmesi için uluslararası kaynakları, STK’lar üzerinden Gezi olaylarına ve onun simgesi haline gelen Gezi Parkına taşıdığını..”

Papuç’un ifadesinde Kavala’yla birlikte çalıştığını iddia ettiği, daha sonra Kavala ile birlikte sanık olacak Can Atalay, Mücella Yapıcı’nın da adları geçmektedir.

Bu ifade iki yıl sonra 2018 yılında Osman Kavala dışındaki isimlere yönelik başlatan Gezi operasyonu sırasında, soruşturmayı başlatan ifade olarak tutuklama taleplerinde ortaya çıktı.

Bir yıl sonra da Gezi Davası iddianamesine girdi.

https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/facebook-postu-olabilecek-iddialarla-tutuklanmak-8446#

Böylece Kavala’ya karşı örülen duvara komünist ve Geziciler de tuğla koymuş oldu.

Mayıs 2016…

Artık duvar büyümektedir.

Akşener ve arkadaşları MHP içinde kongre mücadelesi verirken, “Kızıl Soros Kavala” yayınları yeniden başlar.

Bu kez hedef Kavala’nın kuzeni olduğu iddiasıyla Akşener’dir.

2004’den bu yana ulusalcı, İslamcı, Soroscu, iktidar yanlısı, komünist kişilerin elden ele dolaştırdığı iddialar bu kez Yeni Şafak’ta tekrarlanır, ardından da yeni iddialar ileri sürülür:

“Ölüsü, dirisi, Palalel'i, PKK'lısı, eski ülkücüsü birleşmiş MHP'de kurultay istiyor tamam da Kızıl Soros lakaplı Osman Kavala bu noktada nerede duruyor?

Bir kaynağım aradı ve şunları söyledi:

“Osman Kavala ile Meral Akşener teyze çocuklarıdır. Hatta Bodrum'da bir nikah töreninde birlikte şahitlik yaptılar.

Osman Kavala, Meral Akşener aleyhine sol medyada haber çıkmasını önlüyor.”

Kavala, köşe yazarına açıklama göndererek Akşener’le kuzen olmadıklarını ama ortak bir kuzenleri olduğunu söyler ama yazar açıklamadan tatmin olmadığını söyleyip yazılarına devam bir süre daha devam eder.

Ve 15 Temmuz darbesinden beş gün sonra…

20 Temmuz 2016 günü Kavala’nın bir yıl sonra tutuklanmasına neden olacak soruşturmanın fitili Sözcü gazetesinde yakılır.

“Darbeyi izleyen bir çift göz” başlıklı yazıda o ana kadar bilinmeyen bir iddia vardır:

“Fethullah Gülen’e sürekli övgüler düzen “Ilımlı İslam” teorisyenlerinden Henri Barkey, darbe gecesi İstanbul Büyükada Splendid Palace’da konuktu. Niye acaba?”

https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/darbeyi-izleyen-bir-cift-goz-1322280/

Bir cümleyle fitili ateşlenen iddia üç gün sonra bu kez Türkiye gazetesinde bir köşede daha ayrıntılı olarak işlenir:

“Henri Barkey ile hedef şaşırtıldığını ve Graham Fuller’in bizzat darbeyi yönetmek üzere darbe günü Türkiye’ye geldiğini ifade ediyorlar. Graham Fuller, Yunanistan’da Dedeağaç’a indirilen helikopterin içindeydi. Çünkü FETÖ’cü subaylara bu görev verilmişti. Helikopter Dedeağaç’a indiğinde Amerikalı görevliler oradaydı ve Graham Fuller’i alıp götürdüler.”

https://m.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/592475.aspx

İddialar birkaç sonra Sabah, Takvim, Akşam, Türkiye gazetelerinin manşetlerine çıkar.

Toplantıya katılanlar ifadeye çağrılır ama soruşturma daha fazla büyümez.

Ve bir buçuk yıl sonrası 19 Eylül 2017…

Osman Kavala, Büyükada’daki bu toplantının merkezinde olduğu iddialarla gözaltına alınmasından tam bir ay önce.

Kamuoyunda Pelikan olarak bilinen Boğaziçi Küresel’in yayınlarından Yekvücut adlı sitede iki bölümlük bir yazı dizisi yayınlanmaya başlar.

“Osman Kavala’nın Merak Uyandıran Hikayesi” ve “Osman Kavala’nın Sivil Şebekesi’ydi” başlıklı yazı dizisi çok ayrıntılı bir Kavala’nın dünü bugünü araştırmasıdır:

“Osman Kavala Türkiye’de hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğümüz bir iş adamı.

Ticari faaliyetleri, sivil toplum üzerindeki tartışmasız gücü ve hakkında cevapsız kalan bazı iddialar. Her zaman adını duyduğumuz, hep merak edilen, sürekli faal olan, bağlantıları çok güçlü bu iş adamının yeterince tanınmadığına inanıyoruz.”

https://yekvucut.com/teftis/ozel-haber-osman-kavalanin-merak-uyandiran-hikayesi/

https://yekvucut.com/teftis/ozel-haber-osman-kavalanin-sivil-sebekesi/

“Kavala’nın sivil şebekesi” içinde ismi anılanlardan arasında Kavala ile birlikte ceza alacak Hakan Altınay, Yiğit Ekmekçi gibi isimler de yer almaktadır.

Ve tam bir ay sonra 17 Ekim 2017 günü Osman Kavala Antep’ten döndüğü İstanbul’da uçakta gözaltına alınır.

Gerisi malum…

2019 yılı…

2004’den bu yana hakkında yazılan tüm yazılar, haberler, iddialar, verilen ifadeler birleşip bir iddianameye döndü.

Milli mutabakatla yazılmış bir iddianameydi bu.

Sırasıyla ulusalcılar, İslamcılar, cemaatçi polisler, iktidar destekçisi gazeteciler, Gezici komünistler, Pelikancılar hatta bazı gerçek Sorosçular eliyle imece usulü inşa edilmiş bir duvarın altında kaldı Osman Kavala.

Türkiye gibi dış dünyaya karşı şüpheci, İstanbul sermayesine, Beyaz Türklere karşı tarihsel olarak öfkeli, devletler dışında sivil aktörlerin varlığına pek inanılmayan bir ülkede inanılması çok da zor olmayan iddialardı bunlar.

Anlaşılan iktidar da ideolojik olarak kendisine çok tanıdık ve olabilir gelen bu komplo teorisine gerçekten inandı.

Bir işadamının adının Gezi’de, çözüm sürecinde bu kadar çok karşılarına engel olarak çıkmasını onun dış bağlantılarına yordular. Açık Toplum, Soros, Davos bağlantılarını birleştirdiler, bir de üstüne yurtdışından gelen tepkileri ekleyince Kavala’nın dış güçler için kritik bir isim olduğuna ikna oldular.

Halbuki Büyükada’daki eğitmen Alman vatandaşı, misyoner bir Amerikalı için ortalığı ayağa kaldıran ve nihayet özel uçakla vatandaşlarını aldıran Batılı ülkeler hukuksuzluğu kınamak dışında bu beş yılda TC vatandaşı Kavala için özel olarak bir şey yapmadı.

Osman Kavala’nın iki talihsizliği vardı:

TC vatandaşı olması ve Türkiye’de pek benzeri olmayan kentli, eğitimli, dünyayla ilişkileri olan, muhalif, aktivist, idealist işadamı profili…

Bu profil Türkiye’de kimseye tanıdık gelmedi, Kavala tam olarak Türkiye’deki hiçbir grubun kendini yakın hissettiği biri olamadı.

Paris doğumlu, uzun boylu, uzun sakallı, pek bize benzemeyen ‘ecnebi’ görünümlü birinin bütün bunları kendi inisiyatifiyle yapmış olabileceğine kimse inanamadı.

Halbuki karşımızda mübadelede anavatanına dönmüş Sarışabanlı tütün tüccarı Haci Tahir bey’in torunu, 50’lerden beri Türkiye’nin sayılı zenginleri arasında sayılan Volvo mümessili Mehmet Kavala’nın oğlu, Şeyh Edebali’nin vasiyetini yazan Tarık Buğra’nın damadı, Medine Müdafi Fahrettin Paşa’nın akrabası, Türkiye’de yazılmış en keskin burjuva eleştirilerinden Devlet ve İşadamları’nı yazmış sol akademisyen Ayşe Buğra’nın eşi 40 yıldır herkesin tanıdığı, pek çok insandan daha buralı olan bir işadamı var.

2019 yılında Silivri’de iki yıl sonra hakkında çıkmış iddianamedeki Kızıl Soros hikayelerini okurken, çok muhtemelen bütün bu hikayelere inanan memleketi Darıca’daki TÜGVA’lı gençler dedesinin camisindeki teravih buluşmasında bir araya gelmişti.

Ama o gençlere tek satırını inandıramayacağı gerçek hayat hikayesiyle, milli mutabakatla örülmüş, önyargılarla harcı sürülmüş bir duvarın altına kaldı Osman Kavala.

Halbuki hacı dedesi 1950 yılında Darıca’da yaptırdığı caminin girişine koydurduğu plakaya şöyle yazdırmıştı:

“Kalanın kadın, erkek bütün akrabalarının hayırla anılması için…”

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (20)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.